Hürmüz’den Wall Street’e: İran–ABD Geriliminin Küresel Piyasalara Etkisi
- Tarih:
28 Şubat 2026’da yeniden tırmanışa geçen İran–ABD gerilimi, küresel finans piyasalarında kısa sürede fiyatlanan jeopolitik bir şok etkisi oluşturmuştur. İlk tepki, klasik risk-off davranışıyla birlikte enerji ve değerli metallerde yukarı yönlü hareketler şeklinde ortaya çıkmış, özellikle petrol fiyatlarında kısa vadede yaklaşık %5–8 bandında oynaklık gözlemlenmiştir.
Ancak piyasaların bu tür krizlere verdiği tepki artık yalnızca “ilk şok” ile sınırlı kalmamakta, aynı zamanda çatışmanın süresi ve ekonomik etkisi üzerinden yeniden fiyatlama yapılmaktadır.
Enerji Piyasaları: Hürmüz Riski ve Fiyatlama Davranışı
Gerilimin en doğrudan etkisi enerji piyasalarında görülmüştür. Küresel petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı, piyasa algısında yeniden stratejik risk bölgesi haline gelmiştir.
İlk aşamada Brent petrol fiyatlarının 90 dolar bandının üzerine yönelmesi, arz güvenliği endişelerinin hızla fiyatlandığını göstermiştir. Ancak bu tür hareketler, geçmiş jeopolitik krizlerde olduğu gibi kalıcı bir trendden ziyade risk priminin yeniden ayarlanması şeklinde gerçekleşmektedir.
Enerji fiyatlarındaki bu oynaklık, özellikle enflasyon beklentileri üzerinde dolaylı baskı oluşturarak merkez bankalarının faiz indirim alanını daraltan bir faktör haline gelmiştir.
Altın ve Dolar: Güvenli Limanların Sınanması
Altın, jeopolitik belirsizlik dönemlerinde her zaman olduğu gibi ilk tepkiyi yukarı yönlü vermiştir. Ancak bu yükselişin sınırlı kalması, piyasaların aynı anda iki farklı değişkeni fiyatladığını göstermektedir: jeopolitik risk ve para politikası beklentileri.
ABD tahvil faizlerindeki görece yüksek seviye ve doların güçlü seyri, altındaki yukarı yönlü hareketi sınırlayan temel unsur olmuştur. Bu durum, yatırımcı davranışının artık tek boyutlu “güvenli liman” refleksinden çok, çok değişkenli bir fiyatlama yapısına evrildiğini ortaya koymaktadır.
Küresel Hisse Senetleri: Sektörel Ayrışma
Küresel hisse senedi piyasalarında gerilimin ilk etkisi negatif olmuş, ancak satışlar tüm piyasa geneline yayılmamıştır.
Havacılık ve turizm gibi enerji maliyetine ve küresel talebe duyarlı sektörlerde baskı artarken, savunma sanayii hisselerinde belirgin bir pozitif ayrışma görülmüştür. Bu süreçte bazı savunma şirketlerinde %4–6 aralığında yükselişler dikkat çekmiştir.
Bu tablo, piyasaların artık “toplu panik” yerine sektörel risk dağılımı üzerinden fiyatlama yaptığını göstermektedir.

Türkiye Ekonomisi: Enerji Kanalı Üzerinden Etki
Türkiye açısından gerilimin en kritik kanalı enerji fiyatlarıdır. Petrol fiyatlarındaki 90 dolar üzeri hareketler, enerji ithalatı nedeniyle cari denge üzerinde baskı oluşturabilecek bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.
Genel kabul gören çerçevede, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın Türkiye’nin cari dengesine milyarlarca dolarlık ek yük oluşturabileceği değerlendirilmektedir. Bu durum aynı zamanda enflasyon görünümü açısından da yukarı yönlü riskleri beraberinde getirmektedir.
Bununla birlikte Türkiye’nin jeopolitik konumu, yalnızca risk değil aynı zamanda enerji koridoru olma potansiyeli nedeniyle stratejik bir avantaj alanı da oluşturmaktadır.
Sonuç
28 Şubat 2026 sonrası gelişmeler, küresel finans piyasalarının artık yalnızca ekonomik verilerle değil, jeopolitik risklerle de eş zamanlı fiyatlama yaptığını bir kez daha göstermiştir.
İlk aşamada enerji ve altın fiyatlarında görülen hızlı tepki, sonraki süreçte para politikası beklentileri ve doların gücü ile dengelenmiştir. Bu durum, piyasaların artık krizin kendisinden çok, krizin süresi ve ekonomik yansımalarını fiyatladığını ortaya koymaktadır.
Genel tablo, jeopolitik şokların kısa vadede güçlü etkiler oluşturduğunu ancak orta vadede belirleyici faktörün küresel likidite ve faiz politikaları olduğunu göstermektedir.
Hürmüz’den Wall Street’e: İran–ABD Geriliminin Küresel Piyasalara Etkisi
28 Şubat 2026’da yeniden tırmanan İran–ABD gerilimi, küresel finans piyasalarında kısa sürede fiyatlanan önemli bir jeopolitik risk dalgası oluşturmuştur. İlk 48 saat içerisinde Brent petrolün %6–9 aralığında yükselmesi, altın fiyatlarının ise yaklaşık %3 artış göstermesi, piyasanın risk algısındaki ani bozulmayı net biçimde ortaya koymuştur.
Jeopolitik risklerin finansal varlık fiyatlaması üzerindeki etkisi son yıllarda belirgin şekilde artarken, yatırımcıların artık yalnızca enflasyon ve faiz verilerine değil, aynı zamanda siyasi belirsizliklere de hızlı tepki verdiği gözlemlenmektedir.
Enerji Piyasalarında Arz Riski Fiyatlaması
Gerilimin en güçlü etkisi enerji piyasalarında görülmüştür. Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol arzının yaklaşık %20’sinin geçiyor olması, piyasada arz güvenliği endişesini artıran temel faktör olmuştur.
Bu süreçte Brent petrol fiyatı kısa süre içinde 85 dolar seviyelerinden 92–95 dolar bandına yükselmiş, özellikle vadeli işlemlerde volatilite belirgin şekilde artmıştır. Enerji piyasalarındaki bu hareket, küresel enflasyon beklentilerinde de yukarı yönlü revizyona neden olmuştur.
Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın, küresel enflasyon üzerinde ortalama 0.3–0.4 puanlık ek baskı oluşturabileceği tahminleri, merkez bankalarının politika alanını daha da zorlaştırmaktadır.
Altın ve Dolar: Güvenli Liman Dengesi
Jeopolitik gerilim dönemlerinde klasik güvenli liman olan altın, ilk etapta güçlü bir talep görmüş ve ons fiyatı yaklaşık %3–5 aralığında yükselmiştir. Ancak sonraki süreçte ABD tahvil faizlerindeki yukarı yönlü hareket ve dolar endeksindeki güçlenme, altın üzerindeki yükselişi sınırlamıştır.
Bu tablo, piyasaların artık yalnızca “risk artışı”na değil, aynı zamanda likidite koşulları ve faiz beklentilerine de eş zamanlı fiyatlama yaptığını göstermektedir. Dolar endeksinin (DXY) bu dönemde yaklaşık 102 seviyelerinden 103–104 bandına yönelmesi, gelişmekte olan ülke varlıkları üzerinde ek baskı oluşturmuştur.
Hisse Senedi Piyasalarında Sektörel Ayrışma
Küresel hisse senedi piyasalarında ilk tepki negatif olurken, satışlar özellikle risk algısına duyarlı sektörlerde yoğunlaşmıştır.
- Havacılık ve turizm hisselerinde %3–7 arası düşüşler
- Enerji maliyetine duyarlı sektörlerde belirgin baskı
- Savunma sanayi hisselerinde ise %4–6 arası yükseliş
Bu ayrışma, piyasanın “genel satış” yerine sektörel yeniden fiyatlama yaptığını göstermektedir. Özellikle savunma hisselerindeki yükseliş, jeopolitik risklerin doğrudan sermaye akımlarını yönlendirdiğini ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, çatışmanın tam ölçekli bir savaşa dönüşmeyeceği beklentisi güçlendikçe endekslerdeki kayıpların yaklaşık %50–60’ı geri alınmıştır.
Türkiye Ekonomisine Yansımalar
Türkiye açısından en kritik kanal enerji fiyatlarıdır. Brent petrolün 90 dolar üzerini test etmesi, enerji ithalat maliyetleri üzerinden cari açık üzerinde baskı oluşturmuştur.
Genel hesaplamalara göre petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, Türkiye’nin cari dengesine yıllık bazda yaklaşık 4–5 milyar dolar ek yük getirebilmektedir. Bu durum, enflasyon görünümünü de dolaylı olarak etkilemektedir.
Öte yandan Türkiye’nin jeopolitik konumu, riskleri artırmakla birlikte enerji transit merkezi olma potansiyeli nedeniyle orta vadede stratejik önemini korumaktadır.
Sonuç
28 Şubat 2026 sonrası gelişmeler, küresel finans piyasalarının artık yalnızca ekonomik verilerle değil, jeopolitik risklerle de eş zamanlı fiyatlama yaptığını bir kez daha göstermiştir.
İlk etapta sert şekilde yükselen petrol ve altın fiyatları, sonraki aşamada para politikası beklentileri ve dolar gücü ile dengelenmiştir. Bu durum, piyasanın “kriz fiyatlamasından” çok “krizin süresi ve derinliği” üzerine odaklandığını ortaya koymaktadır.
Genel tablo, jeopolitik risklerin kısa vadede şok etkisi oluştursa da orta vadede belirleyici olan unsurun merkez bankası politikaları ve küresel likidite koşulları olduğunu göstermektedir.




