Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Hayatın İsimsiz Öğretmenleri

A+ A-

İnsan, sandığından çok daha az “kendisi”dir. Yürüyüşümüz, oturuşumuz, konuşma tarzımız… Çoğu zaman bize ait sandığımız davranışların büyük kısmı, başkalarından ödünç alınmıştır. Hayat, farkına varmadan birbirimizi taklit ettiğimiz uzun bir öğrenme yolculuğudur. Büyük ölçüde birbirine benziyor. Kahvaltı yapma şeklimiz aslında bir taklittir. Peynir, zeytin, yumurta… Simit, tereyağı, çay… Çorba… Menü bile çok benziyor. Kahvaltı yapma şeklimiz de aslında taklit… Birileri gibi kahvaltı yapıyoruz. Başka birisi gibi diş fırçalıyoruz.

Yemek yerken de sıralamayı daha önce öğrendiğimiz şekilde yapıyoruz. Önce çorbayı içiyor, ardından ana yemeğe geçiyoruz. Bu da esasında bir taklitten ibaret. Bir kişiyi veya bir bilgiyi taklit ediyoruz. Fark etmesek bile, bir davranışı devam ettiriyoruz.

Kanepede oturuşumuz da bir taklittir. Yürüyüş tarzımız, durmamız, koşmamız ve uzaklara bakmamız, aynı şekilde bir başka davranışı taklit ediyor. Ya birinin davranışını ya da öğrendiğimiz bir bilgiyi devam ettiriyoruz. Tıpkı başkası gibi özür diliyoruz. Sevinmemiz veya üzülmemiz, bir zamanlar okuduğumuz cümlelerdeki gibi… Ne kadar da benziyor!

Mahcup olmayı, sevinmeyi ve üzülmeyi bir yerden veya birinden öğrenmişizdir. Bu benzerliği, biz bile çok sonraları fark etmişizdir. Yürürken; bir davranış kümesine daha hayat hakkı tanıyoruz. Toplu taşımadaki oturuşumuz, ayakta bekleyişimiz bir davranışı devam ettiriyor.

Birinden gördük veya bir yerde okuduk diye yaşlı bir yolcuya yer veriyoruz. Bir yolculuk sırasında tıpkı şahit olduğumuz gibi kitap okuyor veya müzik dinliyoruz. Fark etsek de etmesek de davranışlar da tıpkı tohumlar gibi çoğalır. Bir davranış iklimine, devam aşısı yapıyoruz. Elindeki eşyaları taşımakta zorlanan bir kişiye yardım etmemiz, yine bir öğrenmenin neticesindedir. Hayat suyu verdiğimiz davranışın yarınlara taşındığını ve bizim de bu iletiye gönüllü işçi olduğumuzu fark etmiyoruz.

Hayatın Öğretmenleri

Öğrenme araçlarımızın her biri, bir diğerine göre değişiklik arz ediyor. Hepsi, başka iklimlere ve başka gayelere ait. Bazen bir öğretmen, kimi zaman da bir öğrenci. Komşumuz veya bir esnaf arkadaşımız. “İnsanların çoğu, öğrendiklerinin büyük kısmını gözlem yoluyla edinir.” demiştir. Okuluna koşarak giden öğrenci mi daha iyi bir öğreticidir?

Yoksa, vasatın oldukça altındaki karnesiyle annesini üzmekten utanan bir ilkokul öğrencisi mi? Yüzlerce kilogram halteri kaldırarak altın madalya kazanan sporcu mu daha ağır bir yük kaldırmıştır? Yürürken gördüğü bir ambalaj için yolunu değiştirip onu yerden alan bir genç mi daha ağır bir yük omuzlamıştır?

Nitekim Tolstoy da: “Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür; kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” diyerek, hangi yükün daha ağır olabileceği hususuna dikkatlerimizi çekmiştir.

Hangi Davranış Daha Öğretici?

Hayatın en ilginç tarafı da belki budur. Hangi davranışın bizim için daha öğretici olduğunu bilemiyoruz. Sadece hayatı yaşıyoruz. Kulağımıza dokunan harika sesin, hangi kuşa ait olduğunu tespit edemiyoruz.

Nağmelerindeki mükemmellik sebebiyle yalnızca mest oluyoruz. Sezai Karakoç da: “İnsan, başkasının kalbinde yankı bulabildiği kadar insandır.” diyerek, hayata bıraktığımız yankı konusuna biraz daha dikkat etmemizi sağlamıştır. “Gözlerimiz kapalı, İstanbul’u dinliyoruz.”

Az önce aldığımız nefesin temizliğini, yaptığı fotosentez sebebiyle, hangi bitkiye borçlu olduğumuzun farkında değiliz. Biz sadece gayri ihtiyari nefes alıyoruz. Çoğu zaman, farkına varmayarak yeni fotosentez imkanlarına da engel oluyoruz. Gözlerimiz ufukta, zihnimizde de yeni hayaller varken kırlarda oturuyor ve kopardığımız çiçekleri daha küçük parçalara ayırıyoruz.

Bosna Savaşı sonrasında, Allah rahmet eylesin, Aliya İzzetbegoviç’e,

-“Sırplara karşı hınç besliyor musunuz?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermişti:

-“Onlar bizim öğretmenimiz değil ki, aynı şekilde mukabelede bulunalım!”

Davranışların Sessiz Mirası

Herkesten bir şeyler öğrenebiliyoruz. Adını koymasak bile, o davranış kümesi bizim öğretmenimiz oluyor. Belki de hayatın en büyük hakikati budur: İnsan, yalnızca kendi hayatını yaşamaz. Davranışlarıyla başkalarının hayatına da küçük izler bırakır. Aslında her toplum, görünmeyen bir davranış iklimi içinde yaşar.

İnsanlar yalnızca havayı solumaz; birbirlerinin davranışlarını da solurlar. Farkında olmadan bir çocuğun yürüyüşünü, bir gencin merhametini, bir komşunun nezaketini şekillendirir. Bu yüzden her davranış, sessiz bir öğretidir. Attığımız her adım, görünmeyen bir dersin başlangıcı olabilir.

Belki de insanın en büyük etkisi, söylediği sözlerde değil, farkında olmadan bıraktığı izlerdedir. Bir çocuk bir yetişkinin yürüyüşünü taklit eder, bir genç gördüğü bir merhameti tekrar eder. Böylece davranışlar, sessizce nesilden nesile aktarılır. Belki de insanın en büyük sorumluluğu, birilerinin taklit etmeye değer bulacağı bir hayat yaşayabilmektir.