Kosova-Sırbistan Sorunu Üzerine 1: Yugoslavya Döneminden Milliyetçiliğin Yükselişine
- Tarih:
Kosova, 20. yüzyıl boyunca zorlu siyasi koşullardan geçti. Anayasal statüsü birçok kez değişti ve nihayet 2008 yılında bağımsızlığını ilan etti.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki hemen her safhada Kosova, özellikle Sırbistan’ın çıkardığı engellere maruz kalmıştır. Bu nedenle Federal Yugoslavya döneminden günümüze kadar Kosova’nın anayasal ve hukuki statüsünün geçirdiği başlıca aşamalara kısaca göz atmak yerinde olacaktır.
Kosova’nın 1946-1974 Dönemindeki Statüsü
O dönemde Kosova ve Metohiya Bölgesel Halk Kurtuluş Konseyi olarak anılan bir oluşum, 7 Nisan 1945’te düzenlenen Sırbistan Antifaşist Ulusal Kurtuluş Meclisi’ne iştirak eden delegeleri vasıtasıyla Kosova’nın Sırbistan’a katılma kararını iletti. Ancak bu “irade”, Arnavutların Arnavutluk’la birleşme yönünde görüş bildirdiği 1943 Bujan Konferansı’nda ortaya konan iradeyle çelişiyordu. Kosova ve Metohiya Bölgesel Meclisi, 10 Temmuz 1945 tarihli kararıyla bu iradeyi resmîleştirdi. Ardından karar, 7 Ağustos 1945’te Yugoslavya Antifaşist Ulusal Kurtuluş Konseyi’nin Üçüncü Toplantısı’nda kabul edildi. 2 Eylül 1945’te ise Sırbistan Halk Meclisi, Kosova ve Metohiya Özerk Bölgesi’nin kuruluşuna ilişkin kanunu çıkardı. Kosova’nın özerk statüsü, 1946 tarihli Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti Anayasası tarafından da tanındı.
Mamafih, Yugoslavya’da cumhuriyet statüsüne sahip olmayan iki birim olan Kosova ile Voyvodina’nın özerkliklerinin adlandırılmasında bir fark vardı. Voyvodina için daha geniş bir anlam taşıyan ve eyalet karşılığına gelen “pokrajina” ifadesi kullanılırken, Kosova “oblast”, yani bölge olarak tanımlanıyordu.
1946 Yugoslavya Anayasası’nın yürürlüğe girmesinden kısa süre sonra, bu iki özerk federe birimin sahip olduğu haklar ve kurumsal yapılanma bakımından eşit olmadığı görüldü. Voyvodina’nın yetki alanı Kosova’ya kıyasla daha genişti. Kısacası Kosova özerk bölge, Voyvodina ise özerk eyalet olarak kabul edilmişti.[1]
Bu dönemde Kosova topraklarında en üst hukuki belge Statü idi. Statü, özerk birimin teşkilatlanmasına ilişkin hususları, haklarını ve sorumluluklarını düzenliyordu. Kosova’nın kurumlarının yetkisi salt düzenleyici işlem yapabilmekle sınırlıydı. Yargı, özerk birim bünyesinde bağımsız değildi. Ayrıca Kosova’nın bir Yüksek Mahkemesi de bulunmuyordu.
1953 yılı, Kosova’nın statüsü bakımından bir gerileme döneminin başlangıcı oldu. Aynı yıl Yugoslavya Anayasa Kanunu ile Sırbistan Anayasa Kanunu kabul edildi. Bu belgelere göre Kosova’nın hak ve yetkileri artık Federal Anayasa ile değil, Sırbistan Anayasası ile belirlenecekti.[2] Böylece Kosova’nın hukuki statüsü, Sırbistan’ın belirleyeceği çerçeveye bağlı hâle geldi. Bu merkeziyetçi anlayışla Kosova’nın federal yapı içindeki kurucu vasfı ortadan kaldırılmış oldu.
Kosova’nın statüsü, 1963 Yugoslavya Anayasası ile aynı yıl kabul edilen Sırbistan Anayasası’nda da benzer şekilde düzenlendi. Kosova, yine federal bir cumhuriyet olan Sırbistan bünyesinde anayasal bir kategori olarak kaldı.[3] Ekonomi, eğitim, kültür, sağlık ve sosyal koruma gibi bazı alanlarda iç düzenleme yetkisine sahipti. Ancak bu düzenlemelerin Sırbistan mevzuatına uygun olması gerekmekteydi.
Yine de Kosova halkının refahının geliştirilmesi bakımından kayda değer bir ilerleme sağlandığı söylenemez. Asıl dönüm noktası, 1966 yılında düzenlenen Brioni Dördüncü Plenumu oldu. Bu toplantıda, Yugoslavya İçişleri Bakanı Aleksandar Ranković’in temsil ettiği siyasi çizginin etkisi kırıldı. Ranković, Sırp milliyetçi politikalarının da etkisiyle Kosova’ya yönelik baskıcı yönetimiyle tanınıyordu.
Ancak 1968’den itibaren hak ve hürriyetlerin genişletilmesi ve Kosova’nın özerk statüsünün güçlendirilmesi yönünde ilk emareler hâsıl olmuştur. Kosovalı Arnavutlar, Yugoslavya içinde cumhuriyet statüsü talebini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Yugoslav Komünist Partisi bu talebi kabul etmezken bu yöndeki ısrarın yaptırımlarla karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kosova’nın beklentileri ve bunları destekleyen argümanlar giderek güç kazandı. Bu gidişat öğrenci gösterilerine kadar uzandı.
Yugoslavya, anayasal değişikliklere gitti. 1968 yılında yapılan anayasa değişiklikleriyle Kosova ve Voyvodina’ya yeniden federal birim statüsü tanındı. Böylece, 1946 Anayasası’nda olduğu gibi Yugoslavya’nın kurucu unsurları arasında yer aldılar. Her iki özerk bölge aynı zamanda Sırbistan Sosyalist Cumhuriyeti’nin de kurucu birimleri olarak kabul ediliyordu.[4]
Hak ve yetkilerinin genişlemesinin ardından Kosova, 1969 yılında anayasal belge mahiyeti taşıyan Anayasa Kanunu’nu kabul etti. Bu belgeye “anayasa” adı verilmedi. Böylece özerk bölge ile federal cumhuriyetler arasındaki statü farkı muhafaza edilmiş oldu. Ayrıca bu kanun, olağan kanunlarla değiştirilebildiği için anayasalara göre daha düşük bir hukuki güce sahipti.[5]
Aynı dönemde Özerk Bölge Yüksek Mahkemesi faaliyete geçti. Mahkeme bünyesinde Anayasa Yargısı Dairesi de oluşturuldu.[6] Yugoslav Federasyonu’nda 1971 yılında yapılan anayasal değişikliklerle Kosova’da bağımsız bir bölgesel organ olarak Anayasa Mahkemesinin kurulmasının da önü açıldı.
Kosova için bir soluk: 1974 Anayasası
1974 Yugoslavya Anayasası, Kosova’nın hukuki ve siyasi statüsünü daha da güçlendirdi. Kosova’nın sahip olduğu özerkliğin kapsamı, federal cumhuriyetlerin statüsüne oldukça yaklaşmıştı. Bunun bazı unsurlarına bakalım. Kosova, anayasa değişiklikleri ile federal düzeyde yeni bir anayasanın hazırlanması konusunda veto hakkına sahipti.[7] Aynı zamanda toplumsal ilişkileri çok geniş bir alanda hukuken düzenleyebiliyordu. Bu yetki esas olarak federal mevzuatla, daha dar bir çerçevede ise Sırbistan mevzuatıyla sınırlandırılmıştı.
Federal cumhuriyetler gibi Kosova’nın da kendi anayasal organları vardı. Bunlar arasında Meclis, Meclis Yürütme Konseyi, Kosova Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Yüksek Mahkeme, Savcılık ve Halk Bankası yer alıyordu.
Kosova, Yugoslavya’nın kurucu unsurlarından biri olarak başlıca federal organlarda temsil edilmekteydi. Yugoslavya Federasyonu Başkanlığı, Federal Meclis, Federal Yürütme Konseyi ve Federal Anayasa Mahkemesi, Kosova’nın kendi temsilcilerinin bulunduğu organlar arasındaydı.
Kosova’nın kendi sınırlarıyla belirlenmiş bir bölgesi vardı ve bu sınırlar Kosova’nın onayı olmadan değiştirilemezdi. Bunun yanı sıra Kosova, yargı, güvenlik ve maliye gibi alanlarda da geniş bir özerkliğe haizdi.
Milliyetçiliğin Yükselişi ve Federalizmin Zayıflaması
Kosova’nın anayasal gelişimindeki müspet unsurlara rağmen, 1974 Yugoslavya Federal Anayasası Kosova’yı yalnızca Yugoslavya’nın kurucu unsurlarından biri olarak görmüyordu. Aynı zamanda onu Sırbistan’ın devlet yapısı içinde özerk bir birim olarak da tanımlıyordu.[8]
Bunun yanı sıra Yugoslav anayasal sisteminde ulus (narod) ile milliyet (narodnost) arasındaki ayrım korunmaya devam etti. Birincisine cumhuriyet, ikincisine ise özerk birim statüsü tanınıyordu. Bu ayrım, Sırp milliyetçi çevrelerinin Kosova’yı bağımsız bir devlet statüsünden uzak tutma düşüncesini sürdürmesine zemin hazırladı.
Nitekim Anayasa’nın kabulünden yalnızca iki yıl sonra Sırp Akademisi, “Mavi Kitap” olarak bilinen belgede bir strateji ortaya koydu. Buna göre Kosova ile Voyvodina yeniden Sırbistan’ın merkeziyetçi yönetimine tabi olmalıydı. Tito hayattayken bu talepler fazla gündeme gelmedi. Ancak onun 1980’deki ölümünden sonra Sırp milliyetçi hedefleri Yugoslavya’da daha görünür hâle gelmeye başladı.
Yugoslavya genelinde ekonomik koşulların giderek ağırlaşması ve buna bağlı olarak iş bulma rekabetinin artması, Kosova’daki toplumsal ilişkileri de menfi yönden etkiledi. Buna, Arnavut nüfusun artışı ve Sırpların Kosova’dan göç etmeye başlaması da eklenince Arnavutlar ile Sırplar arasındaki gerilim daha da belirgin hâle geldi.
1986 yılında Sırbistan Bilimler ve Sanat Akademisi tarafından yayımlanan memorandum ise ilişkilerin daha da kötüleşmesine vesile oldu. Memorandumda, Kosova’daki Sırp nüfusun kültürel, hukuki, fiziki ve siyasi açıdan soykırıma uğradığı ileri sürülüyordu.[9]
Sırbistan Komünist Partisi’nin başında bulunan ve daha sonra Sırbistan Cumhurbaşkanı olan Ivan Stambolić, iki özerk bölgenin özerkliğinin kaldırılması yönünde hareket ediyordu. Ancak bunu hukuki usuller çerçevesinde gerçekleştirmeyi planlıyordu. Siyasi halefi Slobodan Milošević ise Anayasa ve mevzuata aynı ölçüde bağlı kalma niyetinde değildi.[10]
Milošević’in Nisan 1987’de Kosova’ya yaptığı ziyaret, milliyetçi söylemleri nedeniyle ortamın daha da gerilmesine yol açmıştır. Milošević, bu ziyareti, Sırp ulusunun “beşiği” olarak betimlediği Kosova üzerindeki manevi ve tarihî hakların korunması için gerekenin yapılacağı mesajını vermek amacıyla siyasi bir araca dönüştürmüştür.[11] Ardı arkası kesilmeyen bu adımlar kapsamında, Yugoslav siyasetindeki Arnavut kadrolar tasfiye edilirken Kosova’ya özel polis birlikleri de sevk edilmeye başlandı. Yaşanan tüm bu gelişmeler, Kosova’nın özerk statüsünün ortadan kaldırılması amacına hizmet etmekteydi.
Kosova’nın Özerk Statüsünün Kaldırılması
1988’den itibaren Kosova’da protestolar ve açlık grevleri düzenlenmeye başladı. Bunların en dikkat çekicileri Trepça madenlerinde gerçekleşti. Sırp rejimi ise buna çok sayıda tutuklamayla karşılık verdi.
23 Mart 1989, Kosova açısından tarihi bir gün oldu. Kosova Meclisi, Sırbistan Anayasası ile Kosova Anayasası’nda yapılması öngörülen değişiklikleri oylamak üzere toplandı. Priştine’deki Meclis binasının içi ve çevresi polis güçleri ile gizli servis görevlileriyle doluydu. Amaç, Kosova’nın özerkliğinin kaldırılmasını da içeren yeni düzenlemelerin kabul edilmesi için Arnavut milletvekilleri üzerinde baskı kurmaktı.
Hazırlanan plana göre, Kosova’nın kendi temsilcilerinin özerklikten vazgeçmesi sağlanmalı ve böylece hukuki açıdan gerekli görülen şekli şart yerine getirilmeliydi. Tahmin edileceği üzere oylamaya da çeşitli usulsüzlükler eşlik etti. Çekimser oylar hesaba katılmadı. Yalnızca kabul ve ret oyları sayıldı. Ret oyu verenlerin sayısı ise yalnızca ondu.
İsviçreli tarihçi Oliver Jens Schmitt’in yerindeki ifadesiyle “anayasal darbe” olarak nitelendirdiği[12] bu hür olmayan ve tehditkâr ortamda Kosova’nın özerkliği ilga edildi ve Kosova yeniden Sırbistan’ın “ayrılmaz parçası” hâline getirildi.
1990 yılında Yugoslavya Komünistler Birliği’nin 14. Kongresi sırasında Slovenya temsilcileri, Kosova’nın özerk statüsünün yeniden tesis edilmesini talep etti. Sırbistan’ın bu talebi reddetmesi üzerine Slovenya ve Hırvatistan temsilcileri Kongre çalışmalarından çekildi. Bu gelişme, Yugoslav Federasyonu’nun sonuna giden yolda atılan adımlardan biri oldu.
Ezcümle, Federasyonun dağılmasını tek bir nedene bağlamak söz konusu olamaz. Yugoslavya’da milliyetçiliğin giderek güçlenmesi ve sosyalist sistemin sarsılması, bu sonuca yol açan başlıca etkenler arasındaydı. Hukuki alanda da ciddi kırılmalar yaşandı. Sırbistan, 23 Mart 1989 tarihli anayasa değişiklikleriyle özerk bölgelerin siyasi varlığına Federal Anayasa’ya aykırı biçimde son verdi. Federe cumhuriyetler kendi kanunlarıyla federal mevzuatı göz ardı etti. Kosova’nın dışlandığı cumhuriyetler arası müzakereler ise sonuçsuz kaldı.
[1] 1946 Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti Anayasası, md. 2/2.
[2] 1953 Yugoslavya Anayasa Kanunu, md. 113/2.
[3] 1963 Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Anayasası, md. 111/3.
[4] 1968 Anayasa Değişiklikleri, XVIII. Değişiklik, md. 2.
[5] Bkz. Kosova Sosyalist Özerk Bölgesi Anayasa Kanunu, md. 126.
[6] Bu organın statüsü ve yetkileri, Kosova Sosyalist Özerk Bölgesi Anayasa Kanunu’nun 147-152. maddelerinde düzenlenmiştir.
[7] Bkz. 1974 Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Anayasası, md. 398.
[8] Bkz. 1974 Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti Anayasası, md. 1 ve 2.
[9] Mrika Limani, Yugoslav Experience from National Perspectives – Kosova in Yugoslavia, Helsinki Committee for Human Rights in Serbia 2017, s. 289.
[10] Marc Weller, Shtetësia e kontestuar, (çev.) Flaka Surroi, Botimet Koha, Prishtinë 2011, s. 85-86
[11] Andrea Lorenco Capussela, Shtetndërtimi në Kosovë: demokracia, korrupsioni dhe BE-ja në Ballkan, (çev.) Flaka Surroi, Botimet Koha, Prishtinë 2015, s. 14.
[12] Oliver Jens Schmitt, Kosova: Histori e shkurtër e një treve qendrore ballkanike, (çev.) Enver Robelli, Botimet Koha, Prishtinë 2012, s. 243.




