Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Kaçırdıkların Değil, Seçtiklerin Sensin

A+ A-

​İnsan, hayatı bir defa yaşıyor. Bir defa yaşadığı hayatta; güneşin doğuşu gibi batışına da ancak bir ömürlük şahit olabiliyor. Papatyaya, çimene, güneşe ve onun sararttığı yaprağa bir ömür boyunca şahit olabiliyor. Dalından düşmek zorunda kalan meyveye, kaplumbağaya, yolda kalmış yolcuya, umudunu kaybetmiş yetim ve öksüz çocuğa da bir ömür boyunca şahit olabiliyor.

Elmanın kokusunu, tarlanın sarısını, taşın sertliğini ve pamuğun yumuşaklığını sadece bir ömürlük tecrübe edebiliyor.

İnsan; doğruluğa, emanete sahip çıkmaya, gıybet etmemeye, yalan söylememeye ve laf taşımamaya bir ömür boyunca gıpta etmekle vakit geçiriyor. O sebeple de hayatı ihtiva eden her şeyi, en azından, bir defa tecrübe etmek istiyor. Hiçbir şeyi kaçırmak istemiyor. Kaçırdığı her ihtimali ise gelecekte telafi edebilmek için zihninde sürekli açık tuttuğu bir dosya gibi taşıyor. Ondan sonraki hayatını da zihninde açık tuttuğu bu dosyayı dolduracak bilgilerin peşinden koşarak geçiriyor. İnsan, zihninde sürekli açık duran dosyaların sayısı arttıkça, hiçbirini hakkıyla kapatamaz hâle geliyor.

Çünkü modern insanın temel kaygılarından biri, yaşamak için imkân oluşturamadığı şeyle ilgili hiç olmazsa bilgi sahibi olmak oluyor. Böyle bir kaygının avucuna düştükten sonra kurtulmak da çok zor oluyor.

Her Şeyi Takip Etmek mi, Kendini Korumak mı?

İnsan gündemini oluştururken; tecrübe edemediği her olayı kaçırmak başlığı altında not ederse eğer, gerçekleştiremediğinde üzülmek için yeteri kadar sebep bulabiliyor. Yerine göre haberleri kaçırmak, gündemi takip edememek, mesajlara anında dönememek, tartışmalardan anında haberdar olamamak ve her gelişmeye dair fikir sahibi olamamak bir kaygı oluşturabiliyor.

İşte o zaman insanın kalbini, derin bir üzüntü kaplıyor. Rainer Maria Rilke, bu duyguyu adeta kelimeleştirerek diyor ki: “Sabret yüreğinde çözümsüz kalan her şeye.” İnsan, hayatın içindeki bazı gündemleri kaçırdığı için üzülebiliyor. Hatta, daha da ileri giderek nefes almakta zorlandığını düşünüyor olabilir. Ama insan, tecrübe edemediği şeyler olmasına rağmen gündemini özgür iradesiyle planlamak, kendi algısını kurtarmak ve rahat bir nefes almak üzere yoğunlaştığı zaman, işin rengi tamamen değişiyor.

Zaten insan da, tam olarak buna karar verme noktasında bulunuyor. Olan biteni kaçıracak mı, yoksa olan biteni takip etme mecburiyetinden kendini kurtaracak mı? Kararı, herkes kendisi ve özgür iradesiyle veriyor. Hayatımızı; sadece dışımızda cereyan eden olayları takip etmek üzere kurguladığımız zaman, aslında yaşamış olmuyoruz. Oldukça az sayıda insan yaşıyor görünüyor. Yaşayanların gerisinde kalan ve hayatını onları anbean takip etmekten kurtaramayanlar ise sadece yaşıyor gibi görünüyor. Bu noktadan hareketle insan kendine sormalı; başka hayatları takip etmek, bana ne kazandırıyor? Sürekli maruz kalmak, ruhumda nasıl bir yorgunluğa sebep oluyor? Biriktirdiğim bilgiler davranışlarımda hikmete, huzura ve merhamete sebep oluyor mu?

Takibim sırasında artan gündemim, hayata karşı dikkatimin azalmasına sebep olmuyor mu? Belki de ihtiyaç duyduğumuz şey, biraz sakinleşmek ve hayatın akışını hissetmek için bazı tartışmaları bilerek duymamak olabilir.

Cahit Zarifoğlu’nun şu sözü, belki de tam bu noktaya işaret ediyor: “Yaşamak, bir şeyi sessizce büyütmektir.” Zihnimizi berrak hale getirmek için bazı gündemleri bile isteye kaçırabilir ve dikkate almamayı tercih edebiliriz. Bunu, zihnimizi ve kalbimizi koruyabilmek için yapmalıyız.

Güzel bir seyahat sırasında aracımızın hızı, geçtiğimiz yerlerdeki manzaranın güzelliğini kaçırmamıza sebep olabiliyor. Veya serinlemek için evimizdeki bütün pencereleri aynı anda açmamız vaki olabiliyor. Ama filmin sonunda, evimize dolan gürültü sebebiyle son derece rahatsız olmuş bir şekilde pencerelerin hepsini kapatmak zorunda kalmamız zaruret halini alıyor. Halbuki denge, hayat kurtarır.

Bizim için ilahi bir emanet olan davranışlarımızdaki dengeyi, kaçırmamalıyız. Anlam üretmek istiyorsak; bütün bahçelerdeki bitkilerle ilgilenmek yerine bizi hayattan koparmayacak kadarına emek vermeli ve sorumlu olduğumuz bitkilerle ilgilenmekten bizi alıkoyacak bir gayretten kendimizi korumalıyız.

Seçici ilgilenmek de bir irade eğitimidir. Kelimelerimize, zihnimize, gündemimize ve hayatımıza girmeye çalışan bütün konuları usta bir biçimde elemeliyiz. İrademizin bu amaçla emaneten verildiğini ve vakti geldiğinde de irademizin sahibine karşı bu emanetle nelere sebep olduğumuzun hesabını vereceğimizi unutmamalıyız.

Belki de bu yüzden Port Hein’in şu dizeleri, çağımızın telaşına güçlü bir cevap niteliğindedir:

“Her şeyi birden istememelisin,

Sen sadece bir parçasın.

Dünyada bir dünyaya sahipsin.

Onu bütün haline getirmelisin.

Tek bir yol seç. Ve onunla bir ol.

Diğer yollar beklesin, Hep geri dönersin.

Sorunlardan saklanma,

Hemen şimdi yüzleş onlarla.

Her şeyi yaşamaya değer kılan,

Sonu olmasıdır bir bakıma.

Olman, oldurman ve teslim olman gereken,

Şimdi’dir, unutma.

Sonluluk budur.

Hiç geri dönemezsin”

Kararlarımıza müdahale etmek isteyen ve irademize ipotek koymaya çalışarak ele geçirme mücadelesindeki algoritma yazılımlara karşı dikkatli olmalıyız. Kalabalıkların söylemlerine ve peşi sıra gelen bilgi bombardımanına karşı bigâne kalmanın zarafetini kuşanmalıyız.

Modern kültür bizim her şeyi bilmemiz gerektiğini, başarılı sayılabilmemiz için her şeye yetişmek zorunda olduğumuzu ve değerli sayılabilmek için her yerde görünmek mecburiyetinde olduğumuzu salık verebilir. Oysa bazı şeyleri bil(e)memek, ruhumuzu hafifletebilir.

Hayatımızı biçimlendirebilmenin ise, varoluşsal yaşamayı gerektirdiğini dikkate almalıyız. Bu da ancak, bilinçli olarak ‘olan biteni kaçırmakla’ temin edilebilir. Hayat, bize olup biten her şeye yetişebilmemiz için değil; bize emanet edilen ömrü hakkıyla yaşayabilmemiz için verilmiştir. Belki de gerçek huzur; olan bitenin hepsine yetişmekte değildir. Kendini bulan insan, dünyanın tamamını takip etmese de yaşamayı kaçırmaz.