Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

İnsan, İnsana Mecburdur

A+ A-

İnsan, sosyal bir varlıktır. Hayata tek başına gelmesine rağmen, tek başına yaşayacak şekilde yaratılmamıştır. Üzerine yüklenen mânâyı da ancak bu birliktelik içinde gerçekleştirebilir. Yaşadığı gezegen, tek esas üzerine yaratılmıştır. Ne var ki, tek kişi üzerine bina edilmemiştir. İnsanın hayatı da, umudunu süsleyen yarınlar gibi tek kişiden ibaret değildir. Hayallerinin uzağında da, doğduğu ailenin içinde de birden fazla insan bulunmaktadır. O kadar yardım almak ve sosyal olmak zorundadır ki; yeni açılan günün defterine not düşebilmek için nefes almaya mecburdur ve bunun için de bir burna ihtiyaç duymaktadır.

Kâinata ışık verecek ve böylelikle nesneleri tespit etmesine yardım edecek, bir güneşe gereksinimi vardır. Aksi takdirde, bedeni gibi ruhu da karanlıklarda kalacaktır. Ayrıca insanın emrine amade olurcasına hiçbir izbe noktayı es geçmeyen havaya da ihtiyaç duymaktadır. Çünkü güneş ve oksijen olmadan, ayrıca bir de nefes alamadan yeni gün onun için başlayamayacak, başlasa bile hemen bitmek zorunda kalacaktır.

İnsan, atmosferi oluşturan gazlara ve yeryüzünü şekillendiren dağlara da mecburdur. Bunun yanında havada uçan kelebeklere, rüzgârda salınan ağaçlara muhtaçtır. Hoş nağmeleriyle insan gönlünü titreten ve ötelerin haberleriyle ötüşüne anlam katan kuşlara, şükran borçludur. Ayrıca insan, yeni güne başlayan yüzünü yıkayabilmek için suya, kahvaltısını yapabilmek için zeytine, peynire ve yumurtaya mecburdur.

İşine gidebilmek için yöne, adım atabilmek için yere ihtiyacı vardır. Ne yer olmadan yürüyebilmesi ne de yönünü bulmadan yeryüzünde ilerleyebilmesi mümkün olacaktır. Çünkü insan; sosyalliğin imkanlarını günün en sıradan noktasında bile yaşamaktadır. Ve adeta bir nefes gibi de içine çekmek zorundadır.

İnsan, nefes aldığı hayatta titreyebilmesi için kalbe ihtiyaç duymaktadır. Eksik kalan adımları için nedamete, hakikat üzere yaşayabilmek için sağlam bir bedene ihtiyacı vardır. Hayattaki duruşunu yakalayabilmek için kıyama, varlıklar arasındaki insanlığını keşfetmek için rükûya, anlamını bulmak için secdeye ihtiyaç duymaktadır.

İnsan; Devasa Bir Orkestranın İçindedir

İnsan, sadece kendinden ibaret olmayan bir hayatı yaşamaktadır. Onunla bir toplum da nefes almaktadır. Bütün mesleklerden müteşekkil insanlarla bezenmiş bir cemiyetin içine karışmış olduğunu ve varlık iddiasında bulunduğunu görmelidir. Kendisiyle birlikte bu gezegende esnaflardan ve sanatkardan, çalışanlardan ve işsizlerden, yaşlıdan, kadından ve erkekten, gençten ve bebekten oluşan bir topluluk bulunmaktadır. Bu toplum onun adımlarına ve bu hayattaki kararlarına şahit olacaktır.

Bu yaşam yolculuğu sırasındaki duruşunu ve olaylara karşı takındığı tavrı doğru anlayan insanlar olacağı gibi, yanlış anlayanlar da olacaktır. Onu tam anlayamayanlara rastlayabileceği gibi, ona açık bir şekilde düşman kesilenler de bu gezegenin nefesini alacaktır. Fikirlerinin varlığını muhafaza etmeye çalışan insanların yanında, olan biten her şeye bigâne kalan insanlara da güneş doğacak, topraklarını yağmur ıslatacaktır.

Dünya: Karar Verme Mekânı

Bütün bu denklem içinde insan; hayatın engebeli yokuşlarını tekrar fikretmelidir. Bu noktada hangi mânâ üzere yaşayacağına karar vermeli ve verdiği kararın nefesini yudumlamalıdır. Ama gerek bu yaşam için ve gerekse de bundan sonrası adına bir dizi mecburiyeti kucağında bulduğunu unutmamalıdır.

Mükemmel bir orkestranın bütün müzik aletlerine ihtiyacı olduğu gibi, kendisinin de bu gezegende ihtiyaçtan azade olmadığını bilmelidir. Bunun için insan, toplumunun durumuna bigâne kalmamalıdır. Toplumdaki adalet paylaşımına, eğitim dengesine ve sosyal düzene yabancılaşmak, insanı kendisine karşı yabancılaştıracaktır.

Cemiyeti çevreleyen problemlere sırt çevirmek, problemlerin ortaya çıkmasında olmasa da büyümesinde onu sessiz ortak yapacaktır. Sorunlardan kaçmak, insanı tarafsız kılmamaktadır. Hayat, sadece tüketilecek bir değer değildir. Bir çocuğun eğitimine destek olmak, bir yaşlının yalnızlığını paylaşmak, tükenmiş bir umuda kıvılcım ikram etmek ve toplumda oluşmuş bir kırgınlığın onarılmasına yardım etmek, insanın önce kendi ruhunu inşa edecektir.

Çünkü insan, çözüm üretebildiği ölçüde olgunlaşır. İnsanın aradığı huzur; yalnızca kendi iç dünyasını sakinleştirmesinde değil, başkalarının yükünü hafifletmesinde saklı olabilir. Çünkü insan, sadece kendini kurtararak değil; yaşadığı hayata merhamet, adalet ve çözüm taşıyarak olgunlaşır. Böylesi bir ruh, gerçek huzurun davetine de layık hâle gelecektir.

Tamamlanmanın Yolu

Şair, ne kadar da güzel söylemiş: “Biz birbirimizi ya tam anlayamadık ya da tamamlayamadık.” Bir insan başka bir insanı, bir toplum bir diğerini, bir zaman başka bir zamanı tamamlayarak ancak mutlu sona ulaşabilmektedir.

Birisinde kullanılamadığı için ihtiyaç fazlası olarak rafa kaldırılan şey, diğer bir toplum kümesinin hararetle ihtiyaç duyduğu eksik olabilir. Belki benzer şey, kendisi için de geçerlidir. Hiçbir insan, başkasına ihtiyaç duymaktan müstağni değildir. Her birinin bir diğerinden alacaklarını, göz ardı etmemek gerekir. Bir bakıma bu, ödenmesi gereken bir borç gibidir.

Kendisinin eksik olduğunu görebilmek ise büyüklüktür. Büyüklüğü katmerli hale getirip ilk adımı atmak ise, İslam yolunun öğretmenlerinin baş tacı ettikleri ahlakın bizzat kendisidir. Her biri, aşamadığı bir sorunla karşılaştığında; ‘Eksiklik kendi özümde’ diye görmeyi başarmışlar ve bu farkındalığı sebebiyle toplumuna karşı duruşunu, arşına arşın katarak yükseltmiştir. Böylelikle de ayak izlerini takip etmek için peşi sıra yürüyenlere, tarifi imkânsız bir ışık olmuştur.

Mutlu sona ulaşabilmek ve tamamlanabilmek için tam anlayabilmeye ihtiyaç vardır. Tam anlayabilmek için de tamamlanabilir (eksik) durumda olduğunu kabul etme mecburiyeti doğmaktadır. Dünyevileşmenin yağmurlarında sırılsıklam ıslanırken, Atilla İlhan’ın şiiri imdadımıza yetişiyor ve yaşadığımız halde kelimeye dökemediğimiz durumuza tercüman oluyor:

“Ben sana mecburum, bilemezsin.

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum.

Büyüdükçe büyüyor gözlerin.

Ben sana mecburum, bilemezsin,

İçimi seninle ısıtıyorum.”

Tarih boyunca kendi eksikliğini toplumun eksikliğinden ayrı görmeyen insanlar çıkmıştır. Buldukları merhemi paylaşmanın da, hemen yollarını aramışlar. Bunlardan biri de, daha sonra Malik el-Şahbaz adını alacak olan Malcolm X’tir. Malik el-Şahbaz, (1925-1965) tarihleri arasında Amerika’da yaşamış bir fikir işçisi Müslümandır. Kendi eksiğini tamamlayabilmek için, içinde bulunduğu toplumu bütünüyle sarmalaması gerektiğini fark etmiş olan Malik el-Şahbaz (Malcolm X), çoraklaşan gönüllere farkındalık aşısı yapmıştır. ‘Özgür kalmak için özgür kılmak’ fikrini alazlamış, özgürlük için gösterilecek mücadelenin birliktelikten geçtiğini sadırlara işlemiştir: “İnsanı hür kılan da, yaşatan da iradedir. Geliniz, ruhlarımızı birbirine dayayarak temizleyelim. Kararsızlığı al aşağı edip, yalanı susturalım. Genç bir aslan olan iradeyi de uyandıralım.”

Dünya, insanın yalnızca yaşadığı bir mekân değil; kendisini inşa ettiği bir imtihan alanıdır. Burada insanın geride bıraktığı en büyük miras; sahip oldukları değil, toplumda hafiflettiği yüklerdir. Bir yetimin tebessümü, bir gencin yeniden yeşeren umudu, bir yaşlının yalnızlığına ortak oluşu ve toplumun yarasına sürülen küçük bir merhem…

Bütün bunlar, insanın kendi ruhuna da şifa olur. Çünkü insan, başkalarının hayatına kattığı huzur kadar kendi huzurunu da büyütür. Belki de gerçek kurtuluş; insanın yalnız kendisini değil, içinde yaşadığı toplumu da kurtuluş yolunda omuzlamasıyla mümkündür. İşte o vakit, insan yalnızca dünyaya ait bir ses olmaktan çıkar; ebedî huzura davet edilen bir nefes hâline gelir. “Haydi kullarımın arasına katıl. Cennetime gir.” (Fecr, 89/29-30)