Kavanozu Kırmayın
- Tarih:
Derler ki, bir gün Yale Üniversitesinde bir seminer verilmiş. Seminer, süre olarak topu topu 5 dakika sürmüş. Eğitimin konusu “zaman” üzerineymiş. Konuşmayı yapan üst düzey bir profesör; dinleyiciler ise yine aynı üniversiteden, her kademeden hocalardan ve asistanlardan oluşuyormuş.
Dinleyiciler salona yerleşmiş. Bir müddet sonra hoca gelmiş, kürsüye geçmiş. Daha önceden hazırladığı yaklaşık 10 litrelik cam bir kavanozu kürsünün altından çıkarmış. Yine daha önce hazırladığı yumruk büyüklüğünde taşlar ile kavanozu iyice doldurmuş. Sonra dinleyicilere sormuş: “Kavanoz doldu mu?”
Bir kısmı “doldu” demiş, bir kısmı “dolmadı” demiş.
Hoca hiçbir şey demeden, yine daha önce hazırladığı kum torbasını kavanozun ağzından içeriye boşaltmış. Kavanozu silkeleye silkeleye kumu aradaki boşluklara iyice doldurmuş ve tekrar sormuş: “Doldu mu?” Herkes “doldu” diye cevaplamış.
“Peki,” demiş profesör, “Buradan çıkaracağımız ders nedir?”
Ön sıralardan bir asistan elini kaldırmış ve cevaplamış: “Hocam, buradan anlıyoruz ki zamanımızın ne kadar dolu olduğunu düşünürsek düşünelenim, aralarda mutlaka bir şeyler yapmak için boşluklar vardır.”
Hoca asistanın cevabına “Güzel,” demiş, “Ama asıl çıkarmamız gereken ders; kavanozumuzun içine önce büyük taşlarımızı koymamız gerektiğidir.” Daha sonra hoca kürsüden ayrılırken son sözü patlatmış: “Herkes büyük taşlarının ne olduğuna karar versin; çünkü insanın kimliği, o büyük taşlardan ibarettir.”
Kendi kendimize olayı bir değerlendirelim. Diyelim ki taşların net hacmi 5 litre, kumun net hacmi de 5 litre olsun. Eğer önce kumu koyarsak, taşlar hiçbir zaman kavanoza sığmayacak. Yani yaşamamızın asıl sebebi olan, bizi biz yapan unsurlar dışarıda kalacak. Önce koyduğumuz kumlar yüzünden yapmamız gerekenleri yapamamanın bazen eksikliğini, bazen de ezikliğini yaşayacağız. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, saatler günleri, ayları, yılları derken bir de bakmışsın ki bizim için zamanın en büyük birimi olan ömür skalası tamama ermiş.
Nedir bu büyük taşlar? Ya da ne olmalıdır?
Biz inanan insanlar olarak dünyayı ahireti kazanma yeri olarak kabul ediyoruz. Dünyaya geliş gayemiz, Allah’ın rızasına erişmek. Bu durumda tabii ki “büyük taşlardan” maksat ahiret amelleri olmalıdır.
Kişiden kişiye sayı ve yapılacak olanlar değişebilir. Atalarımızın dediği gibi; “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.” Veya “Allah’a giden yollar, mahlukatın nefesleri adedince” denmiştir. Biz de kendimize (şimdilik beş tane) büyük taş belirleyelim, sonra aralarına kum dolduralım:
1- Hiç aksatmadan namaz kılmak.
2- Her gün bir miktar (Kur’an/kitap) okumak.
3- Her gün mutlaka bir kalbe dokunmak, birinin derdine derman olmaya çalışmak; bir iyilik yapmak, bir gönle mutluluk koymak.
4- Helal rızkın peşinde koşmak.
5- Bir köşeye çekilip tefekkür etmek.
Bunun ötesinde kavanozumuza kumları doldurmak da gerekli. Kum olmayınca o taşların kavanozu kırması çok muhtemel. İnancını yaşamaya çalışan insanların temel yanılgılarından biri de bu olsa gerek. İbadet bilinci ile sürekli görev başında durmak zorunluluğunu hissetmek ve böylece bu ağır yükün altında ezilmek. Kişinin kendi ezilmesiyle de kalmıyor bu yükü gören çocuklar anne babaları tarafından yapılan teklife de uzak duruyorlar. Yani kendi kavanozlarını tamamen kumla hatta çerçöple dolduruyorlar.
Peygamber efendimiz gün oluyor “Erihnâ yâ Bilâl!” (Bizi ferahlat ey Bilal!), yani ezan oku da namaz kılalım diyor, gün oluyor Hz Aişe annemize hitaben “Tekellemî yâ Humeyrâ!” (Konuş ey Humeyra!) buyuruyor yani biraz muhabbet edelim buyuruyor.
Kumdan kasıt ne olabilir? Sakin yerlerde denize girmek, imkan dahilinde gezip tozmak, güzel giyinmek, arkadaşlarla hoş sohbetler etmek, balığa gitmek, kamp yapmak, top oynamak vesaire… Bunların hepsi hayatın kum mesabesindeki unsurlarıdır. Çerçöp ise içinde günah olan, zulüm olan her şey diyebiliriz.
Bu kavanozun hikayesini bir piramide de benzetebiliriz. En üstte olması gereken en üstte olmalı; alta indikçe kemiyet (miktar) artıp, keyfiyet (özellik/nitelik) azalmalı. Sevgimizi, ilgimizi bile bu piramit örneğine angaje edebiliriz (uyarlayabiliriz).
Değerler piramidimizin en üstündekine en çok sevgiyi ve en çok ilgiyi göstermeliyiz. Aşağılara doğru bu oran azalmalı ama kesinlikle tamamen tek bir yere yığılmamalıdır. Zulüm; “Bir şeyin olması gereken yerden alınıp, başka bir yere konulması” diye tarif edilir.
Çocuklarımızı sevmeliyiz, onlara ilgi göstermeliyiz, tamam; ama bu durum, annemize ve babamıza göstermemiz gereken hürmet ve ilgiyi örtmemeli.
Yani demem o ki dostum; hayat, irili ufaklı parçaları olan bir puzzle’ı (yapbozu) tamamlamaktan ibaret. Yanlış parça yanlış yerde olunca hayat çekilmez oluyor, düzgün olmuyor.
Vesselam.




