Gerçekten İhtiyaç Mı?
- Tarih:
“Kıtlık zamanlarında insanları öldüren şey açlık değil fazlaca alıştıkları tokluk hissidir”
İbn Haldun
Kavramların yeniden şekillendiği ve farklılaştığı zamanlardan geçiyoruz. Değişen dünya insanı kavramların tanımlarını yeniden şekillendirince, hayata dair amaç ve değer yargıları da değişiyor. Anlamları sadece sözlükte kalan, gerçek hayatta karşılığını kaybettiğimiz bir dizi kelime karşımıza çıkıyor.
Bunlardan bir tanesi de ‘ihtiyaç’. Sözlükte, ‘karşılanması zorunlu olan eksiklik’ olarak var olan bu kavram, değişen dünya düzeninde farklı anlamlara bürünüyor. Sosyal medya; görünür olma, sergileme ve farklılaşma arzusunu sürekli kışkırtarak ihtiyaç kavramının dönüşümünü hızlandırıyor. İnsanı ayakta ve canlı tutan çoğu zaman tamamla (n)ma isteğidir. Oysa biz yönlendirilmiş seçimlerle irademizi, olanaklarımızı ve yaşam şartlarımızı yok sayıp kendimize popüler ihtiyaç listeleri oluşturuyoruz. Bu geçici listeleri tamamlamaya çalışarak kendimizi yetkin, hayatın içinde ve statü sahibi hissediyoruz. Bu düşünceyle, var olanlar arasında boşluklar oluşturuyoruz. Kendimizi bu boşluklarda yetersizlik ve zamanın gerisinde olma hissiyle baş başa bırakıyoruz.
O kadar alışıyoruz ki fazlalığın istilasına, azla yetinmek eksik geliyor. Bu sadece maddi ihtiyaçlarımız için de geçerli olmuyor. Bu işgale duygularımızı da feda ediyoruz. Değerimizi görünür ve abartılı tepkilerle ölçüyor, çoklar içinde olmayana takılı kalıyoruz. Halbuki hayat ile zaman paralel ilerlemiyor, zaman daima önden gidiyor. Çoğunlukla mutluluğu, huzuru ve özgürlüğü tam olmakta arıyoruz. Bir adım atmak için her şeyin yerli yerine oturmasını bekliyoruz. Okumak için iyi bir hikâyeyi, gülümsemek için tanıdık bir simayı, yürümek için güneşi…
Modern insan artık kendisinin ve ruhunun ihtiyaçlarını karşılamak için değil, eksiklik hissinden kaçmak için tüketiyor. Değersizlik yargısını gidermek için de gösterip tüketmenin önemsiz figüranları olarak hayatı, zamanı, huzuru hatta kendisini erteliyor. Yalnızlığının en mahrem anında bile içtiği bir fincan kahvenin keyfini çıkarmak yerine fincanı sergilemek ve var olduğunu ispat etme arzusu işin içine girince, birçok fincan kahvenin sadece sergileyeni oluyor. Hatta kırk yıllık hatırlarda şekil ve görüntünün içinde kaybolup gidiyor.
Bugünün ihtiyaç gibi görünen her şeyini yarının hayatına fazlalık olarak biriktiriyoruz. İşte tam da burada şu soruyu sormak gerekiyor kendimize. Bir gün azalmak zorunda kalırsak nereden başlayacağız, ilk neleri gözden çıkaracağız? Bu soruya verdiğimiz cevap ne kadar uzunsa, o kadar eksiğiz belki de.
Hayat motivasyonumuzu yeniden şekillendirmemiz gerekiyor. Değer ve beklentilerimizi ne zaman kişiselleştirip olanı güzelleştirmeye, kendimizi geliştirmeye ve önceliklerimize kendimiz karar vermeye başladığımızda, daha özgün ve huzurlu, sağlıklı olacağız.




