İnsan da Mayalanır, Yoğurt Gibi!
- Tarih:
İnsan da Mayalanır, Yoğurt Gibi!
Yoğurt, yaz-kış fark etmeksizin ve sevilerek tüketilir. Yaz aylarında ise daha çok ayran olarak tercih edilir. Bazı zamanlar ve yemeğin çeşidine göre ise vazgeçilmez bir tercih haline de gelebilir. İçerdiği probiyotikler sebebiyle, bağırsaklarımız ve bağışıklık sistemimiz açısından oldukça önemlidir. Kabızlık ve ishal şikâyetlerimizi azaltır. Laktoz intoleransı olan kişiler, süt yerine yoğurdu daha kolay sindirebilir. Kalsiyum, fosfor ve D vitamini açısından zengin olması yanında, saymakla bitmeyecek faydası daha vardır.
Hepimiz evimizde ya yoğurt mayalamışızdır ya da mayalanmasına şahit olmuşuzdur. Büyüdüğümüzde sıradan ve basit olarak değerlendirdiğimiz bu muazzam olay, belki de çocukken bizi çok şaşırtmıştır. Cemil Meriç: “Hakikati arayan şaşırır, şaşırmayan ise bulamaz” diyerek, çocukken farkında olmadan elde ettiğimiz bu başarıyı dile getirmiştir. Aslında şaşırmakta da haklıydık. Çünkü tencerenin içinde, zannedildiği gibi sıradan bir şey olmuyordu.
Bütün özellikleri ile birlikte sütü ve yoğurdu ögrendiğimizde ise bu şaşkınlığımız başka bir sekmede kendine hayat imkânı bulabilirdi. Aslında süt ürünleri içinde mide tarafından en zor sindirilebilen şey, sütün kendisidir. O sebeple, laktoz intoleransı fazla olan kişilerin süt hazmı oldukça zordur. Ya süt içmek istemezler ya da süt içtikleri zaman mideleri ağırır. Süt ürünleri içinde mide tarafından en kolay sindirilebilen ise yoğurttur. Yoğurt, süte göre çok zayıftır. Ama ne var ki sağlıklı bir midede bile ağrıya sebep olabilen güçlü kuvvetli süt, mide tarafından kolayca sindirilebilen, zayıf ve bir avuç bile olmayan yoğurda teslim olmak ve benzemek zorunda kalmıştır.
Tiyatral bir dille detaylandıracak olursak şöyle olmuştur: Bir tencere süt, zaten nicelik olarak fazladır. Ordusu ile birlikte tencerede büyük ve sarsılmaz bir krallık oluşturmuştur. Bu yetmezmiş gibi, ringe çıkıp rakibiyle karşılaşmadan önce gücünü artırmak için kaynamak istemiştir. Yaklaşık yüz dereceye kadar ısındıktan ve neredeyse kaynadıktan sonra, abarttığını düşünerek biraz soğumanın yerinde olacağını düşünmüştür. Artık rakibiyle karşılaşmaya hazır olduğunu düşünmektedir.
Derken tencereye zayıf, çelimsiz ve görece soğuk olmasının yanında bir de nicelik yoksunu azıcık yoğurt bırakıldığı haberi tenceredeki bütün sütleri tarafından konuşulmaya başlanmıştır. Belki küçük, az, zayıf ve çelimsiz olabilir ama sütü rahatsız etmeye yetmiştir. Yoğurt azdır. Sıcak bile değildir. Zayıf tabiatlıdır. Kendi halinde yaşamayı âdet edinmiştir. Tencerenin içindeki güçlü rakibinin karşısına bırakılırken de kulağına altından da kıymetli bir nasihat fısıldanmıştır:
“Hadi görelim seni. Sakın rakibini gözünde büyütme. Sen sadece kendini yaşa. Kendini yaşamayı asla zayıflık görme. Senin en önemli gücün, kendini yaşamaktır. Gerisine de karışma. Bu tenceredeki bütün hikâyeyi bilen, zulmetmek için seni burada kimsesiz bırakmayacaktır.” Rakibini karşısında gören süt, krallığı iledalga geçildiğini düşünerek kahkaha ile gülmekten kendini alamamıştır.Öyle görünmüyor mu?
“Hiç olmazsa karşımda dişime göre bir rakip görseydim!” demiştir. Yapılanın kendisini çok ama çok hafife almak olduğunu düşünmüştür. Gururuna engel olamamış, arkadaşlarını da yanına toplayarak küçük yoğurt kütlesinin üstüne yürümüştür. Ordusunun kalabalığıyla rakibini sindirmeye çalışmanın yanında askerlerinin gözündeki gücünü de pekiştirmek istemiştir.
“Sen mi bizi kendine benzetecekmişsin haa? Bu nasıl mümkün olabilir. Ordumuzun gücü, dillere destan olmuştur. Herkes bizim gücümüzü konuşmaktadır. Bu bölgede sayıca üstünüz. Sen de görüyorsun bunu. Herhalde bizim kalabalıklığımız karşısındaki küçüklüğünü de görüyorsundur, değil mi?” diyerek kahkahayı basmıştır. Bu kibri görmesine rağmen yoğurt, gayet kendinden emin bir şekilde: “Ben kendi halimde yaşarım. Bundan önce başka yerlerde yaşıyordum. Bana artık burada yaşayacağım söylendi. Ben etrafımda gelişen olaylara takılmam.
Güçsüzlüğüm ve zayıflığım gibi sizin kalabalıklığınızı da görüyorum. Siz hayatinizi yasamaya devam edin, ben de şu köşede kimseye zarar vermeden otururum” der. Duydukları ve gördükleri karşısında ikna olan kral, yoğurdu yalnız başına bırakmaya karar verir. Ordularını geri çeker, büyük bir iç huzuru ile sarayına geri döner.
Geri dönmesine döner ama 10 dakika sonra aldığı haberle sok olur. Yoğurdun hemen yanında yer alan sütler yoğurtlaşmaya başlamıştır. Onların hemen yanında ve onların da yanında yer alan sütler yoğurda benzemiştir bile. Kısa bir süre sonra bütün tencere yoğurt olur. Derken, tencerenin kapağında bir ses: “Bu görev de tamamdır. Başka bir görev varsa, oraya gitmeye de hazırız”
Tencerenin kapağını açtığımızda hayret veren bir manzarayla karşılaşırız. Yoğurt mayalama işlemi bitmiş, bütün tencere yoğurt olmuştur. Ama tencerenin içinde bir sürü süt vardı! Tencereye çok ama çok az denebilecek kadar yoğurt koymuştuk. Bu nasıl olmuştu böyle? Süt nereye kaybolmuştu? Biri bize şaka mı yapıyordu? Hayret etmiştik çocukken! Hala daha inanamıyoruz belki de! Tencerede olup biten bu değişim, aslında sadece bir gıda dönüşümü değil hayata bakışımızı da ele veriyor. Şaşırmayı, büyüdüğü zaman bile devam ettirmeyi başarabilenlere ise kocaman bir alkış!
Albert Einstein da:
“Hayret duygusunu kaybetmeyen, asla yaslanmaz.” demiş ve burada anlatmak istediğimiz vurguyu pekiştirmiştir. Çocukken bizi şaşırtmaya yeten bu harikulade olay, biz büyüdükçe üzerimizdeki etkisini yitiriyor. Belki de kaybeden bizizdir, bilemiyoruz! Sahi, neden hâlâ şaşıramıyoruz? İlk ögrendiğimizde bizi şaşırtmaya yeten bu olay, aslında çok mu basitti?
Hayır!
Üzerimize kalabalığın kokusu sindikçe, çocukça şaşkınlıklarımızı koruyamaz olduk. Hayretimizi, başka hikayelerle sürdürebilirdik aslında. Sanırım biz büyüyorduk artık. Böyle sıradan olaylara şaşırmamalıydık!
Sahi,
Artık şaşırmamamız gerektiğini bize ilk kim söyledi ve bizi nasıl inandırdı buna? Hatırlamıyoruz. Şaşkınlığımızı toplum kalabalığına kurban etmiştik. Fabrika ayarlarımızı muhafaza edebilmeyi başaramıyorduk. İçinde bulunduğumuz dünya bizi sarıyordu. Bizi teslim alıyordu adeta! Yeni gündemler bıraktı kucağımıza. Bu yeni gündemlerin güncellemeleri ise aralıksız devam ediyor. Güncellemelerin hızı o kadar yoğun ki birçoğumuz gözlerini aralamayı başaramıyor bile! Bazılarımız da gözlerini ovalarken kazanır gibi göründüğü farkındalığını, yeni güncellemelerin devam eden hızına kurban ediyor.
Aslında yoğurt tenceresinde olan biten değişimi anlamamızla birlikte şaşkınlığımızı hayranlığa dönüştürebiliriz. Hayranlığımızı sürdürebilir, etrafımızda gelişen başka olaylara taşıyabiliriz. Başka insanlara denk gelebilir, hayatta görünen bir açığı kapatabiliriz. Çocukluktan sıyrıldığımızda kaybettiğimiz
Bu farkındalığımızı, yeniden kazanabiliriz aslında! Hikayeler aynı mükemmelliğiyle devam ediyor. Necip Fazıl Kısakürek’ten güzel bir alıntı ile yazımızı sonlandıralım: “Hayret aklın kanat çırpışıdır.” der. Evet, sütler hâlâ yoğurt olabiliyor! Biz de hâlâ şaşırmayı başarabiliriz.




