Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

Kitap ve Kütüphane

A+ A-

 Kitap: Basılı ya da el yazılı kâğıt yapraklarının ciltli ya da ciltsiz olarak bir araya getirilmiş biçimidir. Okumakta yararlandığımız bir nesnedir de. Bir yapıta ya da yapıtın bir bölümüne kitap denir. Kitap okumak azmin, sabrın ve öğrenme isteğinin göstergesidir. Aslında kitap bizlere istediğimiz zaman bilgi veren, istemediğimiz zaman odalarımızı süsleyen bir araçtır. Her insan kitap yazamaz ama her insan kitap okuyabilir. Bu yüzden kitap herkese hitap eder. Silah mı istiyorsunuz? Kitaplar dünyadaki en iyi silahtır. Kitap sahip olabileceğiniz en iyi, en büyük cephaneliktir.

Kütüphane: Arapça ve Farsça kökenli olup, Arapça “küçük”, Farsça “hane” kelimelerinden türemiştir ve “kitapların evi” anlamına gelmektedir. Elde edilen bilginin toplanması, depo edilmesi ve dağıtılması alanında işlemleri gerçekleştiren fonksiyonel hizmet işlemcileridir.

Kütüphaneler eğitim sistemine yardımcı olan bilgi evleridir.  Bu bakımdan çok önemlidirler. Aynı zamanda hem öğrencilere hem de yapılan araştırmalarda insanlara aradıkları bilgiyi sonsuz derecede sunarlar. Kütüphaneler zamana dalan bir kapıdır. O yüzden bilmemiz gereken tek şey kütüphanenin yeridir. Bugün evlerimizin %95’i kitap ve kütüphanesizdir. Kitapsız ve kütüphanesiz evlerin, mağara karanlığından farkı yoktur.

Bir şehrin en güvenilir yeri sizce neresidir? Şehrin neresinde kendimizi güvende hissederiz, mızraklardan ve oklardan emin olabiliriz. Yalnız paltomuzu değil, zırhımızı ve sadağımızı bırakacağımız kapı hangisidir. Hangi pencere açıldığında rüzgâr bizi üşütmez. Hangi merdiven çıkıldığında yormaz kalbimizi.

Kimileri şehrin en güvenilir yerinin hastaneler olduğunu söyler. Kimileri şehrin en güvenilir yerinin hapishaneler olduğunu söyler. Ama kimse bilmez şehrin en güvenilir yerinin kütüphaneler olduğunu. Bence şehrin en güvenilir yeri bir liman gibi sığındığımız kitaplar ve kütüphanelerdir. Çünkü kitaplar seslerini yükseltmezler. Bu yüzden kütüphanede derin bir sessizlik vardır.

Sonra kitaplar tozlarını üzerimize üflemezler. Onun için elbiselerimiz hep beyaz kalır, tıpkı kitapları okuyunca aklımızın beyaz kaldığı gibi.  Kütüphane raflarında sıra sıra dizilmiş, türlü türlü anlayışlarla yazılmış ve çeşitli hazlar duyarak okuduğumuz kitaplar bugün bizim güven içinde yavaş yavaş büyüdüğümüzün göstergesidir. Kitaplar ufak bir dokunuşla hayamızda kelebek etkisi yaparlar. Ve tanınmayı bilinmeyi murat eden gizli hazinelerdir. Kitaplar evrene ruh, akla kanat, hayal gücüne uçuş ve her şeye hayat verir.

Kitap okumayan birisi, karanlıktan hoşlanan ama ışığı kıskanan hali gibidir aslında. Çünkü ışığın ne olduğunu bilmiyordur. Bence kitapsız ve kütüphanesiz bir yaşam kendimizi öldürüp yaşamaya geç kalmaktır. Oysa elini kitaba bir uzatsa, bir dokunsa kitaba, her şeyin altına dönüştüğünü görecektir. Güneşin ışığıyla gözlerimizi kamaştırıp aydınlattığını, sıcaklığıyla içimizi ne kadar ısıttığını anlayacaktır.

Nasıl söylenen ile görünen birbirini yadırgamazsa, kitap ile kütüphanenin de birbirini yadırgamadığını, bilakis birbiriyle bütünleştiğini görecektir. Kitaplar sayfalarıyla beraber, sayfalara satırlara karışmış, hatıraları da saklayarak adeta kitaplıkta çıkmış; elmas, inci yerine içlerinde geçmiş zamanların en kıymetlilerini gözleyen mücevherlerdir. Aynı zamanda da geçmiş bir daha gelmeyecek zamanların külleridirler.

Ne güzeldir ki bir kitabı raftan alıp, o kitap kokusunu, kâğıt kokusunu içimize çekmek. Huşu içinde kapağını açıp, gözlerimizle bile incitmekten, örselemekten korkarak yazıları okumak. Kitaplara dalınca zamanın bir kum saati gibi akıp gittiğini bile fark etmemek. O satırları okurken, nefes nefese kitabın merdivenlerine tırmanmak, kendimizi silkeleyip, üzerimizdeki pası, kiri, miskinliği atıp, kış uykusundan uyanıp o mısraların, satırların, paragrafların, kelamların, sözlerin lezzetini almak. Kitapların içine dalarak, bizi alıp eski bir kış gecesinin, sıcak oturma odasına götürüp ısınmak. Kitapların dünyasında bende varım diyebilmek. 

Ki hayat, kendimizle başladığımız yolda “Kitap Okuyarak” devam etmektir. Hayamız da bir kitap gibidir. Bazı bölümleri üzüntülü, bazı bölümleri mutluluk verici, bazı bölümleri de heyecan vericidir. Lakin insan da kitabın sayfalarını çevirecek cesaret yoksa hiçbir zaman gelecek bölümün ne olacağını bilemez. Öyleyse haydin elimize bir kitap alıp sayfalarını çevirerek hem kitabın hem de bizim gelecekteki bölümümüze bir bakalım.

Kitap okumayı hayatlarımızın esas gayesi olarak edinince kazandırdıkları…

Kitap birbiri ardınca açılan kapıların arasında yapılan bir yürüyüştür.

Kitap bir sonraki kapıda bizi nelerin beklediğini öğrenmek için kapıları açmaya devam etmektir.

Kitap bazen dert, acı, ızdırap, keder kapılarında sert esen fırtınalarda üşümektir.

Kitap bazen de mutluluk, sevinç, huzur meltemlerinin ruhumuzda hissetmektir.

Kitap kimi zaman da anılarımızı, tıpkı bir çiçeği kurutup sakladığımız hazine kutusudur.

Kitaplarda insan, bir gezgin gibi kendinin arar. Kendi kendimizi arayışımızdır bu. Ve mutlaka kitabın bir yerinde kendimizi buluruz. 

Kitap okumak bir milletin kurtuluş alametidir.

Kitap insana kavuşmayı öğretir. Kitap insana yazmayı öğretir. Kitap insana hayatı öğretir. Kitap insana insanı öğretir. Kitap insana insanlığı öğretir.

Bundandır; “DÜNYADA OKUNMASI GEREKEN EN GÜZEL KİTAP DA İNSANDIR.” Hani bir söz vardır: “Söylesen unuturum, gösterirsen hatırlarım. Beni içine katarsan asla unutmam” diye. İçine katıldığımız, dahil olduğumuz kitap ve kütüphanelerde bize, bizim dışımızdaki yaşamları gösterir. Hayatta söylenemeyenlerin ağırlığı, kitaplarda söylenenlerin hafifliğine dönüşür.

Kitapların içine girerek unutkanlıklarımızı giderir, hafızalarımızı tazeleriz. Böylece hem zihnimizi hem de gönlümüzü güçlendirir, dünyamızı iyileştirerek kendimizi buluruz. Üzerimizdeki dünya yükünü dışarda bırakıp, büyülü bir mekâna yelken açarız.

İyi ki kitaplar Var. İyi ki içine girip gönül rahatlığıyla oturup, huzur bulacağımız, kitabı içimize çeke çeke okuyacağımız kütüphaneler var. Kitap ve kütüphaneler yaşamımızın bir parçası olsun.

Kendimizi kitapların sihirli ve renkli dünyasından mahrum etmeyelim. Kitapla kalın. Bir kitap al kendini, dünyanı değiştir. Sen değişirsen dünyan da değişir.

“Ten fanidir, can ölmez

Gün, gitti geri gelmez.

 Ölür ise ten ölür

 Canlar ölesi değil”

 (Yunus Emre)

Bizde kitaplar ölmez diyerek sözü bağlayalım; “Ölür ise insan ölür, / Kitaplar ölesi değil.”  Onlar bizlere karakterlerin ruh halini yansıtarak en güvende olduğumuz yeri gösterir. Mesela benim şu an ölü olmam neyi değiştirir? Düpedüz sohbet ediyoruz seninle. Ben söylüyorum ve sen de dinliyorsun. Üstelik senin “şu an” dediğin an da. Cahilliği ancak okumakla yenebiliriz, karanlığı okuyup öğrenmekle, kafayı kitaplarla ışıklandırmakla. Önce kitap sonrası sonra.

Kitap okuma zarafetinden hiç vazgeçmemelidir İnsan, çünkü incelik karakterin en sessiz asaletidir.

Kıssadan Hissemize Düşenler:

EŞEKLİ KÜTÜPHANESİ

Genç Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yaşanan şu olay bize gerekirse bir eşek olup kütüphanemizi sırtımızda, taşımamız gerektiğini bir kez daha anımsatır. Köyde yaşayan çocuk Mustafa, bir şekilde şehir kütüphanesi ile tanışır ve ülkemizin her köyünde de neden kütüphane olmasın der; hayal eder ve okur. Sonra içine sığmayan bu heyecanla daha bir gayretle kütüphanecilik eğitimi alır ve bir köye tayin olur. Orada hemen hayalini, kütüphane fikrini hayata geçirmek ister. Mamafih bu köy halkı için alışılmadık bir durumdur. Böyle şeyleri duymamış, görmemişlerdir ayrıca buna ilgileri ve istekleri de yoktur, rahatlarını bozmak istemezler.

Mustafa kitap okumayı insanlara sevdirebilmek için bir eşeğin sırtına kitapları bağlar ve en uçtaki obalara, mezralara gider, gezer. Bu yaptığı unutulmaz bir kahramanlık destanı ve cesareti olur.

Büyümek, yepyeni bir dünya kurmak, isteklerimizi gerçekleştirmek, tüm insanlığı kucaklamak için iyilikler hayal etmeli, yeşertmeli, pratiğe dökmeliyiz. Kitaplar bizim sessiz öğretmenlerimiz, aklımızın tedavi merkezleri, ruhlarımızın gıdası olduğundan onlara kulak vermeli, duymalıyız. Kitap okumayanın meydan okuyamayacağını bildiğimizden kitapsız büyüyen çocukların, susuz büyüyen ağaca benzetmek yanlış olmaz.

Bir kitaplık kurmak tapınak yapmak kadar kutsaldır. O yüzden ye şen zekâları kitapla beslemeyen ulular yıkılmaya mahkûm olurlar.

Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek yüreği, aklı, dünya ve insanlığı sevgiyle doldurmak yegâne değerli hazinelerdir. Haddizatında (aslında) kitap okumanın tadını bilen bilir ki, okumak deniz suyu içmek gibidir. İçtikçe susarsınız, susadıkça içersiniz kanmak bilmezsiniz. Kitapla kalın!