Picture of Cemil Caca Arslan
Cemil Caca Arslan

Hafakanlar: Popüler Kültür

A+ A-

Popüler olana karşıtlık itibar getirir. Bu itibarın ne kadar sahici olduğu, bir anlam ifade edip etmediği, kişiyi komik duruma düşürüp düşürmediği başka bir mesele. Popüler olana kural olarak karşı olmak belirli çevrelerdeki ön kabullere hitap etmesi itibariyle doğal olarak itibarı artırmaktadır. Bu karşıtlığın dayandığı noktalar, teklif ihtiva edip etmediği; ezcümle isyan ahlakıyla matuf olup olmadığı önemli değildir. Popüler kültüre karşı olmak daha dar çevrelerde farklı bir popülerlik sunar.

Popüler olana yahut daha dar şekilde ifade etmek gerekirse popüler olana karşıtlığı kişinin gizli kalmış ihtiraslarına indirgemek büyük bir kolaycılık. Kolaycılığın yanında sahici bir yaklaşım da sunmaktan aciz. Kaçak bir açıklayıcı tavrı yansıtıyor. Sınırlı bir anlayışı göstermesi de cabası. Bu yüzden meseleyi biraz daha açmamız zaruri.

Yüksek kültüre yönelik teveccüh rastgele bir züppelik alameti değil. Yüksek kültürün, erdemlilik ile doğrudan bir irtibatı var. Bu bakımdan yüksek kültürü savunmak siyasi anlamı itibariyle önem arz ediyor. İnsana zevk almanın ötesinde erdemleri hatırlatan ve işleyen yüksek kültür, içinde bulunduğumuz dejenerasyon çağında siyasal anlamda önemli bir mevzidir. Daha derin, estetik ve hâliyle etik kaygısı daha yüksek “eserlerin”; kolay tüketilen, hızla yayılan ve dönüşen “ürünlere” tercih edilmesi şüphesiz ki şaşırtıcı değildir. Başka bir deyişle yüksek kültür ve yüksek kültüre ilişkin olanı savunmak, içinde bulunduğumuz dejenerasyon çağına karşı önemli bir direnişin emaresi. İyi ve güzel olanı savunmak, iyilik ve güzellik düşmanlığına dayanan bir çağda şüphesiz ki çok kıymetli ve çok anlamlı bir iştir. Bununla birlikte tam olarak burada önemli bir mantık hatasına düşüyoruz. Yüksek kültürün iyi ve güzel olanla kurduğu doğal irtibat, yüksek kültür ile karşıtlığı veçhesiyle kavradığımız popüler kültürün iyi ve güzel olanla arasında doğal bir mesafe olduğu çağrışımına sebep olmaktadır. Dikotomi, zihnimizi kavşağın dışına iterek yanlış bir yola iletmektedir. Buradaki temel soru, yüksek kültür ile popüler kültür arasındaki farkı nasıl doğru bir şekilde anlayabiliriz olmalıdır. Tali gözüken daha önemli bir soru ise popüler kültürün yüksek kültürle olan ilişkisine dairdir.

Yüksek ve popüler kültür arasındaki temel ayrımların yaygınlık, oluş ve mahiyet itibariyle yapıldığı kabul edilmektedir. Yüksek kültür kaçınılmaz olarak seçkin bir grubun sınırlı erişimine açıktır. Bu durum çoğunlukla yüksek kültür ögelerinin kendilerini kitleden ayıran şekli unsurları benimsemesiyle de gerçekleşmektedir. Netice itibariyle muhataplar, neyin yüksek kültür neyin popüler kültür olduğunun belirlenmesinde önem kazanmaktadır. Oluş hususu da yüksek kültür ile popüler kültür arasındaki ayrımlardan birisidir. Yüksek kültürün iyilik ve güzelliğin dışında aynı zamanda bireysel yaratıcılık üzerinden şahsiyet sahibi olması beklenmektedir. Nitekim bu şahsiyet aynı zamanda insan oluşun da önemli bir kıymetine işaret etmesi itibariyle değerlidir. Popüler kültürün somut görünümü ticarileşebilen içerikleri kapsamaktadır. Daha yüzeysel oldukları, hızla “tüketildikleri” varsayılır. Yüksek kültür belirli bir zümre olan ilişkisini korurken popüler kültür ise aidiyetle ilişkilidir. Aidiyetler üzerinden kimlik inşasına katkı sağlar.

Yüksek kültürün, popüler kültüre kıyasla daha matah bir şey olduğu muhakkak. Bununla birlikte popüler kültüre olan düşmanlığı nasıl açıklamalı? Bu noktada Frankfurt Okulu’nun Türk entelektüelinin zihninde açtığı sağlı sollu derin yaraları gündemimize alabiliriz. Kültürün özgürleştirici vasfının modern kapitalist toplumda terk edildiği, yegane maksadının endüstri mantığıyla işleyen kâr ve itaat mekanizmasına dönüştürüldüğüne yönelik iddiaların ileri sürülme şekli, muhakkak geçerli olduğu izlenimini doğurmuştur. Yahut Türk olmayanın daima doğru söylediğine ilişkin makus anlayış kendisini göstermiştir. Bu hususun detayı üzerine binlerce sayfa konuşulsa da konuşulmayı hakketmeye devam ediyor. Bununla birlikte yazımızın konusu değil. Geçelim.

Kültür endüstrisi şeklinde kavramsallaştırılan yaklaşım, kültürel unsurların kitlesel üretim ve tüketime tabi tutulmasını anlatmaktadır. Üretim ve tüketim ifadelerinde mündemiç bulunan anlam, kültür endüstrisinin olumsuz çağrışımlarını zihne hızlı bir şekilde getirmektedir zaten. Kültür endüstrisinin ezici ağırlığı sanatçının ve kültürün özgünlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Standartizasyon nedeniyle kültür başlığı altındaki her şey yeniden üretilen şablonlara indirgenir. Kültürün sözde özgürleştirici vasfı terk edilmiştir. Kitleler, edilgenleşir. Böylelikle kültür ideolojik bir kontrol mekanizması hâline gelmiştir.

Kültür endüstrisi, daha çok fordist üretimin kurallarının sanat ve kültür alanına intibak ettirildiği anlayışı üzerinden ortaya konmuş bir kavramdır. Bu doğrultuda kitle kültürünü merkeze aldığı ileri sürülebilir. Kavramın müellifleri her ne kadar patronaj ilişkilerini inkar etmese de endüstri mantığının farklı bir nitelik arz ettiğini ifade etmektedirler. Bahsedildiği üzere esas itibariyle anlatılan fordist üretim şemasının kültür sahasında da uygulandığı yakınmasından ibarettir. Gerçekleşen meselenin iletişim ve kültürün kitleselleşip küreselleşmeye başlamasının kaçınılmaz bir sonucu olduğu da ileri sürülebilir. Bu noktada kültür endüstrisi patronların artık aristokrasi değil sermaye olduğunu da vurgulamaktadır. Kültür endüstrisi, modernite içinden gelen eleştirinin bir parçası olarak, dünyanın değişimini idrak ve yeni durumu kavramak yerine yakınmavari bir eleştirinin neticesidir. Patronaj ilişkileri de ideolojik yük taşımaktadır. Hatta esas nosyonunun teolojik olduğu dahi ileri sürülebilir. Patronaj ilişkileri de bir tahakkümü meşrulaştırma gayretinin, rıza üretim teşebbüsünün bir neticesidir. Bununla birlikte patronaj ilişkileri, İhtilal-i Kebir’den önceki dünyanın, kadim nizamın bir yöntemidir. İfade ettiğimiz üzere temeli teolojiktir. Kültür endüstrisi ise insanın en yüce değer sayıldığı tanrıtanımaz bir uygarlığın içinde bulunduğu şokların yankılanmasından ibarettir. Netice itibariyle kültür endüstrisi kavramıyla işaret edilen ne yenidir ne de dehşete düşürücüdür. İktidar doğası gereğiyle kültürle ilişkilidir. Bu ilişkinin formları, kültür çıktılarını incelemekte kullanılamaz. İktidarın bu şekilde, cüzzamlı gibi, sorunsallaştırılması düzensiz bir dünya tasavvurunu mecburi kılar. Bunun pratik zararlarının yanında dünya görüşümüz açısından da mümkün olmadığı bilinmektedir.

Entelektüelimiz, Türk olmayan her kavrama olan teveccühü çerçevesinde kültür endüstrisi kavramını da hızla benimsemiştir. İfade ettiğimiz üzere sağı solu olmayan bu benimseme, kültür endüstrisinin doğal irtibatı bulunan popüler kültürün hepten menfi bir algıya bürünmesine sebep olmuştur. Nitekim sermaye yıllar boyunca popüler kültürü Türk milleti aleyhine bir silah olarak kullanmıştır. Yer yer bürokratik elitin de girişimiyle sosyal mühendislik çabalarının merkezinde konumlanan popüler kültür olumsuz anlamını uzun süre korumuştur. Başka bir deyişle popüler olana karşıtlık basit bir seçkincilik arayışının ötesinde iki hususu yansıtabilir: yüksek değerleri savunma iştiyakı, muhakeme nakısasından dolayı lisans okumalarının fazlaca ciddiye alınması. Popüler olanı mahkum etmek ironik bir şekilde popüler akademik alışkanlıktır. İronik bir şekilde okur yazar olan herkes arasında popülerdir. İronik bir şekilde popüler olanı mahkum etmek yüksek değerleri tek başına savunmamaktadır. Yüksek değerleri savunmak ciddi bir emek ister. Yüksek kültürün inisiyasyonu belirli bir sahada gerçekleştirilecek yoğun ve uzun bir emekle mümkündür. Özetle popüler olanı mahkum etmek bütünüyle işlevsizdir. Üstelik günümüz dünyasının gerçeklerine de uzaktır. Bu noktada “günümüz dünyasının gerçekleri” ifadesinin gayrimeşru olan bir şeylere bağlama dayanarak hızla meşruiyet kazandırma girişimi olarak yaftalamak ise safsatadan ibaret olacaktır. İnsan zamanında yaşar. Nas olmayan herhangi bir hususta zamanına riayete mecburdur. Zamanından müstakil yaşayan insan evliya değilse ancak psikiyatrinin konusu olabilir. Hâliyle düşünme fiili de içinde bulunduğu zamana mahkumdur. Zamanının sorunları yahut gerçekleriyle muhatap olmayan herhangi bir düşünce kolaylıkla safsata seviyesine indirgenebilir.

Küreselleşmenin ve kitleselleşmenin bu derecede yaşandığı bir dünyada popüler kültüre kulak tıkamak mümkün değildir. Kimseyi durdurulamaz bir sele tam bir teslimiyetle kapılmaya çağırmıyorum. Bununla birlikte kendi gerçekliğimizi yaşamaya mahkumuz. Yüksek kültür adına dar çevrelerde sürdürülen kültürel pratikler, yüksek kültürün ima ettiği değer ve anlam dünyasının yansıtmamaktadır. Yüksek kültür ile irtibatlı değerlerden ziyade zümre aidiyetlerinin perçinlendiği pratikler, ifade ettiğimiz inisiyasyonun anlamından da yoksundur. Küçük bir mahalle asabiyetinin pekiştirilmesi dışında bir işlevi yoktur. Popüler kültüre bigane kalmak, popüler kültüre yüklenen kötü anlamın gerçekleşmesine imkan tanımaktadır. Bu çerçevede yazının başında yüksek kültürle bağdaştırdığımız işlevlerin yerine getirilmesi açısından popüler kültür cephesinin tutulması da zaruriyet teşkil etmektedir. Kitlelerin ısrarla iğdiş edilmeye çalışıldığı bir çağda yalnızca müstakil kavramsal tutarlılık endişesiyle mezkur gayretin cereyan ettiği esas cepheyi boş bırakmak ve yalnızca ilgili sorunu işaret etmek makul bir yaklaşım değildir. Tembellik, tutarsızlık yahut ciddiyetsizlik anlamına gelmektedir. Böyle ciddi bir tehdit karşısında mücadele etmek yerine mücadele ihtiyacını vurgulamak yahut bir mücadele çerçevesi çizmemek başka türlü anlaşılamaz.

Popüler kültürden bahsedince hafakanlar basması, küreselcilerin kitleleri başarıyla iğdiş etmeye devam etmesinin yegane sebeplerinden birisidir. Popüler kültür ile iştigal edince birçok değerin kendiliğinden yitip gideceğine ilişkin özcü yaklaşım esas itibariyle vesveseden, biraz okumuşların kurgulaması hâlinde ise safsatadan ibarettir. Popüler kültür, yüksek kültür idealleriyle baştan kurgulandığında önemli bir değer olabilir. Bu noktada, diğer birçok meselede olduğu gibi, özcülükten uzaklaşmamız iktiza etmektedir. Popüler kültürün enstrüman olarak kullanılabileceği hususu kanıksanmalıdır. Eski kuşakların popüler kültürü müspet yahut menfi tam olarak bir yere oturtamaması sonucunda söz konusu enstrüman yıllarca etkili şekilde kullanılamamıştır. Bununla birlikte günümüzde Altay Cem Meriç başta olmak üzere popüler mecralarda, popüler bir üslup kullanarak popüler meseleleri başarıyla ele alan çok sayıda ismin varlığı dikkat çekmektedir. Nitelikten taviz vermeden gerçekleşen bu girişimler popüler kültürün işlevselliğini ortadan koyarken önümüzde önemli ve yeni bir imkanı da işaret etmektedir. Bu imkan, üzerine fazlasıyla düşünülüp özcü analizlerle çürütülmemelidir. Türk sağının milli ve manevi değerlerinin yeni kuşaklara taşınması bugün, geçmişteki her zamandan daha büyük bir aciliyet teşkil etmektedir. Defaten ifade ettiğimiz üzere küresel bir saldırının varlığı barizdir. Bugün tehdit altında olan ortalama, rastgele, herhangi bir Türk’ün Türk olmaklığıdır. Korunması gereken değer de bu olmaklığın ifade ettikleridir. Popüler kültürün başarılı örneklerinin artması, milleti iğdiş ederek kitleleştirme temayülünün de yavaşlaması anlamına gelecektir. Bu noktada netice itibariyle popüler kültür üzerine düşüncelerimizin özcü niteliğinden kurtulmamız zaruriyeti, popüler kültüre yönelik ihtiyaç ve bugün yaşadıklarımızın temel mahiyetini yeniden düşünme zaruriyeti ifade edilmelidir.