Picture of Mehmet Ali Reçper
Mehmet Ali Reçper

Kervanı Durdurmak..

A+ A-

Bizim sanayilerimizde yazılmamış, kutsal bir kural vardır: O bant ne olursa olsun dönecek! Hatlar harıl harıl çalışırken, makineler tıkırdarken araya girip “Ya şurada bir sıkıntı mı var acaba?” demek, arı kovanına çomak sokmakla eşdeğerdir. Hele ki işin ucunda ihracat siparişi yetiştirmek varsa, akan sular durur, hatalar görmezden gelinir.

“Yolda düzeltiriz abi”  ya da “ Kervan yolda dizilir” denilerek o yola devam edilir.

Yakın zamanda buraların köklü, devasa bir tekstil fabrikasında tam da bu zihniyetin sebep olduğu trajikomik bir kriz yaşandı.

Avrupa’nın en büyük hazır giyim markalarından birine hummalı bir şekilde nevresim yetiştiriliyor. Bantlar jet hızıyla dönüyor. Ancak dikim hattının tam ortasında, bilinmeyen bir sebeple dikim bandından çıkan çarşafların köşelerinde gözle görülür bir potluk, bir yamukluk var.

Üretim sorumlusu koşturarak hattın başına geliyor. İlk tepki, bizim fabrikaların genetiğine işlemiş o meşhur refleks:

“Hadi aslanlarım, biraz daha dikkatli olun, hızı düşürmeyin, malı yetiştirmemiz lazım!”

Fakat sorun durmuyor. Dakikalar geçtikçe o yamuk yumuk çarşafların sayısı yüzleri, binleri buluyor. Usta başı çağrılıyor, makineciler değiştiriliyor, iğneler yenileniyor. Kimse sorunun kaynağını tam olarak bulamıyor. Hata aranırken zaman akıp gidiyor, panik büyüyor, banttaki gerginlik hat safhaya ulaşıyor.

En trajik olanı ne biliyor musunuz?

Sorunun nerede olduğu bilinmediği için, o hatalı bant harıl harıl çalışmaya, yani göz göre göre defolu ürün üretmeye ve şirketin parasını çöpe atmaya devam ediyor. Bizim geleneksel üretim kültürümüzün “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı, hatayı gizlemeye veya bant akarken çözmeye çalışırken aslında yangına körükle gidiliyor.

Kulaktan kulağa fısıldaşmalar başlıyor: “Usta, müdüre söylemeyelim, yoksa primleri keser.”

Tam bu kriz anında, fabrikada bir süre önce deneme amaçlı kurulan ama eski kurt işçilerin “Başımıza yeni icat çıkarma, Japon’un aklıyla iş mi yapılır?” diye mesafeli yaklaştığı o sistem devreye giriyor: Andon Sistemi.

Hatta henüz iki aylık olan gencecik bir kadın işçi, usta başının veya müdürün azarlamasından korkmadan, hattın üzerindeki o meşhur kordonu “Bismillah” diyerek aşağıya çekiyor.

Fabrikanın tavanında aniden sarı bir ışık yanıp sönmeye, ardından kırmızı bir alarm sinyali duyulmaya başlıyor. Ve bizim sanayi tarihinde eşine az rastlanır o radikal şey gerçekleşiyor:

Üçüncü dikim bandı zınk diye tamamen duruyor!

Eski kafa bir fabrika müdürü için bandın durması, kalbin durması gibidir; tansiyonu fırlatır. Nitekim müdür bey de odasından fırlayıp “Kim durdurdu bu hattı?” diye geliyor. Ancak Andon sisteminin felsefesi tam olarak budur:

“Hatayı kalıcı olarak çözmek istiyorsan, üretimi hemen şimdi, herkesin gözü önünde durduracaksın. Hatayı halının altına süpürmeyeceksin.”

Işığı gören bakım mühendisi, kalite kontrolcü, usta başı ve hat sorumlusu saniyeler içinde o sarı ışığın yandığı noktada toplanıyor. Bant durduğu için hiç kimse panikle iş yetiştirmeye çalışmıyor, “Sen suçlusun, ben suçsuzum” kavgasına girmiyor. Herkes tek bir amaca odaklanıyor:

Bu işin kök nedeni ne?

Beş dakika süren kolektif bir incelemenin ardından hata şak diye keşfediliyor. Sorun ne kumaşta, ne iplikte, ne de işçinin el becerisinde. Makinenin arkasındaki ufak bir rulmanın gevşemesi yüzünden, meğer kumaş hatta hafif bir kaymayla giriyormuş. Bakımcı iki dakikada anahtarla rulmanı sıkıyor. Işık yeşile dönüyor. Bant yeniden çalışmaya başlıyor.

Şimdi buradan hepimizin çıkarması gereken çok net bir ders var.

Eğer o gün o kordon çekilmeseydi, o dikim bandı akşama kadar binlerce defolu ürün üretecek, tonlarca kumaş ziyan olacak ve günün sonunda Avrupa’daki müşteriden devasa bir iade ve tazminat cezası gelecekti. Daha da kötüsü, hatanın faturası muhtemelen hiçbir suçu olmayan, orada çalışan bir işçiye kesilecekti.

Japonların Toyota fabrikalarında doğan bu “Andon” kültürü, aslında bize yönetim dünyasında ve hatta günlük hayatımızda altın değerinde bir nasihat veriyor: Sorunları görmezden gelmek, hatayı sistem akarken “idare ederek” çözmeye çalışmak sadece zararı ve egoları büyütür.

Gerçek başarı ve kalite; en kıdemsiz çalışanın bile bir yanlış gördüğünde tüm sistemi korkusuzca durdurabilme cesaretine sahip olmasından, yönetimin de o çalışanı cezalandırmak yerine alkışlamasından geçer.

O gün fabrikada çekilen o kordon, sadece bir üretim hattını durdurmadı; “hatayı çözemeyen, basiret sahibi olamayan, hatayı başkasına kolaylıkla yükleyebilecek” o eski zihniyeti de durdurdu belki de…

Ez cümle: Hayatınızda veya işinizde bir şeyler ters gidiyorsa, daha büyük zararlara yol açmadan önce o kordonu çekmeyi, durup düşünmeyi ve hatayı kökten çözmeyi bilin. Başınıza yeni icat çıkarın, hiçbir kimseden de korkmayın.

Kervan yolda dizilmez diyenlere selam olsun.