GÜÇ Projesi Parantezi Kapatır mı?
- Tarih:
Kapanmamış Parantez: NEET Kuşağı başlıklı yazımda, bu kavramın yalnızca rakamlarla ifade edilen bir gençlik kategorisi olmadığını; gençlerin eğitimle, işle ve gelecek fikriyle kurduğu ilişkinin nasıl şekillendiğini anlamaya çalışmıştım. Ne tamamen sistemin dışında kalınan ne de gerçekten onun içine yerleşilebilen bir hâlden söz ediyorduk. “Kapanmamış parantez” benzetmesi de tam olarak bu tamamlanmamışlığı anlatmak için seçilmişti. Hayatın kapısı aralanmıştı ama içeride nasıl ve ne kadar kalınacağı belirsizdi. Yazının temel düşüncesi, NEET olgusunun bireysel isteksizliklerle açıklanamayacağı; daha çok gençlere sunulan imkânlarla onlardan beklenenler arasındaki mesafenin açılmasından doğduğu yönündeydi. Sonuçta bu belirsizlik, yalnızca gençlerin bireysel hayatlarıyla sınırlı kalmayan; toplumun genelinde geleceğe dair güven ve yön hissini de aşındıran bir tablo ortaya çıkarıyor.
Böylesi bir tablo karşısında, devletin bu alana müdahale etmemesi zaten düşünülemez. Gençliğin eğitimden kopması, istihdamın dışında kalması ve gelecekle bağının zayıflaması, yalnızca bireysel hayatları değil, toplumsal dengeleri de doğrudan ilgilendiriyor. GÜÇ – Gençliğin Üretim Çağı projesi de bu zorunluluğun içinden doğuyor. Artan NEET oranları karşısında kayıtsız kalmama, meseleyi sahiplenme ve çözüm üretme iradesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Kaynak ayrılması, programların çeşitlendirilmesi ve genç istihdamının politika gündeminin merkezine alınması, bu yönüyle projenin iyi niyetli ve samimi bir çözüm arayışı olduğunu gösteriyor.
Ancak kamu politikalarında niyet kadar belirleyici olan bir başka eşik daha var: Sorunun nasıl tanımlandığı. Çünkü hangi araçların devreye sokulacağı, hangi önceliklerin belirleneceği ve hangi sonuçların bekleneceği, büyük ölçüde bu tanıma bağlı olarak şekilleniyor. GÜÇ projesine yakından bakıldığında, NEET olgusunun ağırlıklı olarak bir geçiş ve uyum problemi olarak ele alındığı görülüyor. Gençlerin işgücü piyasasına yeterince entegre olamaması, doğru becerilerle donatılmamış olmaları ya da sistemle temaslarının zayıflığı ön plana çıkıyor. Bu bakış açısı, sorunun ağırlık merkezini yapısal koşullardan çok, gençlerin sisteme uyum kapasitesine kaydırıyor. Oysa genç işsizliği bugün bir adaptasyon meselesinden çok, eğitimden istihdama uzanan hatta yaşanan yapısal bir tıkanmaya işaret ediyor. Bu tıkanmayı görünmez kılıp çözümü yalnızca “uyum” çağrısına indirgemek, sorumluluğu dolaylı biçimde yine gencin omuzlarına yüklüyor.
Bu yaklaşım, gençliğe örtük bir mesaj da taşıyor: Sistemin kendisi sorgulanmadan, geçici köprülerle ilerlemesi beklenen bir uyum süreci. Ancak bu köprülerin nereye vardığı belirsizse, yapılan şey güçlendirmekten çok, bekleme hâlini uzatmak oluyor.
Sorunun bu şekilde tanımlanması, çözüm araçlarını da doğal olarak belirliyor. GÜÇ projesi kapsamında öne çıkan programlara bakıldığında; staj destekleri, yarı zamanlı çalışma modelleri, geçici istihdam teşvikleri ve “ilk işe geçiş” mekanizmaları dikkat çekiyor. Bu araçların ortak noktası, gençleri kalıcı bir konuma yerleştirmekten çok, onları sürekli bir sonraki aşamaya hazırlamayı hedeflemesi. Eğitim ile istihdam arasında köprü kurmak, iş deneyimi kazandırmak ve temas alanları oluşturmak, ilk bakışta makul ve gerekli adımlar olarak görülebilir. Özellikle sistemle bağı zayıflamış gençler için bu tür geçiş mekanizmaları, kopuşu geciktiren bir işlev de görebiliyor.
Ancak bu geçiş düzeni, gençlerin karar alma biçimini de sessizce dönüştürüyor. “Biraz daha deneyim kazanayım”, “şimdilik bu da olur”, “en azından boşta kalmayayım” gibi cümleler, zamanla geçici çözümlerin kalıcı bir kariyer algısına dönüşmesine yol açıyor. Sorun, gençlerin hareketsiz kalması değil; hareket hâlindeyken yön duygusunu yitirmesi. Gençlik bu mimari içinde bir varış noktasına değil, sürekli bir dolaşım hâline yerleştiriliyor.
Bu geçiş mantığı kısa vadede bazı sorunları hafifletebilir; gelir ve deneyim boşluklarını kısmen doldurabilir. Ancak mesele yalnızca bugünü yönetmek değil, yarını nasıl kurduğumuzdur. Geçici araçlar kalıcı bir çerçeveye bağlanmadığında, geçiciliğin kendisi normalleşir. Gençler bir programdan diğerine geçerken, “ilk adım” giderek hiç bitmeyen bir aşamaya dönüşür. Bu durum, kalıcı bir başlangıcın mümkün olmadığı hissini pekiştirir.
GÜÇ projesinin mimarisinde yarı zamanlı, proje bazlı ve geçici desteklerin belirgin biçimde öne çıktığı görülüyor. Politika dilinde bu düzenlemeler “ilk adım” olarak sunulsa da günümüz ekonomisinde bu adımlar çoğu zaman gençleri prekarya olarak tanımlanan; güvencesiz, öngörülemez ve süreklilik içermeyen bir çalışma döngüsüne itiyor. Gençler ne tam anlamıyla işgücü piyasasının içinde ne de tamamen dışında; sürekli bir bekleme alanında tutuluyor. Geleceğe dair bir projeksiyon kuramayan, evlenmeyi ya da kendi evine çıkmayı erteleyen, emekliliği ise hayal bile edemeyen bir kuşak için “esneklik”, özgürlükten çok kalıcı bir baskı biçimine dönüşüyor.
Tam da bu noktada, iyi niyetli politikaların üretebileceği yeni bir risk alanı ortaya çıkıyor. NEET olgusunu çözmek için geliştirilen araçlar, kalıcı bir yerleşme imkânı sunmadığında, gençliği sürekli “hazırlanan”, “uyumlanan” ve “bekleyen” bir konumda tutuyor. Bu durum, daha az görünür ama daha yaygın bir kırılganlık yaratıyor. Sorun artık sistemin dışında olmak değil; sistemin içinde sürekli geçici olmaktır. Askı hâli çözülmez, yalnızca kurumsal bir biçim kazanır.
Bu tablo, gençlerin geleceği konuşma biçiminde de kendini gösteriyor. Uzun vadeli planlar, meslek tahayyülleri ya da beş yıl sonrası soruları giderek yerini “şimdilik”, “bakalım”, “en azından” gibi ifadelere bırakıyor. Bu dil, bireysel kararsızlıktan çok, belirsizliğin kalıcılaştığı bir ortamın ürünü.
Bu noktada, önceki yazıda kullanılan “kapanmamış parantez” metaforu yeniden anlam kazanıyor. GÜÇ projesi, bu parantezi kapatmayı hedeflediğini söylese de mevcut yaklaşımıyla parantezin içini daha düzenli, daha izlenebilir ve daha yönetilebilir bir alan hâline getiriyor. Gençlik ne tamamen sistemin dışında bırakılıyor ne de güçlü ve kalıcı biçimde içine alınıyor. Bunun yerine, statüsü sürekli değişen, geleceği sürekli ertelenen bir ara konumda tutuluyor. Bu da parantezin kapanmasından çok, uzamasına işaret ediyor.
Bütün bunlar, GÜÇ – Gençliğin Üretim Çağı projesinin niyetini değil; sınırlarını tartışmaya açıyor. Gençliğin yaşadığı belirsizlik, yalnızca daha fazla programla ya da daha hızlı uyum mekanizmalarıyla çözülebilecek bir mesele değil. Asıl soru şurada düğümleniyor: Bu politikalar gençliği hayata gerçekten yerleştiriyor mu, yoksa askıda kalmışlığı daha sürdürülebilir bir forma mı sokuyor? Bu soruya verilecek cevap, yalnızca gençlerin değil, ülkenin geleceğine dair nasıl bir yön aradığımızı da ortaya koyuyor.




