Picture of M. Nurullah Işık
M. Nurullah Işık

İsrail’in Amerika’daki En Güçlü Kalesinde Çatlaklar mı Oluşuyor?

A+ A-

Amerikan siyasetinde bazı ittifaklar vardır ki onlarca yıl boyunca neredeyse tartışılmaz kabul edilir. Cumhuriyetçi Parti ile İsrail arasındaki ilişki de bunlardan biriydi. Soğuk Savaş yıllarından başlayarak, Ronald Reagan döneminde güçlenen ve George W. Bush yıllarında zirveye ulaşan bu yakınlık, uzun süre Amerikan iç siyasetinin en istikrarlı unsurlarından biri olarak görüldü.

İsrail’e destek vermek, Cumhuriyetçi siyasetçiler için yalnızca bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda seçmen tabanına verilen ideolojik bir mesajdı.

Ancak son yıllarda ortaya çıkan veriler, bu ilişkinin temelinin tamamen sarsıldığını değilse bile belirli alanlarda aşınmaya başladığını gösteriyor.

Bugün İsrail hâlâ Amerikan siyasetinde en güçlü desteğini Cumhuriyetçi seçmenlerden alıyor. Ancak aynı zamanda İsrail’e yönelik eleştirilerin en hızlı arttığı muhafazakâr kesimlerin de yine Cumhuriyetçi tabanın belirli bölümleri olduğu görülüyor.

Bu nedenle asıl soru, Cumhuriyetçilerin bugün İsrail’i destekleyip desteklemediği değil; yarının Cumhuriyetçilerinin İsrail’e bugünkü kadar bağlı olup olmayacağıdır.

İsrail-Cumhuriyetçi İttifakının Tarihsel Temelleri

İsrail’in Cumhuriyetçi kimliğin bir parçası hâline gelmesi bir gecede gerçekleşmedi. 1950’li ve 1960’lı yıllarda İsrail’e verilen destek büyük ölçüde iki partili bir karakter taşıyordu. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında İsrail konusunda bugünkü kadar belirgin bir ayrışma bulunmuyordu.

Dönüm noktası olarak genellikle 1967’deki Altı Gün Savaşı gösterilir. İsrail’in savaşta elde ettiği askeri başarı, Amerikan kamuoyunda ülkeye yönelik algıyı önemli ölçüde değiştirdi. Ardından Soğuk Savaş dinamikleri devreye girdi. Washington’da İsrail, Sovyet etkisine karşı Orta Doğu’daki en güvenilir ortaklardan biri olarak görülmeye başlandı.

Ancak İsrail’in Cumhuriyetçi taban içerisindeki özel konumunu açıklayan yalnızca jeopolitik faktörler değildir. 1970’lerden itibaren yükselen Evanjelik hareket, İsrail’e verilen desteği dini bir çerçeveye de oturttu.

Milyonlarca muhafazakâr Hristiyan seçmen için İsrail yalnızca bir müttefik devlet değil, aynı zamanda kutsal metinlerde özel bir yere sahip olan bir ülkeydi.

1980’lerde Ronald Reagan döneminde güçlenen muhafazakâr hareket ile Evanjelik taban arasındaki ittifak, İsrail’e verilen desteği Cumhuriyetçi kimliğin önemli unsurlarından biri hâline getirdi. 1990’lar ve 2000’lerde ise ulusal güvenlik odaklı dış politika anlayışı bu desteği daha da güçlendirdi.

11 Eylül saldırılarından sonra oluşan atmosferde İsrail, birçok Cumhuriyetçi seçmen tarafından Amerika’nın terörizmle mücadeledeki doğal ortağı olarak görüldü. George W. Bush döneminde İsrail’e verilen destek hem parti elitleri hem de seçmen tabanı arasında son derece yüksek seviyelere ulaştı.

Uzun yıllar boyunca Cumhuriyetçi seçmen koalisyonunu oluşturan dört önemli grup İsrail konusunda büyük ölçüde aynı çizgide buluşuyordu: Evanjelik Hristiyanlar, dış politika şahinleri, Soğuk Savaş muhafazakârları ve neokonservatifler.

Bugün ise bu denklemin değişmeye başladığı görülüyor.

Veriler Ne Söylüyor?

Amerika’daki son kamuoyu araştırmaları, Cumhuriyetçi seçmenlerin İsrail’e yönelik sempatisinin hâlâ yüksek olduğunu ancak geçmiş yıllara kıyasla gerileme gösterdiğini ortaya koyuyor.

Gallup’un 2026 yılında yayımladığı araştırmaya göre Cumhuriyetçilerin yüzde 70’i İsraillilere Filistinlilerden daha fazla sempati duyduğunu belirtiyor.

Bu oran hâlâ oldukça yüksek olsa da birkaç yıl öncesine göre dikkat çekici bir düşüşe işaret ediyor ve son yirmi yılın en düşük seviyelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Bu sonuçlar ilk bakışta İsrail açısından büyük bir sorun gibi görünmeyebilir. Sonuçta Demokrat seçmenler arasında İsrail’e verilen destek çok daha hızlı bir şekilde gerilemiş durumda.

Ancak uzun vadeli siyasi eğilimler incelendiğinde asıl önemli gelişmenin Cumhuriyetçi tabandaki değişim olduğu anlaşılıyor.

Çünkü İsrail’in Amerika’daki en büyük siyasi avantajı, yıllardır Cumhuriyetçi seçmenlerin neredeyse otomatik desteğine sahip olmasıydı.

Bu desteğin kademeli olarak zayıflaması, Washington’daki siyasi dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir.

Kuşak Değişimi ve Yeni Cumhuriyetçiler

Bu değişimin en belirgin biçimde görüldüğü alan kuşaklar arası farklılıklardır.

Pew Research tarafından yayımlanan araştırmalar, genç Cumhuriyetçilerin İsrail’e bakışının yaşlı Cumhuriyetçilerden belirgin biçimde ayrıştığını gösteriyor.

Elli yaşın altındaki Cumhuriyetçiler arasında İsrail’e yönelik olumsuz görüşlerin son yıllarda ciddi şekilde arttığı görülüyor. Buna karşılık ileri yaş gruplarında İsrail’e verilen destek hâlâ oldukça güçlü.

Başka bir ifadeyle, İsrail bugün Cumhuriyetçi Parti içinde güçlü konumunu koruyor olabilir; ancak bu destek giderek daha yaşlı seçmen gruplarına dayanıyor. Bu durum yalnızca demografik açıdan değil, ideolojik açıdan da önem taşıyor.

Genç muhafazakâr seçmenlerin önemli bir bölümü dış politikaya ebeveynlerinden farklı yaklaşıyor. Reagan döneminin küresel liderlik anlayışı ya da Bush döneminin müdahaleci dış politikası, yeni kuşak Cumhuriyetçiler arasında aynı ölçüde karşılık bulmuyor.

Bunun yerine “Önce Amerika” anlayışı etrafında şekillenen daha içe dönük bir yaklaşım dikkat çekiyor.

MAGA Hareketi ve İsrail Tartışmasının Yeni Çehresi

MAGA hareketinin yükselişiyle birlikte Cumhuriyetçi Parti içerisinde dış politikaya ilişkin yeni tartışmalar ortaya çıktı.

Geleneksel Cumhuriyetçi çizgi Amerika’nın küresel liderliğini ve uluslararası ittifaklarını savunurken, yeni popülist sağ daha farklı sorular sormaya başladı:

  • Amerika neden dünyanın farklı bölgelerindeki krizlere bu kadar kaynak ayırıyor?
  • Amerikan vergi mükelleflerinin parası neden yabancı ülkelere gönderiliyor?
  • Washington neden dış politika meselelerine iç ekonomik sorunlardan daha fazla önem veriyor?
  • ABD, kendi vatandaşları eğitim ve sağlık gibi alanlarda yüksek maliyetlerle karşı karşıyayken, neden müttefiklerine milyarlarca dolarlık destek sağlamaya devam ediyor?

Bu sorular yalnızca İsrail’e yönelik değildir. Ukrayna yardımları, NATO harcamaları ve genel olarak Amerikan dış politikası da benzer tartışmaların konusu olmaktadır.

Ancak İsrail, uzun yıllar boyunca Cumhuriyetçi siyaset içerisinde neredeyse tartışılmaz bir pozisyona sahip olduğu için burada yaşanan değişim daha dikkat çekici görünmektedir.

Özellikle son yıllarda Tucker Carlson ve Steve Bannon gibi bazı muhafazakâr medya figürlerinin İsrail’e yönelik eleştirileri, bu dönüşümün sembollerinden biri hâline geldi.

Bu durum İsrail karşıtlığının yaygınlaştığı anlamına gelmiyor. Ancak İsrail’in Cumhuriyetçi çevrelerde artık eskisi kadar dokunulmaz bir konu olmadığını gösteriyor.

İsrail Tartışmasının Yeni Boyutu: AIPAC ve Siyasi Nüfuz Meselesi

Cumhuriyetçi tabanda son dönemde yükselen rahatsızlık yalnızca Amerika’nın İsrail’e verdiği askeri ve diplomatik destekle sınırlı değil. Giderek daha fazla muhafazakâr seçmen, İsrail meselesini Amerikan iç siyaseti bağlamında da tartışmaya başladı. Bu tartışmaların merkezinde ise Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) yer alıyor.

AIPAC uzun yıllardır Washington’un en etkili lobi kuruluşlarından biri olarak kabul ediliyor. Kuruluş, İsrail ile ABD arasındaki stratejik ortaklığın güçlendirilmesini savunuyor ve Kongre üyeleriyle yakın temaslar kurarak İsrail yanlısı politikaların desteklenmesi için faaliyet yürütüyor.

Geçmişte bu durum Cumhuriyetçi çevrelerde büyük ölçüde doğal karşılanırken, son yıllarda özellikle popülist sağ içerisinde daha eleştirel bir yaklaşım ortaya çıkmaya başladı.

Bazı muhafazakâr yorumcular ve seçmenler, yabancı ülkelerle bağlantılı politika gündemlerinin Amerikan iç siyasetinde ne ölçüde etkili olması gerektiğini sorguluyor. Tartışmanın odağında İsrail’den çok, Washington’daki lobi faaliyetlerinin kapsamı bulunuyor.

Özellikle son seçim dönemlerinde AIPAC’e bağlı siyasi harcama gruplarının Kongre yarışlarında milyonlarca dolarlık reklam ve kampanya desteği sağlaması, bazı Cumhuriyetçi çevrelerde yeni soruların gündeme gelmesine neden oldu.

Bir zamanlar yalnızca sol çevrelerde dile getirilen “lobi etkisi” eleştirileri, bugün Amerikan sağının belirli kesimlerinde de duyulmaya başlanıyor.

Bu eleştiriler henüz Cumhuriyetçi Parti’nin ana akım görüşü hâline gelmiş değil. Ancak MAGA hareketinin yükselişiyle birlikte Washington’daki kurumlara, bürokratik yapılara ve etkili çıkar gruplarına yönelik genel şüpheciliğin artması, AIPAC’in de daha fazla tartışılmasına yol açıyor.

Dolayısıyla Cumhuriyetçi tabandaki değişim yalnızca İsrail’in dış politikadaki rolüne ilişkin değil; aynı zamanda Amerikan siyasetinde lobiciliğin ve siyasi nüfuzun sınırlarına ilişkin daha geniş bir tartışmanın da parçası olarak görülmelidir.

İsrail mi, Netanyahu Hükümeti mi?

Bu noktada İsrail ile mevcut İsrail hükümeti arasındaki ayrımı yapmak önem taşıyor. Amerikan kamuoyunda yapılan araştırmalar, birçok seçmenin İsrail’e yönelik tutumunu değerlendirirken Benjamin Netanyahu hükümetine ilişkin görüşlerini de dikkate aldığını ortaya koyuyor.

Son yıllarda Netanyahu yönetimine yönelik eleştiriler hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçi seçmenler arasında artış göstermiş durumda.

Dolayısıyla kamuoyundaki değişimin tamamını İsrail’e yönelik genel bir mesafe koyma eğilimi olarak yorumlamak doğru olmayabilir.

Bazı seçmenler İsrail’in güvenliğini desteklemeye devam ederken, mevcut hükümetin politikalarına daha eleştirel yaklaşabiliyor. Bu ayrım özellikle genç seçmenler arasında daha belirgin görünüyor.

Sosyal Medya Kuşağının Etkisi

Sosyal medya çağında büyüyen kuşaklar, uluslararası krizleri önceki nesillerden farklı şekilde takip ediyor. Gazze savaşı sırasında sosyal medya platformlarında yayılan görüntüler ve tartışmalar, genç Amerikalıların konuya bakışını önemli ölçüde etkiledi.

Bu durum yalnızca Demokrat seçmenlerde değil, bazı genç Cumhuriyetçiler arasında da yeni sorgulamaların ortaya çıkmasına yol açtı.

Asıl Mesele Bugün Değil, Yarın

Bugün gelinen noktada İsrail hâlâ Amerikan siyasetinde önemli avantajlara sahip. Kongre’de iki partiden de güçlü destek görüyor. Cumhuriyetçi seçmenlerin çoğunluğu İsrail’e olumlu yaklaşıyor. Evanjelik hareket, İsrail’in en güçlü siyasi destekçilerinden biri olmaya devam ediyor.

Ancak aynı zamanda yeni bir gerçeklik de şekilleniyor. Amerikan sağının geleceğini belirleyecek genç seçmenler, İsrail’e önceki kuşaklar kadar duygusal veya ideolojik bağlılık göstermiyor. Onlar için dış politika, dini aidiyetlerden veya Soğuk Savaş mirasından çok ekonomik öncelikler ve ulusal çıkar perspektifi üzerinden değerlendiriliyor.

Bu nedenle İsrail açısından asıl mesele bugünkü destek seviyesinden ziyade, bu desteğin gelecekte nasıl şekilleneceğidir. Uzun yıllar boyunca İsrail’in Amerika’daki en sağlam siyasi dayanağı Cumhuriyetçi Parti oldu. Fakat tarih, hiçbir siyasi ittifakın sonsuza kadar değişmeden kalmadığını gösteriyor.

Bugün için İsrail hâlâ Cumhuriyetçi seçmenlerin büyük çoğunluğunun desteğini alıyor. Ancak kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu eğilimler, geleceğe ilişkin daha karmaşık bir tablo çiziyor.

Belki de İsrail’in karşı karşıya olduğu temel sorun, Cumhuriyetçileri kaybetmesi değil; geleceğin Cumhuriyetçilerini eskisi kadar kolay kazanamaması olabilir.