GÖZYAŞIM…GÖZYAŞIN…GÖZYAŞI…
- Tarih:
Yazının sustuğu yerde başlar gözyaşı… Ama en önemlisi; hâlâ ağlıyorsak,hissediyoruz ve hâlâ insanız demektir.
O yüzden saklamayalım gözyaşlarımızı.
Neşenin maskesi ardında acılarla yaşayan bir dünyaya belki de en doğru tepki, bir damla yaşta gizlidir.
İnsan, gözyaşı kadar insandır.
Gözyaşı…
Acının sesi, umutsuzluğun tek çaresidir. İnsanoğlunun sıkı sıkıya sarıldığı arkadaşıdır gözyaşı.
“Aşk nedir?” sorusunun en yalın cevabında gizlidir.
Dönmeyen sevgiliye yazılmış en içli bir mektuptur o. Yeri geldiğinde sessiz bir gecede yastığa damlayan arkadaştır.

Bu damlayan gözyaşları bir hayal kırıklığının değil, bir umudun, bir teslimiyetin izidir çoğu zaman. Çünkü severken güçlü görünmeye gerek yoktur; ağlamak, sevdalı bir kalbin en yalın halidir.
Kimileri “ağlamak zayıflıktır” diyebilir. Oysa ki ağlayan insan yürekten ağlar ve gözyaşı döker.
İşte o gözyaşları çoğu zaman duaya veya vedaya döner; hem de en içten ve acı bir şekilde.
Bir bakışla veda edilen, bir kelimeyle yıkılan hayallerin ardından süzülen yaş…
Bir silahla binleri yok eden görüntülerin arkasından dökülen yaş…
Sevginin, aşkın ve acının dilidir gözyaşı… Ne dini vardır, Ne mezhebi…
Sessiz bir çığlıktır, ağladım sesimi duyan olmadı diyen insanların yoldaşıdır. sessiz ve sensiz…
Dini ve mezhebi olmaz gözyaşının, kimsenin tekelinde de değildir. Çünkü gözyaşları sadece insan kalabilenlerin gözünden düşer. Hem de en yürekten bir şekilde…
Ve yine diyorum ki İnsan olabilmenin en yalın ve onurlu duruşudur gözyaşı.

Kimine göre zayıflığın, kimine göre merhametin tezahürü olabilir. Oysa gözyaşı, insan kalbinin ve insan kalabilenin en doğal tercümanıdır. Sessiz bir çığlık, suskun bir isyandır.
Bazıları akıtırken utanır, bazıları dökmeden çatlar içinde. Ama en çok da gözyaşları, aşk kadar adaletsizliğin, zulmün ve çaresizliğin de aynasıdır.
Maalesef bugün dünyanın birçok yerinde, özellikle Gazze’de, Yemen’de, Suriye’de, Doğu Türkistan’da ve daha nice coğrafyada insanlığın gözyaşları toprağa karışıyor. Acı bir şekilde…
Sadece canlar değil, hayaller, oyunlar, sabah uyanmaları, akşam masalları da bombalanıyor. Biz ekranlardan izlerken gözlerimiz yaşarıyor belki… Ama o insanlığıngözyaşları kanla karışıyor.
Gözyaşı sadece bireysel acılarımız için değil, insanlığın utancı için de akıyor.
Açlık için, adaletsizlik için, savaşlar için,
Ve en acısı, gözyaşının hiçbir şeyi değiştirememesi ve bu acıyı dindirememesi…
Alışkanlıktan mı, duyarsızlıktan mı, sıradanlaşmaktan mı.
Bir annenin çocuğuna sarılamadığı bir ülkede, bir çocuğun bombaların sesinde büyüdüğü bir dünyada hiçbir gözyaşı küçük değildir tabi ki, Orada gözyaşı bazen dua’ya, bazen isyan’a ve bazen de nefret’e döner…İnsan kalabilenlerin ise gözünden düşer. Hem de Utanmadan, sıkılmadan, korkmadan bağıran insanlığın…
Gözyaşı, ne mezhep tanır ne ideoloji.
Gözyaşı, sadece vicdan tanır ve vicdanı olanın gözünden düşer.
Bir çocuk öldüğünde hangi dine ait olduğunu sormaz gözyaşı, sadece akar… Bir anne de toprağa evladını verdiğinde.
Hangi milletten ve dinden olduğu önemli değildir gözyaşı için.
Gözyaşının partisi de, Mezhebi de yoktur.

Ama gözyaşının sahibi çoktur. Her milletten ve her dinden…
Bir nefeste doğan son nefeste ölen ey insanoğlu!!!
Gözyaşı ibadet değildir, ama ibadetten üstündür bazen.
Çünkü gözyaşı, hiçbir çıkarın, hiçbir politikanın da esiri değildir.
Döküldüğü kadar insandır…Yeri gelir aşkla, yeri gelir savaşla yoğrulur…
Adaletin olmadığı bu dünyada notlarını alanlara ve kutsal olan “o” güne bırakanlara selam olsun.
Vesselam…




