Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

İkindinin Gölgesinde Kalan İnsan

A+ A-

“Hayat, inanılmaz derecede hızlı ilerliyor ve insan, gölgesinde kalıyor hayatın ikindisinin!” Dünyanın çok büyük bir hızla döndüğü yetmezmiş gibi, gündem de bu hızdan nasibini almıyor değil! Dünyanın dönüş hızı… Hayatın dönüşüm hızı… Gündem konusunun tüketici ve baş döndürücü değişim hızı!

“Güneş çarığı, çarık ise ayağı sıkıyor.” Yani hepsi birbirini etkiliyor. Bir ay öncesine kadar sokakta, mahallede, ilçede, ilde, ülkede, bölgede ve dünyada konuştuğumuz konular sıcaklığını ne de çabuk yitiriyor. Hâlbuki, o gündem dalgasının etkisindeyken, başka bir şey aklımıza bile gelmiyordu. Ve sanki uzun yıllar boyunca bunu konuşacak gibiydik!

“O yıl yağan kar, aylar boyunca erimez gibi duruyordu! Bir sonraki mevsim döngüsünde ise güneşin sıcaklığı karşısında o kadar bunalmıştık ki hemen yağmur arar olmuştuk. Neredeyse yağmur duasına çıkacaktık.”

“Bizim çocuğun memur atamasının gerçekleşmesi, Ortadoğu’nun yüz yüze geldiği sorunlara olmasa da Balkanlarda yaşanan barınma sorununa çözüm olacakmış gibi geliyordu!” “ihale şartnamesinde beklediğimiz değişikliğin yapılması, ailemiz için tahmin bile edemeyeceğimiz bir hayatın ayak sesleri gibiydi!”

Gündemler böyle değişip gidiyordu… Gündemlerin o kadar etkisindeyiz ki bu meşguliyetimiz evimizi, işimizi, uykumuzu, hayatımızı ve hatta zihinsel emniyetimizi tehdit eder bir sarmala dönüşüyor. O kadar etkisindeyiz ki yaşadığımız gündemin, yemek öğününü bile neredeyse geçiriyoruz!

Allah muhafaza!

O kadar etkisindeyiz ki olan bitenin, okulumuza veya işimize geç kalıyoruz bazen! O sarmal bizi o kadar meşgul ediyor ki, yatmadan önce üzerimize battaniye almayı bile unutuyoruz! Gündemin sebep olduğu tedirginlik sebebiyle, kişisel emniyetimiz için zihnimizi yoklar oluyoruz. Bu yüzden hiçbir ilgimizi ve iltisakımızı bulamaz hale getiriyoruz!

Büyük bir maharetle sıyrılıyoruz işin içinden. Şimdi her şey bir tarafa da! Eğer dünya hayatında sadece zalimler ve mazlumlar kalacak olsaydı insanlık onuru, mazlum olmayı tercih ederdi. Zaten onu tercih etmeli de…

Dahası; Zalimin zulüm araçlarını bilememek ve zulmün yollarını talim etmemek, belki de edememek, çok nitelikli bir imtiyaz olarak görülmelidir. Zulmün araçlarını kullanamamak yani elin oraya ulaşacak kadar uzun olamaması, aslında büyük bir nasip işidir. Ahlaklı bir insanın bu ‘cehaleti’ karşısında mutlu olması gerekir. Çünkü o, masum bir insani incitemez. İncitememesi sebebiyle kendisiyle ne kadar da gurur duysa hakkıdır esasında.

Hayatın gündeminin bu bas döndürücü hızında insan, çoğu zaman neyi ve neden bu kadar ciddiye aldığını unutur hale geliyor. Oysa bugün uğruna uykular kaçırılan, öğünler atlanan ve kalp daraltan gündemler; yarın başka bir başlığın gölgesinin altında kaybolup gidecek. Geriye ise insanın ahlaki duruşu kalacak.

Zalim olma ihtimaline bile sahip çıkmamak ve zulmün araçlarına erişmemek bir yoksunluk değil, insanı insan yapan büyük bir emniyet alanıdır. Belki de bu çağda en büyük kazanım, hızın ve gündemin dayattığı zalimleşme ihtimaline rağmen masum kalabilmek olarak değerlendirilmelidir.