Gözün Değil Gizin Yolculuğu
- Tarih:
Göz; Mesaisi En Ağır Duyu Organlarımızdan Biri
Göz; belki de duyu organları arasında iş yükü açısından değerlendirildiğinde, mesaisi en fazla olanıdır. Çok çalışır, bana mısın demez. Zaten diyemez. Hatta ‘demeye hakkı yok’ olarak bile değerlendirilebilir! Kişi uyanır uyanmaz, onun mesaisi başlar. Her konuda ilk kanaate sahip olmak zorunda gibi değerlendirilir. Çünkü dışarıdaki hayatta gerek insan davranışları ile ilgili gerekse de doğa hakkında ilk intiba her zaman ondan alınmaktadır. Bu da tecrübe yoğunluğu anlamına gelir.
Gözün çalışma sahası ve uzmanlık alanı, çok geniştir. Esasında böyle bir iş yükü, bazen zulüm gibi görünebilir. Yanılma ihtimalinin de, bu iş yükü kapsamında değerlendirildiğinde çok yüksek olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Bir de yanılma şansından bahsedecek olursak, o adeta hiç yok gibidir. Bu kuşun isminin ne olduğu, marangozun kullandığı falan aletin isminin neyle benzeştiği, falan ağacın meyvesinin neye benzediği gibi envai çeşitlikte meseleyi hızlı bir şekilde tahmin etmesi beklenir. Böylesi geniş sorumluluğu sebebiyle göz, duyu organları arasındaki mesai şampiyonluğunu hak ediyor gibidir.
Tahmin edememesi durumunda ise hemen ‘böylesi basit bir şeyi bile başaramamakla’ suçlanır. Hatta alaya bile konu olabilir. Bu da; daha fazla yıpranmasına sebep olur. Böylesi geniş bir bilgi sahasına yetmek zorunda kalmak, göz için büyük bir talihsizlik olarak değerlendirilmelidir. Bu mantıkla devam etmesi durumunda, ait olduğu bedene daha kaliteli hizmet sunabilmesi mümkün olamayacaktır.
Dahası ise; gün içinde bir süreliğine de olsa kendini dinlendirmesi, garip karşılanır. Birkaç dakika olsun kapalı kalmayı istemek, zaman kaybı olarak değerlendirilmektedir. Hizmetine değer katabilmesi için, bu hakkı onun elinden almamak gereklidir. Hiç olmazsa basit bir filtreleme yapması bile, her türlü görüntü ile dolan zihnin depolama alanını düzenlemeye sebep olacak ve gereksiz yorgunluğu önleyecektir.
Hazine, Gözden Pek Hoşlanmaz
Hazine, en uygulanabilir olarak gizde muhafaza edilir. Onu açıkta bırakmak; değerinin düşmesine sebep olabilir. Çalınma riskini de beraberinde getirir. Hazinenin değeri ölçüsünde güvenliği sağlanmalı ve onun için uygun olan tedbirler alınmalıdır.
Gerekli olan önlemler alınmazsa, yaşanan ihmallerin sahipleri dile düşecektir. Toplum içinde can sıkıcı dedikodular dolaşacaktır. Mümkünse, hazinenin yeri de hiç kimseyle paylaşılmamalıdır. Nerede ve ne kadar olduğu, sadece ilgilisinde kalması gereken özel bir bilgi olarak kalmalıdır. Ama bu saklama eylemini, her türlü önleme rağmen gören göz olabilir.
Yani, gize göz değebilir. Bu gizleme eylemine şahit olan gözün, giz ile ilgili sözü de artık gizli olarak kalmalıdır. Göz ve söz, ikisi de birbirine sadık davranmalıdır. Arkadaşlıklarını iyi muhafaza etmelidir. Giz, sahibinin sırrıdır. Hazreti Ali Efendimiz’e nispet edilen güzel bir sözde: “Sırrını gizli tutarsan, sen onun efendisi olursun. Gizli tutamazsan, sırrın senin efendin olur.” demiştir. Giz, gözden uzak tutulmalıdır. Hem insanın hem de gizin selameti için bu, son derece önemlidir.

Değer; ne kadar gizde kalabilirse o kadar iyi olur. Havadan, güneşten ve gözden uzaklarda bulunduğu için taşıdığı anlam artar. Göz değdikten ve hava ile güneş temas ettikten sonra anlam biriktirme aşamasını durdurmak zorunda kalır. Gize göz değmezse, mayalanma süreci için fırsat da olmuş olur.
Bu süreçte kendisiyle biraz baş başa kalır. Geride kalan zamanını ve arşınladığı zemini tekrar fikretme fırsatına kavuşur. Aksi takdirde sürekli göz önünde olmak, gizde kalmasına engel olacak ve anlam ile buluşmasına fırsat vermeyecektir. Bu süreç, tahmin edilemeyecek tehlikelere de sebep olabilir. En iyisi elde ettiği anlamı muhafaza edebilmek için giz, gözden uzakta kalabilmeyi tercih etmelidir. Mümin Sûresi 19. ayette Cenab-ı Hak, şöyle buyurmaktadır: “O, gözlerin hain bakışını da göğüslerin gizlediklerini de bilmektedir.”
Gözle tespit edilen veya gizde bırakılan her şey; Emin olana bırakıldığı sürece, tedirginliğe hiç gerek kalmayacaktır. Giz, bulunduğu yerde donup kalmamalıdır. Sessizce olgunlaşmalı, sahibini de olgunlaştırmalıdır. Böylelikle durağanlaşmayacak, süreci daha da ileri götürerek derinleşmeye vesile kılacaktır.
Gözlerden uzakta mayalanmasını sürdürecek ve durduğu yerde de olsa ilerleyebilmeyi başaracaktır. İşte o zaman anlam büyür, sebep olacağı mutluluk da artmış olur. Önemli olan da zaten, budur.
Giz, Hava Almamalı
Görünmek, gizlenen nesnenin artık hava almaya başladığı anlamına gelir. Hiçbir şeyle karşılaşmasa bile, en azından artık hava ile temas kurmuştur. Kulağına fısıldanan giz bilgisi, nefesle karşılaşmış olur. Onu saklamak isteyene ait olan yegâne olma özelliği, artık hava ile bile olsa paylaşımdadır. Kaçışı yoktur.
Halbuki bu uğurda güneşin vereceği renge bile ihtiyaç duymamıştı. Kulağına fısıldanan giz, sadece ona özeldi. Bu, onu özel kılıyordu. Bilgisini ışıktan bile saklaması bundandı. Üzerindeki umut, çok yüksekti. Yer yer, yağmur damlalarından da kaçıyordu. Tenine değemeyen her yağmur damlası, bir nevi anlamını artıran bir inciye dönüşüyordu.
Göz, Her Zaman Son Sözü Söyleyemez
Mutfakta en esaslı tahmin, tat ve koku ile yapılırmış. Gözün kanaati, bir yere kadar geçerli kabul ediliyormuş. Yani son noktaya gelince, yolculuğu bitiyor anlaşılan. Göz, boyunun ölçüsünü alıyor. Yolunun sonuna varınca, ötesinde ısrarcı olmuyor. Göz kanaatini belli ediyor ama hemen ardından mikrofonu daha ehliyetli olanlara uzatıyor.
Son hükmü, sözün sahipleri veriyormuş. Göz bazen doğru tahmin ediyor ama yanıldığı da çok oluyormuş. Demek ki tek başına yeterli olamıyor, tamamlanmaya ihtiyaç duyuyormuş. Çünkü ışığın ve rengin oyunlarıyla, tek başına mücadele edemiyormuş.
Gözü Korumak, Gizi Korumaktır
Sadakanın da gizli olanı makbulmüş. Hatta üzerinde yürüdüğümüz yolun özelliklerini, en güzel bilen ve uygulayan Peygamber Efendimiz Aleyhisselam: “Sağ elin verdiğini, sol el dahî görmemelidir.” dediği rivayet edilmiştir. Demek ki göz; bazı zamanlarda ve bazı eylemler sırasında fazladan dikkat edilmesi ve sonucundan sakınılması gereken bir uzuv olarak öne çıkıyor.
Burada; hedeflenen bir sonuca engel olma özelliğine veya verimi azaltma yönüne dikkat çekilmiştir. Aksi takdirde daha fazla fayda elde edilebilecekken, az olan faydaya yönelmiş oluyoruz. Ya da fayda, tamamen yok oluyor. Bu hadis bize, göz ile yapılacak bir tespitten olabildiğince uzak durmamız gerektiği hususunda ipucu vermektedir. Gözden uzak durmalı ve gize doğru yanaşmalıdır.
Sonunda anlıyoruz ki göz, hakikatin sahibi değil; yalnızca ona açılan pencerelerden biridir. Her şeyi görmek, her şeyi bilmek anlamına gelmemektedir. Bazı değerler, görünür oldukça eksilir; bazı hakikatler ise giz içinde olgunlaşır. Bu sebeple insan, yalnızca gözünü eğitmekle yetinmemeli; neyi göreceğini, neyi örteceğini ve neyi muhafaza edeceğini de öğrenmelidir. Çünkü bazen en büyük emanet, göze menzil olmamayı başarabilen gizdir.




