İnsanın En Yerli Üretimi: Üzüntü Ve Pişmanlık
- Tarih:
Duygular Hamuru
İnsan, bütün duyguların hamuruna sahip bir şekilde yaratılmıştır.
Her duygudan bir katre, bu hamurun içine kendi rengini bırakmıştır.
Sevinç, hüzün, korku, merak, özlem, hayret ve pişmanlık birbirinden tamamen ayrılmayacak şekilde karılmıştır.
Hazırlanan bu karışım, herkese adil bir şekilde paylaştırılmıştır.
Hayatın içindeki sayısız iyilik hatırlatıcısı ve insan dışındaki diğer canlılar arasında korunan muazzam denge göstermektedir ki hazırlanan hamur içeriği, merhametten yanadır.
Böylelikle kişi; yaşadığı zamanın bütün zorluklarını aşabilecek bir donanımla nefes aldığını fark edebilir ve organize edilen dünya hayatının da onun tebessümünden yana olduğunu kolaylıkla anlayabilir.
Beslenmenin Kaynakları
İnsan, hayatını yaşarken ihtiyaç duyduğu birçok şeyi sonradan temin etmektedir.
Kıyafete, arabaya, sağlığa, eğitime veya emniyete kavuşabilmek ancak dışarıdan teminle gerçekleşebilir.
Üreterek, imal ederek veya para ile satın alarak ulaşılabilir.
Temel ihtiyaç malzemelerine ulaşmak da aynı şekilde değerlendirilebilir.
Havaya ve suya ulaşmak, görece daha istemsiz gibi olsa da ekmeğe ulaşmak için biraz gayret gerekmektedir.
Bütün bunlarla birlikte, insan yaşarken duygulara da ihtiyaç duymaktadır.
Tek bir farkla ki duygular, dışarıdan temin edilemez.
Yaratılış sırasında insanın gönül odacıklarına itinayla konulmuş ve hemen yanı başında onunla birlikte hazır bulunmaktadır.
Çünkü onlar dışarıdan temin edilmemekte ve yaratılıştan itibaren insana eşlik etmektedir.
Bu şekilde herkes sevinebilir, kaygı duyabilir, üzüntü yaşayabilir, mutlu olabilir ve hayret denizine dalmanın engin tecrübesini yaşayabilir.
Açlığın, susuzluğun ve hasretin ağırlığı gibi, özlemin taşıdığı hassasiyet de insan kalbini çepeçevre sarabilir.

Bu gibi duyguların kaynakları ve hatırlatıcıları; insan dışında da nefes alabilir ve uygun zamanı bulunca insanın gündemine girebilir.
Ama insan; duygular arasında en yerlisi olan pişmanlığın ve üzüntünün nefes açıcı havasını solumak için sadece kendisine ihtiyaç duymaktadır.
Çünkü pişmanlığın ve üzüntünün kaynağı dışarıda değil, bilakis insanın içinde nefes almaktadır.
Pişmanlık; İnsanın Toprağına Çok Yakındır
İnsan; karşılaştığı olayın kendisinden ziyade, ona yüklediği anlamın üzüntüsünü şekillendirmesinde belirleyici bir role sahiptir.
Böylece dışarıda meydana gelen olay, insanın içinde yeniden anlam kazanır.
Burada içsel bir üretim söz konusudur.
Pişmanlığın ve üzüntünün, bu yönüyle ithal olmadığını görmek gerekir.
Başka bir coğrafyadan gelmez.
Gümrük kapılarından geçmez.
İnsanın kendi toprağında yetişir.
Pişmanlığın köklerine, başka bahçelerin suyu hiç değmez.
Teneffüs ettiği havayla ve büyümesini sağlayan ortamla birlikte, insanın çok yakın çevresine tanıktır.
Bu vesileyle; insanın en yerli duygusu olduğu gerçeği, büyük bir önemle bir kez daha vurgulanmalıdır.
Üzüntünün ve pişmanlığın en anlamlısı ise, insanın kendi davranışları ile başka bir canlının hüznüne sebep olduğu an olarak görülmelidir.
Üzüntü ve pişmanlık; yalnızca dışımızda yaşanan olaylardan değil, onlara dönük olarak gerçekleştirdiğimiz iç yorumumuzdan da kaynaklanmaktadır.
İnsan, gerçekleşen olaylardan ziyade onlara verdiği anlamdan yaralanır.
Yoksa; dışımızdaki dünya, herkes için aynı olmayı sürdürmektedir.
Aynı Dünya Ama Farklılaşan Yollar
Dünya, herkes için aynı şekilde dönmeye devam etmektedir.
Güneş, zaman ve zemin ayrımı yapmaksızın aynı şekilde ve aynı anlam ile doğmaktadır.
Ay ve yıldızlar, bütün gözlere aynı şekilde görünmektedir.
Akarsuyun sesi, gülün rengi, kuşun şarkısı, ağacın görüntüsü ve bülbülün âvâzı herkes için değişmez durumdadır.
Aynılığını, büyük bir kararlılıkla korumaktadır.
İnsanlar, aynı olaylara kendi iradeleri ile anlam yüklemekte ve onları gönül kaplarına göre şekillendirmektedirler.
İşte o da, kişiden kişiye değişmektedir.
İnsanlığın sokağında aynı olaylar nefes almakta; fakat her biri, insanların gönüllerinin farklı yerlerinden hayata tutunmaktadır.
Bu da duyguların, çok farklı renk çeşitliliğinde yeşermesine sebep olmaktadır.
Bir olaya karşı bir insan tamamen ilgisiz kalırken başka birisi bütünüyle gönlünü ona kapatmakta ve arzu ettiği şekilde gerçekleşmediğinde ise kendisini karanlığa sürüklemeyi tercih etmektedir.
Hassas Bir Mercek
Pişmanlık, geçmişin değerlendirmesi yapılırken kullanılan hassas bir mercek gibidir.
Geçmiş, sebep olduğu sonuçlarla birlikte topyekûn mazide kalsa da onun yardımıyla birlikte şimdiki zamana ait aktif bir üretim gerçekleşmiş olur.
Ama, an üzerindeki etkisi çok iyi ayarlanmalıdır.
Çünkü insanın geçmişte yaptığı seçimleri yeniden düşünmesi, yalnızca yaşanmış olana değil, yaşanabilecek olan ihtimallere de bakmasını gerektirir.
Özgürlüğün bu ihtimaller arasında seçim yapabilme tarafı, beraberinde kaygıyı da getirebilir.
Nitekim Søren Kierkegaard, kaygıyı özgürlüğün baş dönmesi olarak değerlendirir.
Pişman olabilme yetisi, insanın iç dünyasına verilmiş önemli bir nimettir.
Bu özelliğiyle iç dünyamızın adeta dili gibi olmuştur.
Pişmanlık, büyük oranda gerçekleşmemiş olayların toprağında büyür.
Aynı toprağı kullanarak boy atar.
Onun rüzgarını kucaklar, onun güneşine selam verir.
Bütünüyle dün ile ilgilenir ama gülücüklerini bugünün atlas maviliğine bırakır.
Üzüntüye göre pişmanlık, daha zihinseldir.
Yerlilik oranı da oldukça fazladır.
Yani yüzü, içeriye dönüktür.
Çünkü pişmanlık, geçmişi bugüne taşıyan bir mercek gibidir.
Dozunda Bir Pişmanlık
Doz ayarının da yerinde yapılması halinde, içsel üretime fayda sağlama süreci başlayacaktır.
Doz ayarı, kişiyi farkındalığa ve telafiye götürür.
Çünkü faydaya hizmet edebilmesi ve başarının sağlanabilmesi için, bu son derece önemlidir.
Kişi kendisiyle yüzleşebilmeli ve telafiye dönük yaşamı başlatmalıdır.
Süreç, ağır olacaktır ama sonuçları itibariyle daha umutlandırıcıdır.
Çünkü sadece suçluluğu tespit etmekle kalmamış, farkındalığıyla içeriden de dönüşüme başlamıştır.
Kişi kendisi ile yüzleşebilmeli, mümkün olan yerde telafiye yönelmeli ve aynı hatanın gelecekte yeniden üretilmesine engel olacak bir dönüşümü başlatmalıdır.
Viktor Frankl, insanın elinden her şeyin alınabileceğini ama olaylara karşı geliştirdiği tutumunu seçme özgürlüğünün alınamayacağını söylemiştir.
Yerli Yerinde
Aslında hayat içindeki bütün olaylar, yerelliğin yakalanmasını ve bu özelliğin korunmasını fısıldamaktadır.
Her bitkinin çiçek açma şekli, zamanı, renkleri ve büyüklüğü kendine özgüdür.
Kuşların büyüklükleri, şarkıları, ses tonları ve uçuş özellikleri kendilerine özgüdür.
Akarsu ile toprak, doğa filminde farklı rollerde oynamaktadır.
Toprak da ağacın rolüne müdahale etmemekte ve onun gibi davranmamaktadır.
Her şey yerli yerinde durmaktadır.
Belki de insanın en yerli üretimi olan üzüntü ve pişmanlık, yine insanın kendi toprağında bir dönüşüm imkânına kavuşabilir.
Çünkü insan, yalnızca üzen ve pişman olan bir varlık değildir.
Üzüntüsünü anlamlandırabilen ve pişmanlığını farkındalığa dönüştürerek kendi içinden yeni bir başlangıç çıkarabilen bir varlıktır.
Önemli olan, içimizde yetişen bu duyguları bütünüyle söküp atmak değil; onların hangi meyveyi vermesine izin vereceğimizi bilmektir.
Pişmanlık, insanı geçmişin kapısında bekleten ağır bir yük de olabilir; bugünün kapısını açan bir anahtar da.
Üzüntü, gönlün üzerine kapanan bir perdeye de dönüşebilir; insanın başkasının acısını görebilmesini sağlayan hassas bir mercek de.
Belki de mesele, insanın içinde ne ürettiğinden çok, ürettiği şeyle ne yaptığıdır.
Çünkü insanın toprağı kendisine aittir; fakat o toprağa düşen her duygunun nasıl bir ürüne dönüşeceği, biraz da onun iradesine bırakılmıştır.
O hâlde üzüntüyü farkındalığa, pişmanlığı telafiye, telafiyi iyiliğe dönüştürebildiğimiz müddetçe, insanın en yerli üretimi bile kendisine ve başkasına hayat veren bir berekete dönüşebilir.
Üzüntü ve pişmanlık, insanın en yerli üretimi olabilir; fakat insanın en değerli ürünü, onlardan doğurduğu iyilik ve dönüşümdür.




