Fotoğrafların Dili
- Tarih:
Halûk İmga’nın koleksiyonundan “Ankara Hatırası”
İnsanlar yaşarlar ve ölürler. Geriye onlardan bize sadece anıları kalır. Anıları ve hatıraları gelecek nesillere bazen bir günlük, bazen de fotoğraflar ile aktarırlar. Onlar bizim hatıramız, gelecek nesillerin ise hikayesidir. Bir şehrin hikayesini ise insanlar yazar: Her bir sokak, her bir cadde, evler, dükkanlar, sinema salonları, gazinolar, devlet daireleri, camiler, kiliseler ve tekkeler… Bunlar bizim hikayemizdir.

Halûk İmga ise bize kendi fotoğraf koleksiyonunu açarak Ankara’nın hikayesini anlatmaktadır. Bu hikaye, Osmanlı’nın son dönemi olan 20. yüzyılın başından 1980’lerin Ankara’sına uzanan bir zaman yolculuğuna çıkarmaktadır bizi. Eski bir bataklık olan Gençlik Parkı’ndan bir çayır olan Cebeci’ye; Ermeni mahallelerinden Yahudi mahallesine kadar… Karış karış gezdirmektedir bize Ankara’yı.
Ankara, İlk Çağ’dan günümüze kesintisiz bir şekilde yerleşimini korumuş bir kent olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı toplumları bir arada bulundurmuş zengin bir kenttir. Ankara’ya renk katan şey de budur. Her ne kadar fotoğraflar siyah-beyaz olsa da Ankara’nın o çok kültürlü ve renkli yapısı Hisarönü mahallesinde kendisini göstermektedir. Katolik Ermenilerin de yoğun olarak yaşadığı mahallenin fotoğraf karelerinde Ortodoks Rum Kilisesi ve Ermeni Surp Krikor Kilisesi dikkati çekmektedir. Maalesef ki Osmanlı kentlerindeki yapı malzemelerinden kaynaklı olarak sıkça meydana gelen yangınlardan biri olan 1916 yangınında bu mahalle yok olmuştur. Yok olan sadece evler değil, bir kentin hafızasıdır. 1903 yılında açılan ve 1916 yılındaki yangınla beraber küle dönen St. Clément Fransız Koleji ise hasarın büyüklüğünü göstermek açısından bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Şu an yerinde ise bugün Ankara’nın en büyük kilisesi olan Aziz Teresa Kilisesi vardır. Sanki tarihin bir cilvesi gibi…
Bu kent sadece yangından kaynaklı yıkımlara şahit olmamıştır. Kasten ve bilinçli yıkımlar da bu kente çok zarar vermiş ve iyileşmesi imkansız yaralar açmıştır. Anafartalar Caddesi’nde bulunan Hoca Sinan Paşa Camii, yol genişletme çalışmalarında 1938 yılında yıkılmış ve tarihe karışmıştır.

Hacı Bayram’a baktığımızda ise Roma dönemi ile Osmanlı’nın o harika uyumunu görürüz. Friglerden kalma tapınağın üstünde yükselen iki yapı; birbirlerine düşmancasına değil, sanki kardeşçesine köşelerden birleşerek ve birbirlerinin ellerini tutuyormuşçasına bir izlenim vermektedir. İslam medeniyetinin o hoşgörüsünü göstermek açısından adeta tek başına yeterlidir. Mahmut Paşa Bedesteni, Anadolu Medeniyetleri Müzesi olmadan önce eserler Augustus Tapınağı’na konuluyormuş. Fotoğraflarda Hacı Bayram Veli, adeta binlerce yılın sahiplenicisi gibi karşımıza çıkmakta.
Bu şehir, Milli Mücadele’nin kalesi olma şerefini üstlenmişti. TBMM Birinci Binası ise bu mücadelenin yürütüldüğü yerdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Ankara Şubesi 1916 yangınında yanmış ve onun yerine Birinci Meclis binası inşa edilmeye başlanmıştır. I. Dünya Savaşı’nın getirdiği imkânsızlıklardan dolayı yarım kalan bina, eski bir İttihatçı olan Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin Ankara’yı mücadelenin merkezi yapmasıyla tamamlanarak Türk milletinin en zor günlerine tanıklık etmiştir.
Kitapta; Ankara ahalisinin kaynaşma yeri olan gazinolardan ve sinema salonlarından bahsedilmekte, önümüze fotoğraflar serilmektedir. İyi giyimli, kravatlı ve papyonlu beyler masalarda oturmakta ve içeceklerini yudumlamaktadırlar. Ankara’da sayısız gazino vardır ama en meşhurlarından biri Gar Gazinosu’dur. Nice sanatçının ve bürokratın yolu buradan geçmiştir.

O dönemin fotoğraflarında gördüğümüz Kızılay ise şimdiki kalabalığının aksine, tamamen sakin ve yeni imarlaşmakta olan bir yerdir. Bugün iğne atsan yere düşmeyecek olan caddelerin o zamanlar topraktan ara yollar olması, zamanın Ankara’yı nasıl da değiştirdiğini göstermektedir.
Kitaptaki fotoğraflara bakıp hikayelerini okudukça Ankara’ya isteyerek veya istemeyerek nasıl zarar verdiğimizi ve onu koruyamadığımızı fark ettim. Onu incitmiştik. Şehirlerimizi insana, kültüre ve tarihe göre şekillendirmek yerine yollara göre şekillendirmeyi kabul etmiştik. Önemli olan yaşanan anılar ve hatıralar değil, A noktasından B noktasına nasıl daha hızlı gidileceğiydi. Sayısız bina yıktık. Yıktıklarımızın yerine ise hiçbir şey koymadık. Sadece yollar için yıkılan eserler değil, yenisinin yapılması için yıkılan yapılar bile o kadar acı ki… Taşhan mesela, Ankara’nın hafızasında önemli bir yer kaplamışsa da Sümerbank binasının yapılması için yıkılması; veyahut Kızılay Binası ve Soysal Apartmanı…
Ankara fotoğrafları; insanların o vakur bakışları altında, binaların kendince mahir duruşlarını sergilediği, ağaçların ve derelerin süslediği bir sanat eseri gibi. Kısacası bu kitap, bizi şimdiden alıp düne götürüyor. Dünde ise sokak sokak, cadde cadde, dükkan dükkan gezerek bizim başrolde olduğumuz bir hatıranın resmini çiziyoruz.




