Picture of Merve Sunar
Merve Sunar

İnsansı Hayvanlar

A+ A-

İnsanlar akın akın tahrir meydanına yürüyor. Dillerinde “Allah, Ekmek, Özgürlük” sloganı. İlk defa gençler, ezilenler, zulüm altında inleyen kitleler ilk kez bu denli kararlı.

Birkaç ay öncesi… Tunuslu seyyar satıcı Muhammed Buazizi seyyar tezgâhının zabıtalar tarafından talan edilmesiyle birlikte meclis binasının önünde kendini ateşe veriyor. O gün bu eylem bireysel bir başkaldırı gibi görünse de tüm Ortadoğu halklarının kaderini etkileyecek bir olayı tetikliyor. Arap baharı… İlk günlerde tamamen barışçıl olarak başlasa da hükümetlerin orantısız müdahalesi ve şiddeti tüm Ortadoğu’yu ateşe veriyor. Dalga dalga yayılan “bahar” başta Mısır ve Tunus olmak üzere Libya, Fas, Cezayir ve son olarak Suriye’ye yayılıyor.

Tam da bu sırada Tahrir Meydanı’nda bir grubun sesi yankılandı… Cairokee.

Önceleri kendi hâlinde bir müzik grubu olarak bilinen ekip, o gün meydanda toplanan gençlerin özgürlük çığlıklarına tercüman olmuştu. Gitarın sesi sloganlara karışıyor, ritim kalabalığın nabzıyla birlikte atıyordu.

“Ey meydan, şimdiye kadar neredeydin?” diye seslenirken, aslında suskunluğa meydan okuyor, cesaretin bulaşıcı gücünü haykırıyorlardı.

Bir şarkı, bir anda binlerce insanın ortak sesi hâline gelmişti. Meydan artık yalnızca bir toplanma alanı değil; umudun, direnişin ve yeni bir başlangıcın sembolüydü.

Gösteriler giderek şiddetlendi.
Sonunda Hüsnü Mübarek ülkeyi terk etti.

Bir dönem kapandı.

Muhammed Mursi’nin seçilmesiyle birlikte “bahar” gerçekten gelmiş gibi hissedildi. Sandıktan çıkan irade, meydanlarda dökülen terin ve gözyaşının karşılığı gibiydi. Fakat bu umut uzun sürmedi. 2013’teki askeri darbe ile süreç yeniden karardı.

Binlerce insan, bir zamanlar özgürlük sloganlarının yükseldiği Tahrir Meydanı’nda hayatını kaybetti.

Onlardan biri de Esma el-Biltaci idi. Onun fotoğrafı, yalnızca bir genç kızın değil; Mısır’da yarım kalan baharın, bastırılan umudun ve kaybedilen hayatların sembolüne dönüştü. Vicdan sahibi insanlar, Esma’nın temsiliyetinde tüm kayıplar için ağladı.

Mursi hapse atıldı.
Meydanlar sustu.

Ve Cairokee de bir süre için kendi iç dünyasına çekildi. Müziğin tonu değişti. Daha içsel, daha duygusal, daha bireysel hikâyelere yöneldiler. “Layla” adlı parça, bu dönüşümün simgesi oldu; sevdayı, kırılganlığı ve kişisel hikâyeleri anlattı.

Burası dünya ve burada zulüm bitmez…

İsrail’in Gazze’ye yönelik ağır saldırıları sırasında grup yeniden ses verdi. Bu kez bağırarak değil; daha sakin, daha ironik ama daha sarsıcı bir dille… Batı’nın seçici vicdanını sorgulayan sözlerle.

Şarkılarında; deniz kaplumbağaları için ayağa kalkanların, “insansı” diyerek değersizleştirilen Gazzeli çocukların ölümüne sessiz kalmasını eleştirdiler.

“Bu dava başka, o dava başka…” diyerek iki yüzlü söylemlere ayna tuttular.
Medyanın günlerce konuştuğu bir penguen kadar ilgi görmeyen, annesiz babasız kalan çocukları hatırlattılar.

Gazze bize Batı’nın iki yüzlülüğünü tekrar hatırlatırken, daha önce görmediğimiz bir destekle karşılaştık. Batı’nın vicdan sahibi insanları, hükümetlerinin ve kurumlarının aksine günlerce, aylarca “Bastille’den Tahrir’e” meydanları boş bırakmadılar.

Sonrasında gelen Sumud Filosu’nda da birçok görüşten ve inanıştan insanın birliğine şahit olduk.

Gazze ölürken bize dünya kardeşliğini, barışı ve birlik olmanın gücünü hatırlattı. Evet, zulüm bitmedi ama bizler dirildik, dünya dirildi.

Her ne kadar şimdilerde Gazze kendi hâline terk edilmiş gibi görünse de vicdan sahibi insanlar attıkları her adımda Gazze’yi yüreklerinde taşıyor.

Çünkü “bu dava başka dava.”