Hürremşehr’in Bitmeyen Şarkısı: Bir Füzeden Daha Fazlası
- Tarih:
“Huninşehr” diyorlardı ona; yani Kanlı Şehir. 1980’in sonbaharında, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusunun sınırı geçmesiyle başlayan sekiz yıllık o karanlık savaşın ilk ve en ağır darbesini bu liman şehri almıştı. Gökyüzü barut isinden karardığında, medeniyetlerin can damarı olan Karun Nehri artık su değil, keder akıtıyordu.
Irak’ın, stratejik Şattü’l-Arap su yoluna hâkim olma arzusuyla başlattığı bu kuşatma, Hürremşehr sokaklarını dünyanın en acımasız kentsel savaş alanlarından birine çevirdi. Sokak aralarında yankılanan tank paletlerinin sesi, her köşe başını bir sipere, her evi bir kaleye, her sivili ise bir direnişçiye dönüştürmüştü. 575 gün süren esaretin ardından, 1982’de devasa bir operasyonla geri alındığında adı yeniden “Yeşil Şehir” (Hürremşehr) olsa da hafızası artık ebediyen o “direnişin” rengine boyanmıştı.
Bugün haber bültenlerinde bir füzenin adı olarak geçer: Hürremşehr. Stratejistler için bu sadece askeri bir menzildir. Oysa tarihi bilenler için bu isim; yıkım ile diriliş, tarih ile bugün arasındaki o sarsılmaz sınırdır.

BİR ŞEHRİN NOTALARA DÖNÜŞMESİ – HÜRREMŞEHR SENFONİSİ
Savaşın barut kokusu dağılır ama bazı şehirler savaşı içinde taşımaya devam eder. Hürremşehr’in o kanlı ama vakur hafızası, İran’ın yaşayan en önemli bestecilerinden biri olan Majid Entezami tarafından bestelenen “Hürremşehr Destanı Senfonisi” (The Symphony of the Epic of Khorramshahr) ile ölümsüzleşti.
Entezami’nin 1982 yılında, şehir henüz tam anlamıyla özgürleşmeden kâğıda dökmeye başladığı bu eser, klasik Batı formu ile İran’ın yerel melodilerini birleştirir. Eserin icrasında genellikle Tahran Senfoni Orkestrası yer almış, vokallerde ise zaman zaman Salar Aghili ve Nima Masiha gibi güçlü sesler besteciye eşlik etmiştir. Bu senfoni, bir şehrin biyografisidir: Önce kuşatmanın getirdiği dağınık ve kaotik ritimler… Ardından, o yıkıntıların arasından filizlenen vakur bir melodi… Ve finalde, tüm dünyaya “buradayız” diyen epik bir zafer teması. Nasıl ki “Hürremşehr” adı bir füzeye verilerek askeri bir gücü temsil ediyorsa, bu senfoni de aynı ismi taşıyarak kültürel bir gücü temsil eder. Biri gökyüzünde iz bırakır, diğeri insanın ruhunda.
HÜRREMŞEHR VE KOWEITIPOOR
İran kültürünü anlamak için önce seslere kulak vermek gerekir. Meddahlık (Noha-khani), bu hafızayı canlı tutan en güçlü damardır. Gholam Koweitipoor, 1958’de Hürremşehr’de doğduğunda bu limanın ruhunu soludu. 1980’deki savaşta sesi bir “moral silahına” dönüştü. O, kendisini sadece bir meddah değil, bir “Hamaseh-khan” (Epik Anlatıcı) olarak tanımlar.
Çeng-i Dil (Aşkın sesi):
Koweitipoor,’un en önemli eserlerinden biri olan “Çeng-i Dil”, kalbin en derininden yükselen aşk ve acı feryadını güçlü ve estetik bir dille anlatır. Eserde kalp, adeta bir enstrüman gibi ele alınır; yaşadığı her duygu, bir melodiye dönüşerek insanın iç dünyasını yansıtır. “Aşkın feryadıdır ve yakıp kavurur” ifadesi, bu yanışın sadece bir acı değil, aynı zamanda insanı olgunlaştıran ve dönüştüren bir güç olduğunu ortaya koyar.
“Kalbin hikâyesi neşelidir ve dinlemeye değerdir” dizesiyle, bu içsel yolculuğun yalnızca bir hüzün değil, aynı zamanda anlamlı ve derin bir tecrübe olduğu vurgulanır. “Bu aşk ve bu kalp sonsuza dek kalıcıdır” ifadesi ise kalpteki aşkın geçici olmadığını, insanın özünde var olan ebedî bir hakikat olduğunu gösterir. Bu yönüyle “Çeng-i Dil”, insanı kendi iç sesine kulak vermeye çağıran ve kalbin acısını aşka dönüştüren güçlü bir manevi anlatı olarak öne çıkar.
İsmi Azam (En Yüce İsim): Koweitipoor bu eserinde, Kerbela merkezli matem duygusunu derin bir içsel yolculukla birleştirir. Kerbela Olayı üzerinden anlatılan bu atmosferde, Hz. Hüseyin’in mücadelesi sadece tarihsel bir olay olarak değil, her dönemde canlı kalan bir hakikat çağrısı olarak ele alınır. “Matem çağı” vurgusu, bu acının yalnızca geçmişe ait olmadığını, insanın vicdanında sürekli yeniden hatırlandığını ifade eder. Şarkı, dinleyiciyi bu hatırlayışa ortak ederken, aynı zamanda bir uyanış ve bilinçlenme çağrısı yapar.
Eserde “aşk” kavramı da önemli bir yer tutar. Bu aşk, dünyevi bir duygudan ziyade, ilahi hakikate yönelen bir manevi sevgi ve bağlılık olarak karşımıza çıkar. İsm-i Azam ifadesi ise bu yolculuğun zirvesini temsil eder; yani insanın hüzün ve farkındalık üzerinden Allah’a yakınlaşma çabasını simgeler. Koweitipoor’un anlatımıyla eser, matem ile başlayan bu yolculuğu, insanı içsel olarak dönüştüren ve aşk ile olgunlaştıran bir manevi sürece dönüştürür.
28 ŞUBAT 2026 – YENİ BİR DİRENİŞ, YENİ BİR SES
Tarih, bazen acımasız bir tekerrürden ibarettir. 28 Şubat 2026 tarihinde Amerika ve İsrail’in İran şehirlerine bomba yağdırmaya başlaması ve doğrudan saldırıya geçmesiyle birlikte, dünya sığınaklara kapanmış bir halk bekliyordu. Ancak 1980’lerdeki Hürremşehr ruhu, modern bir refleksle yeniden sokaklara taştı. Bombaların patladığı, gökyüzünün taciz edildiği o en sıcak saatlerde, halk evlerinden çıkıp meydanlarda ülkesine sahip çıkarken bu yeni dönemin sesi dijital dünyadan yükseldi: Hossein Sotoodeh.
Sotoodeh, 28 Şubat saldırılarıyla birlikte sosyal medyada bir fenomene dönüştü. Onun seslendirdiği eserler, sadece birer ağıt değil; bombaların gürültüsünü bastıran, tüm dünyada viral hale gelen ve İran’ın haklı sesini küresel kamuoyuna duyuran birer “direniş marşı” haline geldi. Özellikle “Ali Ali” nidası, ekranlar başındaki milyonları sarsarak saldırı altındaki bir halkın teslim olmayan iradesini temsil etti.
Sotoodeh; Koweitipoor’un 1980’lerdeki “Hamaseh-khan” (Epik Anlatıcı) geleneğini bugün sosyal medyanın hızıyla birleştirerek, bombalanan şehirlerin meydanlarını dolduran kitlelerin ortak ritmi oldu. O, 28 Şubat 2026’da başlayan bu yeni savaşın birleştirici gücü ve İran’ın susturulamayan hafızasının modern sesidir.
Hürremşehr, bugün sadece bir coğrafi nokta ya da askeri bir envanter değil; İran halkının sarsılmaz dik duruşunun en somut ifadesidir. İsmini bu tarihi direnişten alan Hürremşehr füzesi, bir savunma gücü olmanın ötesinde, 1980’lerin o en zor günlerinden gelen “teslim olmama” mirasını bugün gökyüzüne taşır. Bu isim, bir halkın işgale ve kuşatmaya karşı verdiği tarihi sınavın askeri teknolojiyle harmanlanmış bir cevabıdır. Şehirler bombalansa da senfoniler susturulmaya çalışılsa da Hürremşehr ruhu her kuşakta yeni bir ses ve yeni bir güçle karşılık bulur. Çünkü müzik ruhu birleştirir, tarih hafızayı diri tutar; Hürremşehr ise bir halkın yıkıntıların arasından her seferinde daha güçlü bir şekilde ayağa kalkışını simgeler.




