Picture of Nuh Muaz Kapan
Nuh Muaz Kapan

Köye Dönerken Şehri Taşımak

A+ A-

Köye her gittiğimde dikkatimi çeken şey artık yalnızca köyün değişmiş olması değil; bizim de köye başka insanlar olarak dönüyor oluşumuz. Evler değişiyor, yollar değişiyor, eski bahçelerin yerini başka yapılar alıyor, tarlaların kullanım biçimleri dönüşüyor. Fakat bütün bunların ötesinde daha sessiz ve belki daha önemli bir değişim var: İnsanların birbirleriyle kurdukları ilişkinin biçimi değişiyor. Bir zamanlar köylerden şehirlere göç ederken yanımızda yalnızca birkaç eşya götürmedik. Köyün davranış biçimlerini, komşuluk anlayışını, akrabalık ilişkilerini, sofrayı, konuşmayı, mahremiyet ölçülerini ve gündelik hayatın alışkanlıklarını da şehre taşıdık. Şehirde yaşamaya başladık fakat uzun süre köyde öğrendiğimiz biçimde yaşamayı sürdürdük. Bugün ise hareketin yönü değişirken aynı durumun tersine tanıklık ediyoruz: Köye dönerken bu defa şehri beraberimizde götürüyoruz.

Pierre Bourdieu’nün habitus kavramı tam da bu durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Habitus çoğu zaman yalnızca “alışkanlık” şeklinde düşünülse de bundan daha geniş bir anlam taşır. İnsan içinde yetiştiği toplumsal dünyanın davranış biçimlerini zamanla öylesine içselleştirir ki artık onları neden yaptığını düşünmesine gerek kalmaz. Nasıl konuştuğumuz, kimin yanında nasıl oturduğumuz, sofrada nasıl davrandığımız, komşuyla aramızdaki mesafeyi nasıl belirlediğimiz, zamanı nasıl kullandığımız, neyi ayıp, neyi doğal, neyi gerekli gördüğümüz bile içinde yaşadığımız toplumsal dünyanın üzerimizde bıraktığı izlerle şekillenir. Toplum böylece yalnızca dışımızda duran bir yapı olmaktan çıkar; zamanla bedenimize, davranışlarımıza ve dünyayı algılama biçimimize yerleşir.

Bu nedenle insan bir mekândan başka bir mekâna geçtiğinde eski hayatını bütünüyle geride bırakamaz. Köyden şehre giden ilk kuşakların şehirde köyün ilişki biçimlerini sürdürmesi bundan dolayı şaşırtıcı değildir. Apartmanlarda yaşadılar fakat komşuluğu köyde öğrendikleri biçimde kurmaya çalıştılar. Şehirde çalıştılar fakat akrabalık ve hemşehrilik ağları gündelik hayatın merkezinde kalmaya devam etti. Balkonlar, apartman önleri, mahalleler ve kahvehaneler kimi zaman köy hayatının şehir içerisindeki uzantılarına dönüştü. Başka bir ifadeyle mekân şehirleşmişti fakat habitus aynı hızla şehirleşmemişti.

Şimdi ise bunun tersine işleyen başka bir dönüşümle karşı karşıyayız. Uzun yıllar şehirde yaşayan insan köye döndüğünde artık köyden ayrıldığı zamanki insan değildir. Çünkü şehir de onda yeni bir habitus üretmiştir. Şehirde geçirilen yıllar yalnızca mesleğimizi veya ekonomik durumumuzu değiştirmez; başkalarıyla aramızdaki mesafeyi, mahremiyet anlayışımızı, tüketim alışkanlıklarımızı, zamanla ilişkimizi ve gündelik hayatımızı örgütleme biçimimizi de dönüştürür. Dolayısıyla bugün köye dönen insan, fiziksel olarak eski mekânına dönse bile sosyolojik olarak eski yerine dönemez.

Köyün sakinliğini ister fakat şehrin konforundan vazgeçmek istemez. Komşuluğu özler fakat komşunun kapıyı çalmadan içeri girmesini artık eskisi kadar doğal karşılamayabilir. Toprağa yakın olmak ister fakat gündelik hayatının teknolojik imkânlarını yanında götürür. Bahçeli bir ev ister fakat bahçeyi geçim ve üretim alanından çok dinlenme alanı olarak görmeye başlayabilir. Köy sofrasını, sessizliğini ve yakınlığını özlerken şehrin bireyselliğini, mahremiyetini ve tüketim biçimlerini de korumaya çalışır. Böylece insan köye döner fakat şehirden tam olarak çıkamaz.

Bourdieu açısından bakıldığında burada ilginç olan, mekân ile habitus arasındaki gecikmedir. Mekân hızlı değişebilir; insan bugün şehirdeyken yarın köye taşınabilir. Fakat insanın yıllar içerisinde edindiği davranış kalıpları aynı hızla değişmez. Bu yüzden insanın bedeni köye dönerken davranışlarının ve beklentilerinin önemli bir kısmı şehirde kalmaz; onunla birlikte gelir.

Belki bugün köylerde gözlemlediğimiz değişimin önemli bir tarafı da buradadır. Köy aynı köy gibi görünür: dağ aynı yerde, yol aynı yerde, eski evlerden bazıları hâlâ ayakta, çeşme hâlâ akıyor olabilir. Fakat o mekânda yaşayan insanların dünyayla kurduğu ilişkinin kodları değişmiştir. Dolayısıyla köyü köy yapan yalnızca coğrafya olmadığı için, insanlar değiştikçe köyün kendisi de toplumsal anlamda başka bir şeye dönüşmektedir.

Bu durum Türkiye’nin yakın dönem toplumsal dönüşümünde ilginç bir karşılıklılık oluşturuyor. Bir zamanlar köyden şehre giden insan şehirde köyü yeniden üretmeye çalışıyordu; bugün şehirden köye dönen insan köyde şehri yeniden üretiyor. Dün apartman dairesinde köyün komşuluğunu, dayanışmasını ve yakınlığını sürdürmeye çalışan insan vardı; bugün köy evinde şehrin mahremiyetini, konforunu ve bireyselliğini kurmaya çalışan insan var.

Bu nedenle köye dönüşü yalnızca “insanların yeniden toprağa dönmesi” şeklinde romantikleştirmek eksik kalır. Sosyolojik olarak daha önemli soru şudur: Köye kim dönmektedir? Çünkü dönen insan, yıllar önce köyden ayrılan insan değildir. Arada şehir vardır; çalışma hayatı, apartman, trafik, tüketim kültürü, teknoloji, bireyselleşme ve yeni sosyal ilişkiler vardır. Bütün bunlar insanda iz bırakmıştır.

Belki de insanın trajedisi biraz burada saklıdır. Bir zamanlar şehre giderken köyü içimizde taşıdığımız için şehirle bütünüyle otantik bir bağ kuramadık. Şimdi köye dönerken de şehri içimizde taşıdığımız için eski köyle aynı ilişkiyi kuramıyoruz. Çünkü insan bir yere geri döndüğünde yalnızca kendisini götürmez; arada geçen zamanı ve o zaman içerisinde dönüştüğü insanı da beraberinde götürür.

Bu yüzden belki artık köy ile şehir arasındaki sınırı haritada aramak yerine insanın içerisinde aramak gerekiyor. Köy ve şehir, birbirinden kilometrelerle ayrılan iki mekân olmaktan çıkıp aynı insanın içinde yan yana yaşayan iki farklı habitusa dönüşüyor.