Lokman Hekim Köprüden Geçerken
- Tarih:
Babaanneme Koca Ana derdik. Bahçemizin altından akan, ilkbaharda ve sonbaharda geçilmez hırçın bir ırmağa dönüşen derenin adı Koca Yalı’ydı. Mezarlıkla bizim bahçeyi ayıran, Koca Yalı’ya inen yokuş yolun kenarındaki, dalları göğe uzanan, köydeki en uzun ağaç olan, kovuğuna on çocuk saklanabilecek çınarın adı Koca Çınar’dı. O zamandan aklımda kaldı; Köroğlu “Kırat’a binemez oldum/Binsem de inemez oldum/Samur kürk giyemez oldum/Kocadım Ayvaz kocadım” diye söylemişti. Çocuk zihnimde bu kocalar birbirine yakın dururdu. Yaylada koca ardıçlar vardı. Annem koca bir eşli yılan görmüştü. Kaya kocaydı, dağ kocaydı, gökyüzü kocamandı. Koca Yalı’nın üstünde, benim doğumumdan önce yapılmış, iki gözlü bir beton köprü vardı. Yazları, sabah annemle köye inip akşam döndüğümüz günler benim için aynı zamanda Koca Yalı günüydü. Sular azalmış olurdu ancak buz gibiydi. Soyunur suya girerdim. Zaten, üzerimde soyunacak pek bir şey olmazdı.
Erkek ölüleri amcam yıkardı. Amcam ölü yıkama adabını bilirdi. Yakın evlerdeki ölüler için hemen bizim evin önüne- bizim evin önü mezarlığın da önüydü- ateş yakılır, büyük bakır kazanda su ılıtılır, suyun içine değişik otlar atılırdı. Her ölüye niye ot atılmazdı. Vasiyet olmalıydı. Kokusunu çok sevdiğim, kurusa bile kokusunu kaybetmeyen, “mantuvar” diye bildiğimiz altın otu atılırdı. Ölünün yıkandığı yere gerilen perdenin arasından kafamı sokar, fark edilene kadar amcamın ellerine ve ölünün vücuduna bakardım. Birisi beni fark eder, boynumdan tutarak geri çeker, yaklaşmamam için gözleriyle tehdit ederdi. Amcamın elleri kocamandı. Yıkarken dudakları kımıldar, sürekli bir şeyler okurdu.
Lokman Hekim, “ılık su insanı ölüyü diriltecekti ama” demiş. Aklımda böyle kalmış. Kazandaki ılık sudan dökülünce ölü dirilecek, bırakın beni diye etrafındakileri dağıtacak diye boşuna beklerdim. Lokman Hekim’in o sözü ya Havva Ana’mdan kalmış bende, yahut amcamın anlattıklarından.
Amcam Lokman Hekim’i çok severdi. Lokman Hekim, bana dilsiz ve sağır bir çırak bulun demiş. Birisi dilsiz ve sağır numarası yaparak Lokman’a çırak olmuş. Beraber dağa çıkmışlar. Karşılaştıkları her ot dile gelip ben filanca hastalığa iyi gelirim diyor, Lokman elindeki deftere bunu kaydediyor, otun şeklini çiziyor, çırak da Lokman’ın işretiyle o otlardan topluyormuş. Otlardan biri “ben osuruklu göte iyi gelirim” deyince sağır ve dilsiz numarası yapan çocuk bir kahkaha atmış. Lokman Hekim, çırağın numara yaparak kendisine yanaştığını öğrenip hemen onu kovmuş. Amcam bunu anlatır, dişlerini göstererek genizden gülerdi.
Lokman Hekim ölüme çare bulmuş. Bunu kitabına yazmış. Allah, Cebrail’i göndermiş. Cebrail insan kılığında köprüden geçerken Lokman da karşıdan geliyormuş. Tam yan yana geldiklerinde Cebrail dirseğiyle vurarak, Lokman’ın koltuğu altındaki kitabı suya düşürmüş.
O köprüyü bizim Koca Yalı üzerindeki körü olarak hayal eder, Lokman Hekim’le Cebrail’i karşılaştırır, Cebrail’in dirseğiyle kitabı düşürmesini, kitabın Koca Yalı’da çıkardığı sesi, suyun kitabı alıp gitmesini gözlerimin önüne getirirdim. Yazın su az olurdu. Lokman Hekim hemen inip kitabı alabilir, ıslanan, mürekkebi silinen sayfaları kalem izinden tekrar okuyabilirdi. Onun için Koca Yalı’yı köprünün iki gözünü doldurarak aktığı yağmurlu bir mevsimde hayal ederdim. Su berrak olmazdı, boz bulanık olurdu. Kitap düştüğü anda, kaşla göz arasındaki bizim aşağıdaki bahçemizin kenarını dolaşarak gözden kaybolur, Lokman Hekim daha çiti aşamamış olurdu.
Ölü yıkanırken, Lokman Hekim olduğunu sandığım ve amcam gibi olduğuna inandığım iri yarı bir adam gelir, perdeyi kaldırır, suyun ılıklığına elinin dışıyla bakar, amcamın ellerini, su dökülen bakır tası süzer, “bu ılık suyun bu ölüyü diriltmesi gerekiyordu ama…” diye söylenir, ölü kefenlenirken, ölüye değil de kendi başarısızlığına üzülürdü.
Lokman Hekim ölüme ilaç bulsa da o ilacı önce Havva Ana’ma içirsek diye ümit eder, o zaman, Hava Ana’mın kör gözlerinin açılacağına, kötürümlükten çıkıp ayağa kalkacağına hemen dışarı fırlayıp, eline iki helke alıp Koca Yalı’dan su getirip kendi banyosunu kendi yapmak için kazanı saç ayağına koyacağına inanırdım.
Bazen Lokman Hekim’in Cebrail’i atlattığını, kitabın düşmediğini, Cebrail’in tekrar karşılaşmak için Lokman’ın tekrar köprüden geçmesi için mezarlığın kenarındaki caminin önünden yolu gözlediğini hayal eder, bu sürede Lokman Hekim kitabı açıp, ölüme çare kısmını ezberlesin diye içimden dua ederdim.
Ne zaman bir dere görsem Koca Yalı’yı hatırlar ve üzerinde bir köprü ararım.




