Kırılma Anı
- Tarih:
Her birimizin hayatını kökten değiştiren olaylar vardır. Bu olaylar hayatımıza iyi veya kötü bir yön verir. Ancak bu yönü tayin etmek, büyük ölçüde bizim elimizdedir. Bir ölüm haberi, işten kovulmak, askerlik vazifesi, kazalar, afetler, boşanmak ya da bir düğün günü… Bunların her biri değişimin habercisidir. Babasının vefat haberini alan bir gencin, o günden sonra ailesi için hayatını düzene sokması ya da iyice dağıtması bir tercihtir. İşte biz, bu keskin yol ayrımlarına “kırılma anı” diyoruz.
Geçen ay tanıklık ettiğimiz Doruk Madencilik işçileri olayı; ülkemizde başta eylem kültürü olmak üzere sendikacılık ve siyaset alanında da gerçek bir kırılma anı olacaktır diye umuyorum.

Eşine az rastlanır bu irade savaşı, Eskişehir’de bir maden ocağının işletmesinin devredilmesiyle başladı. 2023 yılında statülerini yer üstü işçisi gibi gösteren, maaş ve tazminatlarda sorun çıkaran firmaya karşı madeni terk etmeme kararı alan işçiler, yerin 400 metre altında bir direniş başlattılar. Açlık grevine dönüşen bu eylemde sağlığı bozulan madenciler, tedavilerinin ardından bile yerin altına dönmeye devam ettiler. Bu sarsılmaz irade karşısında yetkililer daha fazla dayanamadı ve masaya oturmak zorunda kaldı. Eylemin 190. saatinde işçiler yeniden güneş ışığına kavuştu.
Buradaki asıl kırılma anı; işçilerin yetkili ama etkisiz sendikayı bırakıp, yetkili olmayan Bağımsız Maden-İş Sendikası’na geçme cesaretidir. İşçinin sesini duymayan, doğru organizasyonu sağlayamayan ve zamanla birer sarı sendikaya dönüşen yapılardan bir şeyler beklemek artık beyhudedir. Güvenli görülen ama işlevsiz kalan o sözde limanlardan ayrılıp, her türlü yaftanın vurulabileceğini bile bile bağımsız bir limana geçmek, değişimin asıl başladığı yerdir. Değişim için, değiştirmek gerekir. Madenciler bunu fark etti.

Takip eden yıllarda verilen sözler tutulmadı, maaşlar ödenmedi, işçiler rızaları dışında ücretsiz izne çıkarıldı. Bunun üzerine madenciler Nisan 2026’da tam 5. kez -evet tam 5. kez- Ankara’ya yürüyüş kararı aldılar. Yoldaki engellemeleri, baretlerini asfalta vurarak çıkardıkları o ritmik sesle yani kendi dilleriyle aştılar. Ankara’ya vardıklarında Kurtuluş Parkı’nı direnişin kalesi haline getirdiler. Tam 9 gün boyunca; biber gazına, barikatlara ve her türlü fiziksel müdahaleye rağmen oturma eyleminden ve açlık grevinden vazgeçmediler.
İşin üzücü tarafı şuydu: Siyasiler bile uzun süre bu eyleme iştirak etmekten çekindi. Başlarda sadece muhalif medyanın gördüğü bu çığlığa, toplumsal desteğin büyüklüğü karşısında iktidar medyası da kayıtsız kalamadı. Uzlaşma sağlandığında elde edilen zafer, sadece birikmiş paraların tahsil edilmesi değildi. Madenciler medya ambargosunu yendi. Bu, yeni bir hak arama modelinin zaferiydi.
Ülkemizin dört bir yanında sesini duymadığımız birçok işçi eylemi var. Belki de bazıları zaferle bitiyor. Lakin Doruk Madencilik İşçileri olayını bir kırılma anı yapan şey sergilenen uzun soluklu stratejik iradedir. Paslanmış hak arama bilincini uyandırmasıdır. Bu direniş, tüm çalışanları ‘hak ararsan başına bir şey gelir’ psikolojisinden uzaklaştırmış ve ‘değişimden korkmayın’ mesajını en çıplak haliyle vermiştir.
Bu kırılma anının siyasette de bir karşılığı olmak zorunda. Sürekli aynı hikâyeleri dinlediğimiz ve aynı aktörlerin konuştuğu ülkemizde, bu madenci iradesi başta muhalefet olmak üzere herkese örnek olmalıdır. Madenciler bize şunu gösterdi: Hak arayışı, eski ve tekdüze yöntemlerle değil; iradeyle, sabırla ve günün şartlarına göre revize edilmiş bir kararlılıkla sonuç verir. Hak aramanın şeklini değiştirerek sonuç alan bu madenciler gibi, muhalefetin de kendi kırılma anını başlatması şarttır.
Benim için muhalefetin gerçek kırılma anı, ‘En tepede bir değişim gerekli mi değil mi?’ sorusuna amasız fakatsız bir cevap verdiklerinde başlayacaktır. Muhalefet bu stratejik kararı net bir şekilde veremediği için eski, tekdüze kalıplarla siyaset yapmaya devam ediyor. Eğer asıl hedef Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak ise, muhaliflerin kendi küçük iktidar alanlarını ve parti içi hesaplarını bir kenara bırakıp, seçim sisteminin gerektirdiği o büyük birleşmeyi ve yeni dili kurmaları gerekir.

Maden işçileri o barikatları sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da yıktılar. Şimdi aynı zihinsel devrimi gerçekleştirme sırası muhalefettedir. Eğer muhalefet de seçim sisteminin dayattığı o büyük iradeyi madenciler gibi ‘tavizsiz’ ortaya koyabilirse işte o zaman gerçek bir kırılma yaşanacaktır. Aksi halde; duymaz denilenlerin duyduğu, aşılmaz denilen ambargoların yıkıldığı bu tarihi ders, sadece madencilerin bir zaferi olarak kalacaktır.




