Picture of Fatih İsmet Yılmaz
Fatih İsmet Yılmaz

Macaristan’da Bölüm Sonu

A+ A-

Péter Magyar Zaferi ve Otoriter Popülizmin Sınırları Üzerine Bir Analiz

Macaristan’da 16 yıl boyunca siyasal alanı belirleyen Viktor Orbán iktidarının sandık yoluyla sona ermesi, yalnızca bir hükümet değişimi değil; aynı zamanda çağdaş otoriter-popülist rejimlerin kırılganlıklarını gözler önüne seren tarihsel bir moment olarak okunmalıdır. Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin parlamentoda anayasa değiştirecek çoğunluğa ulaşması, uzun süredir “rekabetçi otoriterlik” (competitive authoritarianism) literatüründe örnek vaka olarak incelenen Macaristan’da sistemin içeriden dönüşümünün mümkün olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme taşımaktadır.

Bu analiz, Macaristan seçimlerini yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil; kurumsal erozyon, ekonomik performans, siyasal strateji ve uluslararası bağlam eksenlerinde ele alarak, ortaya çıkan yeni siyasal konjonktürün derinlikli bir değerlendirmesini sunmayı amaçlamaktadır.

Bu sunuştan önce de konun daha rahat anlaşılabilmesi için kısaca Macaristan tarihine bakmak gerekir. Macarların kökeni Fin-Ugor kavimlerine dayanmaktadır ve bu bağlamda Finler ve Estonlar onların akrabalarıdır. MS 9.yy’da Karpat Havzası’na gelen bu kavim öncesinde Hunlar ile sonrasında ise Kuman-Kıpçaklar ile kaynaşmış ve hemen 11.yy’ın başında Kral I. Istvan’ın önderliğinde Katolik Hristiyanlığı benimsemişlerdir. Katolikliği katı bir şekilde benimsemeleri onları Bizans ve sonrasında Rus ekseninden uzaklaştırmıştır. Bu benimseme Macarların, Batı Avrupa milletleri ile yakın ilişkilere girmesine sebebiyet verse de hiçbir zaman için onların nazariyesinde Batı Avrupalı bir millet olamamışlardır.

Bulundukları Orta Avrupa sahası onları Balkanlar ve Tuna üzerinden Doğu Avrupa’ya bağlasa da Batı Avrupa’nın da giriş kapısıdırlar. Bu coğrafi konjonktür onları Avusturya-Osmanlı mücadelesinin baş aktörlerinden biri haline getirmiştir. Avusturya’ya karşı başlatılan Macar isyanlarının da doğrudan Osmanlı tarafından destek görmesi iki milleti birbirine yakınlaştırmıştır. Hatta 1848 Macar Devrimi’nin, Avusturya tarafından Rusya yardımıyla bastırılması üzerine Macar mülteciler Osmanlı’ya sığınmış ve Sultan Abdülmecid tarafından Vidin ve Kütahya’ya yerleştirilmişlerdir.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla bağımsızlıklarını ilan etseler de sonraki 20 yılın ardından önce Alman faşizminin etki alanına girmişler ve sonrasında ise II. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılmalarıyla da Doğu Bloku ülkeleri arasında yerlerini almışlardı. Bu onların kısa bir süre içerisinde siyasi olarak keskin geçişler yaşamasına sebebiyet verse de, kendisini Batılı olarak gören bir milletin Doğu ekseninde kalmasına neden olmuştur. 1989 yılında Sovyetlerin zayıflamasıyla da Macaristan Halk Cumhuriyeti yıkılmış ve Macaristan Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Macarların bu tarihine baktığımızda ise sürekli olarak Batı-Doğu arasındaki çekişmenin merkezinde kaldıklarını ve bu sebeple kültürel ve siyasi olarak da bir Batı-Doğu krizine girdiklerini görmekteyiz.

 I. Orbán Rejimi: Rekabetçi Otoriterliğin Kurumsallaşması

Viktor Orbán yönetimi, siyaset bilimi literatüründe sıklıkla Comparative Politics kapsamında değerlendirilen “rekabetçi otoriter rejimler” kategorisine yerleştirilir. Bu tür rejimlerde seçimler yapılmaya devam eder; ancak oyun alanı iktidar lehine sistematik biçimde eğrilmiştir. Orbán’ın 2010 sonrası dönemde gerçekleştirdiği anayasal ve kurumsal dönüşümler üç ana eksende yoğunlaşmıştır:

1. Yargı Üzerinde Kontrol: Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirilmiş, üyelik süreçleri siyasal sadakat üzerinden yeniden düzenlenmiştir. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesinin formel düzeyde korunmasına rağmen, fiili düzeyde yürütmenin etkisi altına girmesine yol açmıştır.

2. Medya Ekosisteminin Yeniden İnşası: Bağımsız medya kuruluşları ya doğrudan satın alınmış ya da ekonomik baskılarla etkisizleştirilmiştir. Medya sahipliği, iktidara yakın iş çevrelerinin kontrolüne geçerek hegemonik bir söylem alanı yaratmıştır.

3. Seçim Mühendisliği: Seçim bölgelerinin yeniden çizilmesi (gerrymandering), seçim yasalarında yapılan değişiklikler ve kamu kaynaklarının kampanyalarda kullanımı, seçim rekabetini yapısal olarak asimetrik hale getirmiştir.

Bu bağlamda Macaristan, demokratik prosedürlerin korunduğu; ancak demokratik içeriğin aşındırıldığı hibrit bir rejim olarak işlev görmüştür.

II. Ekonomik Aşınma ve Meşruiyet Krizi

Her otoriter-popülist rejim gibi Viktor Orbán yönetimi de siyasal meşruiyetini büyük ölçüde ekonomik performansa dayandırmıştır. Ancak son yıllarda Macaristan ekonomisinde gözlemlenen yapısal sorunlar bu meşruiyet zeminini ciddi biçimde aşındırmıştır.

Enflasyon ve Yaşam Standartları: Yüksek enflasyon, özellikle sabit gelirli ve orta sınıf seçmenler üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur. Reel ücretlerin erimesi, gündelik hayatın maliyetini artırarak iktidarın “istikrar” söylemini zayıflatmıştır.

Genç Nüfusun Göçü: Batı Avrupa’ya yönelen iş gücü göçü, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik bir alarmdır. Nitelikli genç nüfusun ülkeden ayrılması, rejimin geleceğe dair umut üretme kapasitesini sorgulatmıştır.

Kamu Hizmetlerinde Çöküş: Sağlık ve eğitim sistemlerindeki yapısal sorunlar, seçmenin devlet kapasitesine olan güvenini azaltmıştır. Bu durum, otoriter rejimlerin sıkça başvurduğu “hizmet karşılığı rıza üretimi” mekanizmasını zayıflatmıştır. Sonuç olarak ekonomik kriz, yalnızca maddi koşulları değil; aynı zamanda rejimin ideolojik hegemonyasını da aşındırmıştır.

III. Siyasal Strateji: Magyar’ın Paradigma Değişimi

Péter Magyar’ın başarısı, yalnızca toplumsal hoşnutsuzluğun bir yansıması değil; aynı zamanda stratejik bir siyasal aklın ürünüdür. Önceki muhalefet denemelerinin aksine Magyar, üç kritik tercihle öne çıkmıştır:

1. Çerçeve Savaşından Kaçınma: Orbán’ın belirlediği kültür savaşı gündemlerini (göç, kimlik, AB karşıtlığı) reddederek kampanyasını ekonomi ve yolsuzluk üzerine kurmuştur. Bu, geniş tabanlı bir seçmen koalisyonu oluşturmasını sağlamıştır.

2. Milliyetçiliğin Yeniden Tanımlanması: Milliyetçi söylemi tamamen terk etmek yerine yeniden çerçeveleyerek, Orbán’ın “vatan savunuculuğu” tekelini kırmıştır. Böylece iktidarın “yabancı ajan” suçlamaları etkisizleşmiştir.

3. Sistem İçi Bir Figür Olması: Magyar’ın geçmişte Fidesz çevresinde bulunmuş olması, onu hem sistemin işleyişine hâkim kılmış hem de seçmen nezdinde “içeriden reformcu” bir figür olarak konumlandırmıştır.

Bu strateji, klasik muhalefet reflekslerinden farklı olarak ideolojik saflaşmayı değil, somut sorunlar etrafında konsolidasyonu hedeflemiştir.

IV. Kurumsal Dönüşümün Zorlukları: Polonya Deneyimiyle Karşılaştırma

Macaristan’da elde edilen anayasal çoğunluk, teorik olarak Péter Magyar’a geniş bir hareket alanı sunmaktadır. Ancak bu durum, dönüşümün kolay olacağı anlamına gelmez.

Burada Donald Tusk liderliğinde Polonya’da yaşanan süreç önemli bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır. Law and Justice (PiS) döneminde kurumsallaşan yapıların tasfiyesi, hukuki ve bürokratik direnç nedeniyle son derece karmaşık bir süreç haline gelmiştir. Macaristan’da bu zorlukların daha da derin olması beklenebilir:

  • Yargı ve bürokraside kadrolaşma daha uzun süreli ve kapsamlıdır.
  • Medya alanındaki tekelleşme daha yoğun bir hegemonya üretmiştir.
  • Ekonomik ağlar (oligark yapılar) siyasal iktidarla iç içe geçmiştir.

Dolayısıyla anayasal çoğunluk, gerekli ama yeterli bir koşul değildir. Kurumsal dönüşüm, uzun vadeli ve çatışmalı bir süreç olacaktır.

V. Uluslararası Boyut: AB, Rusya ve Jeopolitik Yeniden Konumlanma

Viktor Orbán yönetimi, Avrupa Birliği içinde “aykırı aktör” olarak konumlanmış; özellikle Rusya ile kurduğu yakın ilişkilerle dikkat çekmiştir. Vladimir Putin ile geliştirilen ilişkiler, Macaristan’ı AB içinde izole bir konuma sürüklemiştir. Yeni dönemde Péter Magyar’ın önünde üç kritik dış politika başlığı bulunmaktadır:

1. AB ile Normalleşme: Dondurulmuş fonların serbest bırakılması, ekonomik toparlanma açısından kritik önemdedir.

2. Ukrayna Politikası: Volodymyr Zelenskyy yönetimiyle ilişkilerin yeniden kurulması, AB içindeki koordinasyonu güçlendirebilir.

3. Rusya ile Mesafe: Enerji bağımlılığı gibi yapısal faktörler nedeniyle bu süreç dikkatli yönetilmek zorundadır.

Bu bağlamda Macaristan, dış politikada daha “Avrupa merkezli” bir hatta geri dönebilir.

VI. Popülist Hegemonyanın Çözülüşü

Viktor Orbán rejiminin ideolojik başarısı, “tehdit anlatısı” üzerine kuruluydu: göçmenler, Brüksel bürokrasisi, liberal elitler ve dış güçler. Ancak bu anlatı, ekonomik gerçekliklerle çelişmeye başladığında etkisini yitirmiştir. Seçmen davranışı açısından kritik kırılma noktası şudur: Korku temelli mobilizasyon, maddi koşullar kötüleştiğinde sürdürülebilir değildir. Bu durum, popülist liderliklerin en temel zayıflığını ortaya koyar: Ekonomik performans düştüğünde ideolojik mobilizasyon kapasitesi de zayıflar.

VII. Türkiye İçin Çıkarımlar: Stratejik Dersler

Macaristan seçimleri, Türkiye gibi kutuplaşmış siyasal sistemler için önemli analitik çıkarımlar sunmaktadır:

1. Oyun Alanını Değiştirmek: İktidarın belirlediği kültürel ve kimliksel tartışmalara hapsolmak, muhalefetin hareket alanını daraltır. Ekonomi ve yolsuzluk gibi somut meseleler, daha geniş seçmen koalisyonları yaratır.

2. İdeolojik Esneklik: Péter Magyar’ın yaptığı gibi, ideolojik saflık yerine pragmatik bir birliktelik oluşturmak kritik önemdedir.

3. Sistem İçi Aktörlerin Rolü: İktidar blokundan kopan figürler, rejimin zayıf noktalarını daha etkili biçimde hedef alabilir.

4. Kurumsal Restorasyonun Zorluğu: Seçim kazanmak ile sistem dönüştürmek arasındaki fark göz ardı edilmemelidir. Asıl mücadele seçimden sonra başlar.

VIII. Sonuç: Bir Modelin Çöküşü mü, Dönüşümü mü?

1945-1989 arasında Komünist Parti tarafından yönetilen Macaristan’da seçimler formaliteden öteye gidememiş ve halk 1956 yılında çok partili bir sistem için ayaklansa da bu ayaklanma Sovyetler tarafından bastırılmıştır. 45 yıllık tek parti egemenliği kaçınılmaz olarak bir yolsuzluk sorunu da beraberinde getirmiştir. 1990 yılında ancak yapılabilen çok partili seçimle merkez sağ eğilimli MDF (Macar Demokratik Forumu) seçimi kazanmış ve József Antall ilk başbakan olmuştur. Bu süreç Beyaz Devrim olarak isimlendirilmişti ve aslında Macaristan sandık yoluyla bir rejim değişikliğine gitmişti. Zaman içerisinde de muhafazakar seçmen MDF’den Fidesz’e kaymış ve bu şekilde Macaristan’da  kesintisiz 16 yıllık bir Fidesz iktidarı yaşanmıştı. Aslında bir dönüşüm iddialarıyla ortaya çıkan bu partiler Doğu Avrupa ülkelerinin kronik sorunlarından biri olan yolsuzluk sorununu ortadan kaldırmamış ve devam ettirmişlerdi.

Macaristan seçimleri, çağdaş siyasal tartışmalar açısından iki temel soruyu gündeme getiriyor: Otoriter-popülist rejimler sandık yoluyla değiştirilebilir mi? Kurumsal erozyon geri döndürülebilir mi? Péter Magyar’ın zaferi, ilk soruya temkinli bir “evet” yanıtı sunmaktadır. Ancak ikinci sorunun cevabı hâlâ belirsizdir.

Bu süreç, yalnızca Macaristan’ın değil; küresel ölçekte liberal demokrasinin geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Çünkü Macaristan, uzun süredir “demokrasinin içerden aşındırılması” modelinin laboratuvarı olarak görülüyordu. Eğer bu model sandık yoluyla tersine çevrilebilirse, bu durum yalnızca Avrupa’da değil, dünya genelinde popülist otoriterliklere karşı güçlü bir emsal oluşturacaktır.

Ancak unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Siyasal rejimler seçimlerle değişebilir, fakat siyasal kültürün dönüşümü çok daha uzun ve karmaşık bir süreçtir. Macaristan şimdi tam da bu uzun yolun başında duruyor.