Gerçekten Nasılsın?
- Tarih:
İnsan bazen en çok konuştuğu şeyleri en az düşünür. Her gün onlarca insanla karşılaşır, aynı kelimeleri tekrar eder, aynı cümleleri duyar. Bu tekrarlar zamanla anlamlarını yitirir, geriye yalnızca içi boşalmış alışkanlıklar kalır. Oysa bazı sorular vardır ki, sıradanlığın içinde sakladıkları derinlikle insanın kalbine kadar uzanması beklenir. Hayatımızda bize yöneltilen ve bizim de çokça sorduğumuz soruların başında gelen bu sözcüğü, eğer bir gün durup gerçek manası üzerine düşünürsek, cevabını vermenin de duymanın da kolay olmadığını fark ederiz. “-Nasılsın?” işte böyle bir sorudur.
Hâl hatır sormadan çok karşılaşama anlarının ilk kurtarıcı cümlesi. Asıl meseleye hızlı bir geçiş olarak üzerine basıp geçtiğimiz, karşı tarafın- ‘iyiyim sen nasılsın?’ sorusuna aynı yanıtla karşılık verip geçiştirdiğimiz bir selamlaşma şekli olarak kalıplaşmış bir söz dizisi oluvermiş.
Oysa gerçeği çoğu zaman yansıtmayan bu cevabı düşünmeden veririz. Üzüntülerimizi, iniş çıkışlarımızı, yorgunluğumuzu, kırgınlığımızı içimizde yaşayıp, anlamını çoğu zaman sadece bizim bildiğimiz sahte bir gülüşle güçlü görünme halidir yansıttığımız. Ve bu yansıma dış dünyada çok da irdelenemez, ikinci kez sorulmaz inanılır ve geçi verilir. Belki de en çok inanılan ve söylenen yalanlar arasındadır. Çünkü dünya telaşının içinde bizden beklenen iyi olma halini devamlı sürdürmemizdir. Bu beklenti bizi zamanla birbirimize hatta kendimize yabancılaştırır. Soran aldığı cevabın rahatlığıyla yoluna devam eder biz ise ‘iyiyim’ in ardındaki gerçek görünmediği için kendimizi tebrik ederiz.
Peki bu sorunun cevabı duymaya alışık olduğumuzdan farklı gelirse ne yaparız? ‘İyi değilim’ cevabı o anda sorumuzdaki samimiyeti ve dürüstlüğümüzü teste tabi tutar biranda. Bizi vicdani bir sorumlulukla baş başa bırakır. Artık alan açmamız gereken bir durum vardır. Peki durup dinlemeye, anlamaya ya da yükünü alıp çare olmaya niyetimiz var mıydı gerçekten, yoksa öylesine dil ucuyla sorulmuş bir soru muydu bu? Nezaket olsun diye sorduğumuz her ‘nasılsın?’ aslında kendimizden sorumluluğu atma eylemidir. İnsan dünyadan en hafif yükle geçip gitmek istiyor. Oysa başkasının derdine sırt çeviren bir vicdan kendi yükünü ağırlaştırdığını göremiyor. İşte bu yüzden ‘Dert etmeyeceği halde –nasılsın? diye sormak, münafıklıkta bir mertebedir ‘diyor İmam Gazali. Ne sarsıcı bir gerçeklik yüzümüze vurulan. Hem sorumuzu hem cevabımızı sorgulatan.
Peki insan ihtiyacı olduğu halde neden gerçeği itiraf edemez. Bunun nedenleri farklı farklı sanırım. Anlaşılmama korkusu, zayıf görünmek istememek, yük olmak kaygısı, abarttığını düşünmek ya da en önemlisi ‘nasılsın’ sorusunun samimiyetine inanmamak. İşte burada çuvaldızı kendimize batıralım gerçekten niyetimiz nedir. Karşı tarafın dilinden dökülenle, anlatmak istediğini duyabiliyor muyuz? Yoksa bize de mi böylesi kolay geliyor.
Bugün kalıplardan çıkıp bir değişiklik yapalım. Kendimize ve değer verdiğimiz insanlara karşı dürüst olalım. Sohbetlerimizdeki görünmez perdeleri aralayıp ‘Herkese söylediğin gibi değil gerçekten nasılsın? diye soralım. İlişkilerimizdeki samimiyeti yeniden kazanalım. Dünya birbirimizi duyup anlayınca ve paylaşınca daha yaşanılası bir yer oluyor. Belki de bugün birine gerçekten kulak vermek, dünyayı değiştirmeye çalışmaktan daha kıymetlidir. Çünkü insan, en çok anlaşıldığında iyileşir. Ve bazen içtenlikle sorulmuş bir “Gerçekten nasılsın?” sorusu, muhatabının uzun zamandır taşıdığı yükü hafifletmeye yetecek gücü verir.




