Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Kalıcılık Arayışı: Dil, Davranış ve Erdem

A+ A-

Dil öğretimi sırasında, birçok etkili yöntem kullanılır. Öğreten, kullandığı yöntemle öğretimi daha kaliteli kılmaya ve dilin kalıcılığını artırmaya çalışır. Ögrenen ise hedef dile anlam katarak ögrenmenin yollarını arar. Böylece; öğretime ve öğrenime anlam katılarak daha kalıcı hale gelmesi hedeflenmiş olur.

Nitekim John Dewey; “Eğitim, bilgi aktarımı değil, yaşantının yeniden inşasıdır.” demiştir. Koskoca bir inşa sürecini planlayanın ise kalıcılığı göz ardı etmesi, kabul edilebilir değildir. Bu süreci planlarken birçok metot denenebilir. Kelime kartları oluşturmak, öğrenilen kelimeleri basit hikayelere dönüştürmek ve dinleyerek öğrenilen bilgiyi bir de yazarak tekrar etmek gibi birçok yöntem denenir.

Böylelikle dil öğrenimine anlam katılmış ve pekiştireceklerin sayısı artırılmış olur. Tecrübe edilen her bir yöntemle birlikte, ögrenenin uygulanan yönteme yatkınlığı da keşfedilmeye çalışılmış olur. Dil öğretimi açısından mesele incelendiğinde ise dilin kalıcılık oranında iyi ilerleme sağlanması amaçlanır. Çünkü dil ne kadar kullanımdaysa, öğrenim de o kadar başarılı olmuş olur.

Tabu Oyunu

Tabu oyunu da dil öğretiminde tecrübe edilen yöntemlerden biridir.

• Anlatılmak istenen kelimeyi, kolay hatırlatacağı düşünülen 3-5 kelime yasaklı kabul edilir ve kullanılması engellenmek istenir.

•Hedefteki kelimeyi anlatmaya çalışan kişi de yasaklı kelimeleri kullanmadan kelimeyi tarif etmeye çalışır.

•Bu kelimeleri kullanamayan anlatıcı da fazladan 2- 3 cümle daha kurmak zorunda kalır.

•Eğlence dozu da özellikle artırılmaktadır ki; -Oyun sırasında hissedilen keyif motivasyona sebep olacağı için dil öğretimine anlam katılır. -Hedef dilde daha fazla cümle kurulur ve öğretilen dil kalıcı olur. Öğretimde tercih edilen bu farklı yolun asıl mimarı ise öğreten değil ögrenen olmaktadır. Öğrenci, edilgen değil bilakis etken rolde bulunur.

Erdemin Kalıcılığı

Sonradan öğrenilen, yani ikame olan, bir dilin kalıcılığı planlandığında bile kişinin dil ögrenmedeki yatkınlığı dikkate alınıyor. Bütün bu çaba, sadece öğrenilen dil bilgisi kalıcı olsun diye ortaya konuyor.

Aristoteles’in; “Erdem, bir anda kazanılmaz, tekrar eden doğru davranışlarla alışkanlık haline gelir” cümlesi, konunun zihinlerde daha açık bir görüntü kazanmasına yardımcı oluyor. Erdemin davranışlardaki kokusunun sıradan bir şey olmadığı, kolaylıkla takdir edilebilir.

Çünkü, “insanın hakikat yolculuğunda koluna girmek ve farkındalığının artırılmasına yardım edebilmek mümkün olur mu?” sorusuna insanlık tarihi boyunca çeşitli şekillerde cevaplar aranmaktadır.

Dil öğretiminde farklı bir yolun cari kabul edildiği gibi, hakikatin parıltılarının karaktere tam oturması amacıyla farklı bir yolun tercih edilebilir olması ise gayet normal görülmelidir. Çünkü herkesin karakterinin hazır bulunuşluğu ve yönü farklı bulunmaktadır.

-Amaç, erdemin karakterdeki kalıcılığı olarak değerlendirilmelidir.

-Hedefteki erdemin kişinin davranışlarına hayat boyu eşlik edecek olması ise yegâne iç huzuru sebebi sayılmalıdır.

Mesele dil öğretimi olduğunda, ögrenen ve öğreten için kimlik tespiti yapmak belki kolay olabilir. Mevzu insan davranışlarında karakter inşa etmek olunca, öğreteni ve ögreneni isimlendirmek o kadar kolay görülmemelidir.

Belki de bu giz taşıyan hususa dikkat çekmek için: “Harabat ehlini hor görme zâkir, / Defineye malik viraneler var” denilmiştir. İnsanlık tarihinin her döneminde ve muhatap alınan toplumda, hayatın öğretmenlerinin isimleri ve öne çıkardığı davranışlar değişmiştir.

Her biri de kuyumcu titizliğinden kat kat fazla bir dikkatle, insanın yapısında var olan farkındalık perdesini aralamaya çabalamıştır. Öğretim vazifelerini ne zaman ve kiminle tamamlayacaklarını bilmedikleri için, son nefeslerine kadar hakikate kucak açmaya aynı titizlikle devam etmişlerdir.

Kimisi; bir dağın tepesinde “şurada bir ateş gördüm sanki’ diyerek, etrafında gelişen en ufak bir gelişmeyi dahi ilgi ile takip etmeyi kendinde bir zorunluluk görmüştür. Kimisi; insandaki farkındalığı ortaya çıkarmak için sergilediği diğerkâmlığa olumlu bir cevap bulamamanın sorumlusu olarak, karanlıklar içindeyken bile, kendisini görmüş ve özür dilemiştir. Kimisi; komşusunun 5 yaşındaki çocuğunun ölen kuşuna taziyede bulunmak için ayağına kadar gitmeyi, evinin önünde oturup kusun renklerinin ve sesinin güzelliğini konuşmayı dahi ihmal etmemiştir.

Toplum öğretmenlerinin, farklı zamanlarda ve farklı örnekler üzerinden ortaya koymak istediği ideal davranış kalıpları ortadadır. İşlerini kuşanmadaki titizliklerinin karşılığının ise dünyada olmadığını dikkatle ifade etmeye özen göstermişlerdir.

Sonuç bağlamında ifade edecek olursak; Dil öğretiminde olduğu gibi insanın hakikat yolculuğunda da kalıcılık meselesi, yöntemden çok kişinin sürece katılımıyla ilgilidir. Kestirme yolların kapatıldığı, kolay hatırlatıcıların yasaklandığı her öğretim biçimi, ögreneni zorladığı ölçüde dönüştürür. Dil kullanımda nasıl canlı kalıyorsa, erdem de davranışta, sabırda ve tekrarda kök salar.

Bu sebeple karakter inşasında öğretmenin kim olduğu kadar, ögrenenin neye açık olduğu da belirleyicidir. Belki de hakikat, tam da bu yüzden çoğu zaman viranelerde saklıdır. Çünkü oraya varan yol, uzun ve engebeli olduğu için dikkat ve itina ister.