İçimizdeki Sürgün
- Tarih:
İnsan kendine döndüğünde, ilk kez evine varmış gibi hissetmez; önce ne kadar zamandır evsiz olduğunu fark eder..
Bazı insanlar bir memleketten sürülmez.
Bir sınırı geçmez, bir şehri geride bırakmaz, adını değiştirmez. Yine de ömürleri boyunca yurtsuz yaşarlar.
Çünkü insanın ana yurdu kendisidir.
İlk evi kendi sesidir.
İlk sığınağı, korkmadan ağlayabildiği yerdir.
İlk vatanı, utanmadan öfkelenebildiği; sevilmek için küçülmek zorunda kalmadığı iç dünyasıdır.
Sonra hayat başlar..
Önce insanın sesi kısılır.
“Sus.”
“Abartma.”
“Büyütme.”
“Güçlü ol.”
Bir çocuk, kendisine yöneltilen her sözü yalnızca duymakla kalmaz; bu sözlerden kendisi hakkında bir yargı üretir. Sevginin yanında kalabilmek için bazı duygularını geride bırakır. Bağını kaybetmemek adına kendinden vazgeçer.
Önce öfkesini sürgüne gönderir.
Sonra üzüntüsünü.
Ardından ihtiyaçlarını.
Bir gün gelir, kendi içindeki evin kapısında kalan son kişi de kendisi olur.
İnsan buna ‘büyümek’ der.
Oysa bazen büyümek, çocukken terk etmek zorunda kaldığımız yerlere bir daha dönememektir.
Yıllar sonra herkes onun ne kadar iyi biri olduğunu söyler.
Ne kadar anlayışlı.
Ne kadar fedakâr.
Ne kadar sabırlı.
İnsan bazen en çok, erdemleri üzerinden sürgün edilir.
Çünkü bazı iyilikler özgürlükten değil, korkudan doğar.
Bazı sabırlar olgunluktan değil, terk edilme endişesinden beslenir.
Bazı fedakârlıklar sevginin dili değil; “Beni bırakma” diye sessizce dile getirilen eski bir çocuğun çağrısıdır.
İnsan, sevilmek için kendini küçültmeyi öğrenir.
Daha az ister.
Daha az konuşur.
Daha az kırılır.
Daha az görünür.
Sonra bir gün, kendi hayatında neden bu kadar az yer kapladığını anlayamaz.
Oysa insan kendini bir anda kaybetmez.
Kendinden yavaş yavaş vazgeçer.
Her “önemli değil” deyişinde biraz daha uzaklaşır.
Her “ben idare ederim” sözünde kendi yükünü görünmez kılar.
Her istemediği “evet”te, içindeki bir kapıyı daha kapatır.
Her affedişte değil; kendini inkâr ederek affettiği her anda, kendi evinden biraz daha uzaklaşır.
Sonra herkesin evine giden yolları bilir.
Kimin neye kırıldığını hatırlar.
Kimin hangi sözüne dikkat edilmesi gerektiğini bilir.
Herkesin kalbine giden yolu bulur.
Ama kendi kapısına yabancıdır.
Belki de insanın en büyük yalnızlığı, yanında kimse yokken değil; kendi yanında da bulunamadığında başlar. Çünkü insan, başkaları tarafından terk edilmeden önce çoğu zaman kendini terk eder. Ve bunu uzun süre sevgi sanır.
Bir gün yorulur..
Bu yorgunluk bazen tükenmişlik, bazen yalnızlık, bazen de değersizlik olarak adlandırılır.
Oysa insan her zaman eksik olduğu için yorulmaz. Bazen kendini yıllarca eksilterek yaşadığı için yorulur. İçinde bir yer, uzun zamandır geri dönmesini bekliyordur.
Fakat dönüş kolay değildir.
Çünkü insan eve döndüğünde önce sıcaklığı değil, terk edilmişliği görür.
Kapılar uzun süredir kapalıdır.
Odalar sessizdir.
Bazı duygular karanlıkta kalmıştır.
Bazı sözler hiç söylenmemiştir.
Bazı çocukluklar hâlâ eve dönememiştir.
İnsan kendi içine girdiğinde önce kaybettiklerini bulmaz. Önce kaybolduğunu fark eder. İşte bu fark ediş, acıtır..
Çünkü insan yalnızca kendisine yapılanların yasını tutmaz. Kendisinden alınanların değil, geride bıraktıklarının da yasını tutar.
Olabileceği insanın…
Söyleyebileceği sözlerin…
Koruyabileceği sınırların…
Kendini kaybetmeden kurabileceği hayatın…
Fakat her sürgünün içinde bir dönüş ihtimali vardır. İnsan kendi içindeki yurda bir günde dönmez.
Önce yıllardır susturduğu sesi duyar.
Sonra ona güvenmeyi öğrenir.
Kırıldığında bunu inkâr etmez.
Yorulduğunda kendini suçlamaz.
“Hayır” dediğinde sevgiyi kaybettiğini düşünmez. Kendi ihtiyacını dile getirdiğinde yük olduğuna inanmaz.
Ve belki bir gün, yıllarca başkalarından beklediği cümleyi kendine söyler:
“Bu kez seni terk etmeyeceğim.”
İyileşmek, geçmişi unutmak değildir. İyileşmek, insanın kendi içindeki sürgünü sona erdirmesidir. Kendine dönmek, eski hâline dönmek de değildir.
İnsan artık aynı insan değildir.
Ama ilk kez, kendini dışarıda bırakmadan yaşayabilir. Belki insanın gerçek evi, hiç incinmediği yer değildir. Gerçek ev; incindiğinde kendini terk etmediği yerdir.
Ve insan kendine döndüğünde, ilk kez evine varmış gibi hissetmez. Önce ne kadar zamandır evsiz olduğunu fark eder.
Sonra yıllardır içinde taşıdığı anahtarı bulur.
Kapıyı açar.
Ve içeri girer.
Ama bu kez kalmak için..




