Picture of Mehmet Biten
Mehmet Biten

Gençliği “Risk” Değil “Potansiyel” Olarak Okumak

A+ A-

Röportaj: Doç. Dr. Yalçın Kahya

Röportajı Yapan: Mehmet Biten

Günümüzde gençlik çoğu zaman suç, şiddet, işsizlik ya da toplumsal uyumsuzluk gibi başlıklar üzerinden tartışılmaktadır. Oysa gençliği yalnızca “sorun” kategorisi içinde değerlendirmek hem sosyolojik açıdan eksik hem de toplumsal gerçekliği daraltan bir bakış üretmektedir. Gençlerin yaşadığı kırılmalar; ekonomik eşitsizlikler, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, dışlanma biçimleri ve geleceğe dair belirsizliklerle yakından ilişkilidir. Buna karşın gençlik, aynı zamanda toplumsal dönüşümün, yaratıcılığın ve değişim kapasitesinin en güçlü taşıyıcısıdır. Modern toplumlarda gençlik; geçmişin deneyimleri ile geleceğin imkânları arasında yeni toplumsal yollar kuran dinamik bir alandır. Bu nedenle gençliği kontrol edilmesi gereken bir risk alanı değil; desteklenmesi, anlaşılması ve güçlendirilmesi gereken toplumsal bir potansiyel olarak değerlendirmek gerekir.

Bu röportajda gençlik, yalnızca sorun ve risk ekseninde değil; toplumsal enerji, umut ve dönüşüm kapasitesi üzerinden ele alınmaktadır. Gençlerin toplumla, zamanla ve gelecek fikriyle kurduğu ilişki sosyolojik bir perspektifle incelenmiş; gençlik deneyimi geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki etkileşim içinde ele alınmıştır. Ayrıca gençliğin ortak gelecek mefkûresi ve toplumsal ideal arayışı da değerlendirilmiştir.

Gençlik neden çoğu zaman toplumda bir “sorun alanı” olarak görülüyor?

Gençlik, tarihsel olarak toplumsal dönüşümün en görünür alanlarından biridir. Gençliğin “sorun” olarak görünmesi büyük ölçüde toplumsal algı, kuşaklar arası gerilim ve belirsizlik dönemlerinin birlikte ürettiği bir durumdur. Gençlik hem mevcut düzeni sorgulayan hem de henüz tam olarak sisteme entegre olmamış bir yaşam evresi olduğu için, çoğu zaman uyum problemi üzerinden okunur. Bu da gençliği doğal bir gelişim süreci yerine, kontrol edilmesi gereken bir alan gibi gösterir. Bir diğer önemli nokta, toplumsal değişimin hızıdır. Özellikle dijitalleşme, kültürel dönüşüm ve yaşam tarzlarındaki farklılaşma, genç kuşaklarla önceki kuşaklar arasında algı farklarını derinleştirir. Bu farklar çoğu zaman “uyumsuzluk” ya da “bozulma” olarak yorumlanır. Oysa bu durum, gençliğin değişimi temsil etmesinin doğal bir sonucudur.

Ayrıca medya ve kamu söylemi, gençliği çoğunlukla istisnai ve problematik olaylar üzerinden görünür kılar. Bu da genelleştirici bir algı üretir; az sayıda olumsuz örnek, tüm gençlik kategorisine mal edilir. Böylece gençlik, toplumsal gerçekliğin tamamı yerine, daha çok risk anlatılarının merkezine yerleşir. Dolayısıyla değişime en açık ve mevcut düzenle en fazla gerilim yaşayan kesim olması nedeniyle gençler, medya ve kamu söyleminde sıklıkla “risk” ya da “tehdit” kategorisi içinde tanımlanabilmektedir. Howard Becker’in etiketleme teorisine göre sapma davranışı bireyin doğasından değil, toplumun bazı davranışları “sapma” olarak tanımlamasından kaynaklanır. Bu nedenle gençlik çoğu zaman gerçek bir sorun olduğu için değil, toplumsal olarak böyle etiketlendiği için sorunlu görünür. Stanley Cohen’in “ahlaki panik” yaklaşımı da bunu desteklemektedir. Özellikle suç ve şiddet olaylarında gençlik çoğu zaman toplumsal korkuların sembolüne dönüştürülüyor. Oysa gençliği yalnızca risk üzerinden okumak büyük bir eksikliktir. Çünkü aynı gençlik; yeniliğin, dönüşümün, dayanışmanın ve toplumsal enerjinin de merkezidir.

Gençlerin şiddet ve sapma davranışlarıyla ilişkisini belirleyen temel faktörler nelerdir?

Bu ilişkiyi yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak mümkün değildir. Gençlerin yaşadığı mahalle, eğitim deneyimi, aile yapısı, ekonomik koşullar ve sosyal çevre davranış biçimlerini doğrudan etkiler. Bu nedenle gençlik, içinde bulunduğu toplumsal yapının bir yansımasıdır. Ancak aynı koşullar altında yaşayan her genç aynı davranışı geliştirmez. Bazıları dışlanma ve umutsuzluk hissi yaşarken, bazıları sanat, spor, eğitim, teknoloji veya sosyal dayanışma alanlarında kendine yeni yollar açabilir. Bu durum gençliğin yalnızca risk değil; aynı zamanda güçlü bir dönüşüm kapasitesine sahip olduğunu gösterir.

Özellikle eğitim ve istihdam dışında kalan gençlerin yaşadığı aidiyet kaybı önemli bir toplumsal sorundur. Türkiye’de gençlerin yaklaşık dörtte birinin ne eğitimde ne istihdamda olması, yapısal destek mekanizmalarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Ancak bu tabloyu yalnızca karamsar bir veri olarak okumak da eksik olacaktır. Çünkü bu durum aynı zamanda gençlere yönelik sosyal politika, eğitim, kültür, sanat ve istihdam alanlarında yapılacak yatırımların ne kadar dönüştürücü sonuçlar üretebileceğini göstermektedir.

Gençliğin zamanla kurduğu toplumsal ilişkiyi nasıl anlamlandırmak gerekir?

Gençliği anlamak için yalnızca bugüne değil, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. Gençlik, zamanın farklı katmanlarını aynı anda deneyimleyen bir toplumsal konumdur. Geçmiş, gençlerin deneyimlerinin, aile ilişkilerinin ve toplumsal hafızalarının şekillendiği alandır. Travmalar kadar dayanışma ve direnç biçimleri de burada oluşur. Bu nedenle geçmiş, yalnızca belirleyici bir yük değil; aynı zamanda yeniden üretilebilen bir deneyim alanıdır.

Gelecek ise modern toplumlarda belirsizlik ve imkânın birlikte bulunduğu bir alandır. Ulrich Beck’in “risk toplumu” yaklaşımında vurguladığı gibi gençler hem güvencesizlik ve kaygıyla hem de dijitalleşme ve yeni üretim olanaklarıyla karşı karşıyadır. Bu iki alanın kesiştiği yer ise “şimdi”dir. Gençlik en çok içinde bulunduğu anın toplumsal koşullarıyla şekillenir. Bugünün gençleri sosyal medya, dijital üretim ve toplumsal ağlar aracılığıyla aktif biçimde toplumsal sürece katılabilmektedir. Bu da gençliğin pasif değil, üretken bir toplumsal özne olduğunu göstermektedir.

Son olarak, gençlik politikaları ve toplumsal yaklaşım açısından nasıl bir bakış açısına ihtiyaç var?

Gençliği yalnızca kontrol edilmesi gereken bir kategori olarak görmekten vazgeçilmelidir. Çünkü gençlik bir tehdit değil; doğru koşullar sağlandığında toplumsal dönüşümün en güçlü aktörlerinden biridir. Bu nedenle çözüm yalnızca güvenlik politikalarında değil; eğitim, kültür, sanat, istihdam ve sosyal politika alanlarında aranmalıdır. Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri ve üretime katılabilecekleri alanların genişlemesi, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirecektir.

Ayrıca gençleri sürekli yargılayan, baskılayan ya da etiketleyen bir dil yerine; onları anlamaya çalışan, dinleyen ve karar süreçlerine dahil eden bir toplumsal yaklaşım geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü gençler yalnızca geleceğin değil, bugünün de aktif toplumsal aktörleridir. Onların düşünceleri, beklentileri ve üretimleri toplumsal yaşamın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Toplumların yenilenme kapasitesi büyük ölçüde gençlerin taşıdığı enerji ve umutla ilişkilidir. Bu nedenle gençliği anlamak, aslında toplumun geleceğini anlamaktır. Gençlik hâlâ en büyük umut alanlarından biridir. Toplumsal dönüşümün, yenilenmenin ve ortak geleceğin en güçlü potansiyeli tam da gençliğin yaşadığı “şimdi”nin içinde bulunmaktadır.

Değerlendirme

Gençlik, yalnızca belirli bir yaş kategorisi ya da geçiş dönemi değil; toplumun kendisini yeniden üretme biçimidir. Sosyolojik açıdan bakıldığında gençlik, yapısal eşitsizliklerin en görünür olduğu kadar, toplumsal değişimin de en hızlı filizlendiği alandır. Bu nedenle gençliğe ilişkin her tartışma, aslında toplumun kendi geleceğine dair bir tartışmadır. Gençlerin deneyimleri, beklentileri ve üretim biçimleri içinde yaşadığımız toplumsal düzenin hem eleştirisini hem de yeniden kurulum imkânını barındırır. Bu bağlamda gençliği anlamak, yalnızca bugünü açıklamak değil; aynı zamanda geleceğin nasıl kurulabileceğine dair sosyolojik bir ufuk açmaktır.

Doç. Dr. Yalçın Kahya Kimdir?

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Sosyoloji doktorasını Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “İstanbul’un İki Farklı Bölgesinde Gençlerin Sosyal Sapma ve Şiddet Olguları Çerçevesinde Değerlendirilmesi” başlıklı tez çalışmasıyla tamamlamıştır.

Akademik çalışmalarında gençlik sosyolojisi, göç, dijitalleşme, mizah sosyolojisi, kent sosyolojisi, toplumsal değişim ve çalışma hayatı üzerine yoğunlaşmaktadır. Ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi, kitap bölümü ve editörlük çalışması bulunmaktadır. “Gençlerin Sosyal Sapma ve Şiddet Olguları Çerçevesinde Değerlendirilmesi” ve “Direksiyon Sosyolojisi” adlı kitapların yazarıdır.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı, genel sekreter yardımcılığı ve çeşitli idari görevlerde bulunmuş; ayrıca belediye ve özel sektörde yöneticilik deneyimleri edinmiştir. Akademik çalışmalarını sosyolojik teori ile gündelik yaşam pratiklerini bir araya getiren disiplinlerarası bir perspektifle sürdürmektedir.