Picture of Ebru Yıldırım
Ebru Yıldırım

“Herkes Almak İstiyor, Kimse Vermek İstemiyor”

A+ A-

Günümüz dünyasında her sistem almak üzerine kurulmuş olsa da müminin görevi vermeyi bilmektir.  Vermekten kasıt tabi ki sadece maddiyat değildir, önce bunu bilmemiz gerekiyor. Çünkü insan dünyaya yalnızca almak için değil; vermeyi, paylaşmayı ve emek vermeyi öğrenmek için gönderilmiştir. Hayat, sadece hak talep edenlerin değil, sorumluluk taşıyanların omuzlarında yükselir. Bir ağacın gölgesi nasıl altında dinleneni serinletiyorsa, bir mümin de çevresindeki insanların yükünü hafifletmekle mükelleftir. Çünkü iman, yalnızca secdede değil; bir annenin yorgun omzunu fark edebilmekte, bir babanın sessizce taşıdığı yükü görebilmekte, bir dostun gözlerinde sakladığı hüznü okuyabilmektedir.

İnsanın yaratılış olarak özel bir varlık olması meselesini biraz yanlış anlamış olabiliriz. Yalnızca ‘Ben’ i önceleyen, kendi çıkarları ve istekleri dışında kimsenin istek ve düşüncelerini önemsemeyen insanlar olduk. Biri için bir şeyler yapmak, bir nebze olsun zahmete girmek zor geliyor. Hayat yoğunluğu içinde durup ince şeyleri düşünmeye ve yapmaya hiç vaktimiz yok.

Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” buyurur. Bu ilahi ölçü, yalnızca dünya kazancı için değil, insan ilişkileri için de büyük bir hakikati içinde barındırır. Emek vermeden güven beklemek, fedakârlık yapmadan vefa istemek, yorulmadan huzur aramak; toprağa hiç tohum atmadan hasat beklemeye benzer.  Oysa hayat, emeğin bereketiyle güzelleşir.

Ne yazık ki bazen insanlar, başkalarının iyi niyetini bir imkân değil, bir alışkanlık hâline getirir. Bir annenin sabrını, bir babanın alın terini, bir eşin sevgisini, bir dostun sadakatini sınırsız sanırlar. Sürekli alan ama vermeyen, sürekli bekleyen ama karşılık göstermeyen bir kalp, zamanla kendi bencilliğinin içinde yalnızlaşır. Çünkü insan, başkasının fedakârlığını ne kadar tüketirse tüketsin, kendi vicdanını doyuramaz.

Bugün insanlar neden bu kadar yalnız?

Çünkü herkes omzuna yaslanacak birini arıyor; ama kimse omuz olmayı istemiyor.

Herkes anlaşılmayı bekliyor; ama dinlemeyi bilmiyor.

Herkes dua istiyor; ama başkası için ellerini semaya kaldırmayı unutuyor.

Herkes sevgi bekliyor; ama sevgiyi emekle büyütmek istemiyor.

İslam ahlakı ise bambaşka bir yol gösterir. Peygamber Efendimiz Muhammed insanların en hayırlısının insanlara faydalı olan kimse olduğunu haber vermiştir. Bu ölçü, müminin hayatına yön veren temel ilkelerden biridir. Fayda üretmek, yük olmak yerine yük almaya çalışmak, sadece kendi rahatını değil başkasının huzurunu da düşünebilmektir. Çünkü gerçek kulluk, yalnızca ibadetlerle değil; kul hakkına gösterilen hassasiyetle de tamamlanır.

Yine Tasavvuf büyükleri, “Muhabbet emektir.” derken aslında insan ilişkilerinin özünü ifade etmişlerdir. Sevgi, yalnızca hissedilen bir duygu değil; gösterilen bir gayrettir. Bir insanın yükünü hafifletmek, onun gönlünü almak, kırıldığı yerde elinden tutmak ve ihtiyaç duyduğunda yanında durabilmek… İşte bunlar sevginin sessiz cümleleridir. Dilin söyleyemediğini çoğu zaman fedakârlık anlatır. Bugün birçok ilişkinin yıpranmasının sebebi sevgisizlikten çok emeksizliktir.

Ancak burada önemli bir denge de vardır. İslam, insanın kendisini tamamen tüketmesini de doğru görmez. Mümin, ne başkalarının sırtından geçinen biri olmalı ne de herkesin yükünü tek başına taşırken kendi ruhunu ihmal etmelidir. En güzel yol, karşılıklı merhametin ve adaletin hâkim olduğu yoldur. Çünkü Allah adaleti emreder. İlişkiler de adaletle ayakta kalır. Veren kadar vermeyi bilenin, alan kadar teşekkür edenin olduğu yerde huzur vardır.

İnsanların omuzlarına yük değil, kalplerine ferahlık olalım. Çünkü insan, ardında bıraktığı servetle değil; hafiflettiği yüklerle hatırlanır. Ve Allah’ın rahmeti, çoğu zaman bir kulun yüreğine dokunan merhametle başlar.

Dünyadan geçip giderken ardımızdan edilen bir dua, bir iz bırakalım…