Picture of Gülsüm Karaağaç
Gülsüm Karaağaç

Fırtınalar İçinde Sığınılacak Liman

A+ A-

Var olmak için ilk adımı attığımız yerin adıdır aile. Toplumun en temel yapı taşı olarak öğretildi bizlere. En küçük organizasyon; ilişkilerin, iletişimin ilk görüldüğü yer. İşte bu sebeple nasıl bir ailede büyüdüğümüz de bundan mütevellit önemlidir. İlişkilerin donuklaştığı, her şeyin el aleme duyurulduğu, sosyal mecraların çığırından çıktığı bu modern çağda aile olmak da bir o kadar zorlaşmaya başladı. Oysa aile ruhu huzurun son noktasıydı.

Nasıl mutlu olunacağı, neye kızılıp neye sevinileceği, nasıl yemekler yeneceği, temizliğin ne olduğu, iletişim ortamının nasıl olduğu gibi birçok konu, içine doğduğumuz evde öğreniliyor. Bizim doğrumuzun başkasının yanlışı olduğunu ise evden ayrılınca öğrenmeye başlıyoruz. Oysa tek doğrunun evimizde yaşananlar olduğunu düşünüyorduk. Önce bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor, ebeveynlerimizin doğruları ile yetişiyor sonra da öğrendiklerimizle de kendimiz ebeveyn olmaya çalışıyoruz.

Görülmediğimiz yerde görülmek için uğraşıyor, duyulmadığımızda sesimizi yükseltiyoruz. Tüm bu olanları yaşarken ebeveynlik stilimiz, ailemizin en can alıcı noktasında yerini alıyor. Ya sürecin içinde doğrusunu yanlışını anlayarak yol alıyoruz ya da tek doğrunun biz olduğuna inanarak. Kas katılık hali gözümüze bir nevi perde indiriyor.

Günümüzde biricik ebeveynlerin biricik çocukları ile muhatap oluyoruz. Her çocuk özeldir bu ayrı bir mesele. Ancak bu demek değildir ki yanlışını görmeyelim, her şeyine olur veren izin verici ebeveyn tutumlarında bulunalım. Tutarsız ve izin verici ebeveyn tutumlarımızın çocuklara iyi gelmediği ve güven noktasında sıkıntı yaşamalarına da yol açtığı bilinmektedir. İnsan sosyal bir varlıktır ve fanusta yetiştirme imkânımız yoktur. Bir çiçek türü olsa ki orda bile iletişim olduğu bilinmektedir hele ki insan yaradılışının özünde iletişim vardır. İnsanın iletişimi kendine özgü ve akılcıdır. Bu sosyallikle, içinde bulunduğumuz toplumun aynası olma özelliklerini de beraberinde taşıyacaktır.  Güzel bir çevre güzel şeyler öğretmekte ancak kötü bir çevre kötü şeyler öğretmektedir.  Bununla ilgili bazı çalışmalar da yapılmıştır, genetiğin önemli olduğu ancak çevresel faktörlerin bunu belli bir miktar değiştirebileceği noktasında. İkiz çalışmaların birinde suçlu çevreden alınan ve farklı iki çevreye evlatlık verilenlerden biri tıpta cerrahi alanda uzmanlaşmışken diğeri cinayet işleyen biri olarak görülmüştür. Genetik etkiyle içimizde çözümleyemediğimiz şeyler olsa da çevresel faktörlerle süreci faydalı hale getirebilme imkanına da sahibiz. Yeter ki bu şuurla bakabilelim.

Çocuğun gelişim evresini gözümüzün önüne getirdiğimizde; evden ayrılıp kreşe başlama, anaokuluna gitme vs. derken daha disiplinli süreç olan ilkokul aşamasına geçme ile bazı alarmların çalması ihtimali kaçınılmazdır. Kreş/ anaokulu süreçlerinde de alarm çalabilir ki çalıyor da. 3 yaşına geldiği halde konuşma süreci sekteye uğramış bir çocuğu iyileştirecek olan yer kreş değildir. Şu dipnotu geçmeden de edemeyeceğim; otizmle ilgili aldığım bir eğitimde hocamız 3 yaşına geldiği halde çocuk konuşmuyor ancak aile, babası da zaten geç konuşmuştu diyorsa burada genetik bir problem olduğunu söylemişti.  Yani ailede de bazı durumların olması o yaşanılan şeyi normalleştirmez, kökensel bir sorun olduğunu gösterir. Bu sorunu bir noktada çözmeye çalışmak gelecek nesillerin de sağlıklı bir yaşam sürmesinin önünü açacaktır.

Ülkemizde son zamanlarda okullarda yaşanan olaylarda tek bir noktayı ele almak, olaya tek bir yerden bakmak elbette doğru bir çıkarımda bulunmamızı engeller.  Bütüncül bakmak gerekmektedir. Ancak bu bütüncüllüğün önündeki en önemli faktör aile faktörüdür. Aile huzurun yeridir, önemlidir ama nasıl bir aile? Sorunları hasır altı eden değil sorunlara akılcı çözüm bulmaya çalışan, bir problem olduğunda o problemi görmezden gelen değil onun için ne yapabilirim ile dertlenen bir aile, ailenin temelini de sağlamlaştırır. Hiçbir aile yoktur ki sorun yaşamasın da her günü gül bahçeleriyle geçsin.  Aile dediğimiz olgu; birkaç kişinin bir arada yaşamaya çalışması, iletişim kurması, birbirlerinin dertleri ile dertlenmesi, mutluluğu ile mutlu olması şeklinde olur. Hayata tamamen aynı pencereden bakmak değildir aile olmanın temeli. Tamamen aynı bakmak da bazen yıpratıcı olabilir. Nitekim farklılıklar hayatımızı zenginleştirir. Hayatı ortak yaşamaktır aile. Akşam yemeklerini birlikte yiyebilmektir. O birlikte yenen akşam yemeklerinin bağı nasıl güçlendirdiği de aşikardır. Herkesin odasına çekildiği, odasında yemeğini yediği belki fast food ile belki bir atıştırmalık ile geçiştirdiği o yemekten alınan zevk ile aile sofrasında alınan lezzet aynı değildir. Sürekli sorunların, hır gürün olduğu bir ailede o birlikteliği yakalamak, o aile sofrasından lezzet almak zor olsa da bir grup aidiyeti hissettirir o aile sofrası da.  Aile bir grup aidiyetidir.  Zebraların grup halinde dolaşması aslanlar tarafından oluşacak saldırıyı azaltır çünkü aslan avına tam odaklanamaz, zebraların çizgileri grupla hemhal oluşturur ve tek başınalıktansa grup her zaman zebralarda daha koruyucudur. İşte aile de bu duygu ile bizi korur, kollar ve gözetir. İyi nesiller yetiştirebilmek için iyi ebeveynler olmamız gerekiyor. Mükemmel değil sadece yeterince iyi. Kendi çerçevemizde, yapabileceğimiz koşullarda en iyisi olabilmek. Nöbetli çalışan birinin her akşam yemeğinde olması zor olabilir ama aile bilmelidir ki o aile bireyinin nöbeti olmasa aile sofrasının kaçırmayacağını ve çalışmadığı günü ailesi ile geçireceğini.

Colorful Children’s Day Art with Kids on a Giant Pencil Celebrating Beneath a Radiant Rainbow

Her dönemin kendine göre zorlukları vardır. Modern çağın da öyle. Dijitalin had safhada olduğu bu modern çağda iletişimin yüz yüzeliği yüzeyselliğe dönüştü. İletişimi sosyal mecralardan ibaret sanan bir nesil oluşmaya başladı. Bu neslin oluşmasında toplumun mikro ve makro her üyesinin payı var. İşte bu noktada aile en önemli kurtarıcıdır. Nesil yetiştirmede başat rol oynayan ailenin görev bilinci de tam olmalı. Çocukları başı boş bırakmak/ ekran başına saatlerce mahkûm etmek tam anlamıyla bir çocuk ihmalidir.  İletişim paydası altında buluşmamak da ihmaldir. Gözü kulağı açık, çocuğunu değersizleştirmeden ve tanrılaştırmadan, hatasını görüp doğruya sevk ederek nasihat hali ile değil de hal diliyle örnek olarak varlığını hissettirmek bir ebeveynin asli görevidir.   Ne yediğini önemsediğimiz kadar ne izlediğini, kiminle konuştuğunu, arkadaşının kim olduğunu da bilmemiz gerekmektedir.

Tekraren altını çizelim; aile toplumun en küçük yapısı olmakla birlikte toplumu oluşturan en değerli yapı taşıdır, sığınılacak limandır. Neslin devamındaki en temel role sahiptir. Maddi ve manevi değerlerin alınacağı ilk yerdir.  Bunların farkında olarak sorumluluk bilinciyle neslin yetişmesinde büyük rol oynamaktadır. Sağlıklı nesiller için sağlıklı aile olmak topluma olan sorumluluğumuzdur. Bu yüzden akıl, beden veya ruh sağlığımızın sekteye uğradığı durumlarda gerek kendimiz gerekse de evladımız için yardım arayışında bulunmak bireysel ve toplumsal görev bilincidir. Kendiliğinden geçmesini beklemek, hastalığın kronikleşmesine sebep olmaktadır. Harekete geçilmesi gereken yerde beklemek ise toplumsal ziyandır.