Hoşça Kal’dan Ghostlama’ya Sessizliğin Şiddeti
- Tarih:
Hepimiz hayatta gelgitler yaşarız. Dün büyük bir hevesle istediğimizden, sevdiğimizden bugün soğuyabiliriz. Bu durum bizi muhatabımızı yok saymaya, ona karşı hoyrat davranmaya sevk etmemeli. Bu büyük bir insanlık sınavıdır. Çünkü birini sessizlikle cezalandırmak, dil yarasından çok daha derin bir iz bırakabilir.
Son yıllarda yeni bir kelime, yeni bir tutum hayatımıza girdi: Ghostlama. İngilizce “ghost” yani “hayalet” sözcüğünden türetilmiş bu kelime. Bir insanın diğerini ansızın hayatından silmesini sanki o yokmuş gibi davranarak ilişkiden çekilmesine karşılık geliyor. Ne bir açıklama, ne bir vedalaşma… Sadece sessizlik. Bir gün mesajlara cevap gelmez, aramalar cevapsız kalır, sosyal medyadaki paylaşımları görülmez olur. Bir anda sanki o kişi yok olur.
Ghostlama sadece iletişimi kesmek değildir sadece bir insanın bütünüyle geçmişini de silmeye çalışmaktır. İnsan, varlığını ötekinde bulur derler. Birinin hafızasından, hikâyesinden, cümlelerinden çekilmek aslında görünmez bir ölüm gibidir. Ghostlayan kişi, karşısındakini öldürmez belki ama onda var olma hissini zedeler.
Bu çağda ilişkiler hızla kuruluyor, hızla bitiyor. Kalpler “gönder” butonuna, duygular “görülmedi” ibaresinde sıkışıyor. Teknoloji iletişimi kolaylaştırdıkça insani mesafeleri büyütüyor. Birbirini gerçekten tanımadan “birlikte” olan insanlar aynı hızla birbirini terk edebiliyor. Ve en kolay yol, yokmuş gibi davranmak oluyor. Çünkü açıklama yapmak, yüzleşmek, vedalaşmak emek ister; sessizlik ise konforlu bir kaçış sunar.
Her kaçışın ardında bir korkaklık vardır. Ghostlayan, çoğu zaman suçlulukla yüzleşmek istemez. “Kırmak istemedim” bahanesiyle aslında en derin kırığı bırakır. Çünkü reddedilmek bir yara açabilir ama yok sayılmak insanı kendi varlığından şüpheye düşürür. “Ben ne yaptım?” sorusu, karşılık bulmadıkça yankılanır ve o yankı insanın içini kemiren bir sessizliğe dönüşür.
İnsanoğlu konuşarak anlaşan bir varlıktır. Duygularını ifade edebildiği sürece olgunlaşır, kabullenir, iyileşir. Ghostlama ise iletişimin doğal döngüsünü keser. Yani sadece ilişkiyi değil insanın kendisiyle kurduğu iç diyaloğu da bozar. Çünkü “Neden?” sorusuna bir cevap bulunmadığında insan içini olasılıklarla doldurur. Ve en tehlikelisi budur: Gerçek yerine ihtimalleri koymak. Bundansa gerçek bir kavga daha insanidir.
Belki de bu yüzden ghostlama yalnızca bir iletişim hatası biçimi değil modern çağın en yaygın duygusal şiddet biçimidir. Eskiden biri uzaklaşsa mektup yazardı; iki cümleyle bile olsa bir gerekçe bırakırdı. Şimdi ise bir “çevrimdışı” bildirimi, vedanın yerini alıyor. Artık ilişkilerde “yokluk” konuşuyor. İnsanlar birbirine değil ekranlara bakıyor. Ve orada karşımızdaki insanın yüzü yerine sadece kendi yansımanızı görüyoruz.
Bu durumun temelinde belki de duygusal sorumluluktan kaçış yatıyor. İnsan, bağ kurduğu anda sorumluluk üstlenir. Bu sorumluluk, birine açıklama yapmak, vedalaşmak, kırdıysa özür dilemek demektir. Ghostlama bu türden bir yükü taşımamak için seçilmiş bir zorba bir yöntemdir. Duygusal olgunluğun değil duygusal tembelliğin sonucudur.
Birini yok saymak, onu unutmanın en kolay yolu sanılır oysa tam tersidir. Sessizlik büyür, büyür, bir gün sahibini de yutar. Çünkü insan kendinden kaçamaz. Ghostlayan kişi de aslında kendi içindeki korkuyla yüzleşemeyen kişidir. Belki reddedilmekten korkar, belki suçluluk duymaktan, belki de duygularının ağırlığını taşıyamamaktan. Ama hangi sebeple olursa olsun bu tavır hem kendini hem karşısındakini eksiltir.
Birini hayatınızdan çıkarmak istiyorsanız en asgari insani sorumluluk onu bilgilendirmektir. “Yoruldum, uzaklaşmak istiyorum.” demek bir erdemdir. Bu, bir insanın size duyduğu değeri söndürmez bilakis karşılıklı saygının son hediyesidir. Oysa ghostlama, bu hediyeyi de çalar. Karşı tarafın kapanmamış duygularını, açık bırakılmış cümlelerini bir ömür boyu taşımasına neden olur.
Modern çağda ilişkilerin kırılganlığı, ghostlamayı bir tür duygusal savunma mekanizmasına dönüştürdü. İnsanlar açıklamadan uzaklaşmayı bir hak gibi görüyor. “Kendimi koruyorum.” diyorlar. Ama korudukları şey gerçekten kendileri mi yoksa duygularının sorumluluğu mu? Belki de bu çağın en büyük yanılgısı, “rahat kalmak” ile “mutlu olmak” arasındaki farkı unutmak. Ghostlayan kişi rahatlayabilir ama içten içe huzurlu olamaz. Çünkü her yok sayış, bir vicdan çentiği bırakır.
Bir insanın hayatından çekilmek bazen gerekli olabilir. Fakat nasıl çekildiğiniz, ilişkinin niteliğini belirler. Sessizce gitmek, karşınızdakini küçültmez ama sizi eksiltir. Çünkü insan ancak cesaretle vedalaşabildiği şeylerden özgürleşir. Aksi hâlde yarım kalan her hikâye sizi bir şekilde yine bulur.
Ghostlama, dijital çağın yalnızlaştırıcı hızının bir yansımasıdır. Her şeyin anlık olduğu bir dünyada duyguların da anlık olabileceğine inandırıldık. Sevgi, ilgi, sadakat bile “story süresi” kadar sürdü. Fakat insan, algoritma değildir. Gönül, “sessiz silme” komutu ile sıfırlanmaz. O yüzden ghostlanan taraf, sadece birini değil insanlığa olan güvenini de kaybeder.
Bir mesajın gelmemesi, bir aramanın yapılmaması, bir selamın verilmemesi… Küçük şeyler gibi görünür ama insanı insan yapan tam da bu küçük jestlerdir. Birine “Artık ya da bir süre konuşmak istemiyorum.” demek bile susmaktan daha merhametlidir. Çünkü o cümle, karşıdakine kapanış ya da bir teneffüs izni verir.
Belki de insanın en büyük sınavı, gitmeyi bilmek değil nasıl gideceğini bilmektir. Çünkü gidişler de bir terbiyedir. Nasıl ki vedalar bir kültürün zarafetini yansıtırsa sessiz gidişler de çağın hoyratlığını gösterir. Modern insan, hızla bağ kurmayı öğrendi ama incelikle ayrılmayı unuttu.
Ghostlama bir “ilişki biçimi” değil bir çağ marazı. Çünkü bizler artık birbirimizin hikâyesine tanıklık etmek istemiyoruz. Herkes kendi zamanını, kendi konforunu korumaya çalışıyor. Bağ kurmanın ağırlığına tahammülümüz kalmadı. Hâlbuki insan, ilişkilerinde olgunlaşır. Birini anlamaya çalışmak, kendi sınırlarını da genişletmektir.
Ghostlama, bu olgunlaşma ihtimalini ortadan kaldırır. İnsan, kendi hikâyesini tamamlamadan diğerinin hikâyesini yarıda bırakır. Böylece hiçbir ilişki bitmez, sadece askıda kalır. Belki de bu yüzden modern çağın insanı sürekli yorgun hisseder. Çünkü her ilişki bir yük, her sessizlik bir eksiklik bırakır.
Sonunda şu gerçekle yüzleşiyoruz: Birini sessizlikle cezalandırmak aslında kendini yalnızlığa mahkûm etmektir. Çünkü her yok sayış bir yankı bırakır; o yankı, dönüp dolaşıp bizi bulur.
İlişkilerde bitişler olacaktır, olmalıdır da. Ama bitişin de bir edebi, bir saygısı vardır. Ghostlama bu edebi yok sayar. Oysa insan bir kelimeyle vedalaşabilir; “Hoşça kal” demek hâlâ mümkündür. Bazen o iki kelime, bir insana yeniden insan olduğunu hatırlatabilir. Ve belki de insanlık tam da “Hoşça kal” nezaketini unuttuğu için bu kadar yabancılaştı birbirine.




