Picture of Fatih Dikmen
Fatih Dikmen

Manzoni’nin Sosyolojik Manifestosu: I Promessi Spozi (Nişanlılar)

A+ A-

“Soluk bir mürekkeple harfleri birbirine karışmış bir yazıyla yazılan şu risalenin içindeki hikâyeyi uğraşa uğraşa nakil ve hatta tercüme külfetine kahramanca göğüs gererek yayın alanına koyduğum zaman acaba okuma zahmetine katlanacaklar bulunur mu?” diye sorar Manzoni, muhteşem eserine başlarken. Bu soruyu kendi zamanı içinde sorması ne kadar doğal ise bu eserin günümüzde edebiyat düşkünleri tarafından henüz keşfedilip okunmamış olması da bir o kadar şaşkınlık vericidir. Çünkü bu eser İtalyan edebiyatının ilk tarihi romanı ve modern İtalyan dil birliğinin ilk şaheseri olarak kabul edilen harikulade edebi bir başyapıttır.

Eserin ortaya çıkışı, Manzoni’nin Milano dukalığında bulunan Brusuglio’da eski zamanlara ait vesikaları karıştırırken 1600 lü yılların başında, bir papazı nikah kıymaktan alıkoyan zorba bir efendiye verilen cezaya ait bir vesikaya rastlaması ile başlar ve ilgisini fazlasıyla çeken bu yaşanmış olayı kaleme almaya karar verir. Eserin önsözünde kendi ifadelerinde Manzoni, bu eseri ortaya çıkarırken neredeyse insan üstü bir çalışma sergilediğini ve bu bozuk dille yazılmış hikâyenin tabiri caizse “İtalyanca tercümesi”ni yaptığını belirtmiştir. Manzoni’nin bu eseri kaleme aldığı yıllarda İtalya edebi bütünlük ve istikrardan uzaktı ve yazar eseri hazırlarken yerel ve bozuk tüm ifadeleri ayıklayarak, bizim “İstanbul Türkçesi” tabiriyle “Floransa İtalyancası” kullandığını ifade etmiştir. Bugün İtalya’da kullanılan İtalyancanın temeli bu esere dayanmaktadır. Bu da bu eserin bir dil devrimi ve modern İtalyancanın doğuşunun simgesi olduğunu gözler önüne sermektedir.

Eserde 17. Yüzyıl Lombardia’sında geçen, birbirine aşık iki köylü gencin (bir ipek işçisi Renzo ve köylü kızı Lucia) kavuşma mücadelesi anlatılır. Ancak eserdeki edebi derinlik bu basit gibi görünen hikâyenin çok ötesine geçer. Manzoni’nin bu eserine kadar yazılan klasik hikayeler, genellikle krallar, şövalyeler ve soylular gibi aristokratik çevrelerin aşk hikayelerini, karmaşık duygu dünyalarını ve lüks yaşantılarını bizlere gösterirken, Manzoni bu eserinde sıradan halktan seçilmiş figürleri sergiler. Güç sahibi olan toprak ağalarının, bürokrasinin ve zorba rejimin sıradan insanların hayatlarını nasıl alt üst edebildiğinin portresini bizlere tüm çıplaklığıyla çizer. Seçtiği sıradan başrol karakterlerle aslında Manzoni, bir nevi aristokratik edebi tarih anlayışına da isyan bayrağını çekmiştir.

Yazar yaşadığı çağda baskın ve popüler olan Avrupa romantizminden büyük ölçüde etkilenmiş olsa da eserinde bizlere sunduğu romantizm bir hayalperestlik içermez, aksine tarihsel bir gerçeklik ile romantizmin kusursuz sentezini yapar. Romanda yazar, 17. Yüzyıl İtalya’sının genel sosyo-ekonomik yapısını, çarpık hukuk sistemini ve kilise rejimindeki yozlaşmış din adamlarının zaafları yansıra, adalet ve vicdandan yoksun güç sahiplerinin halkı nasıl sindirdiğini de bir cerrah titizliğiyle belgelemiştir.

Tüm bu olumsuzlukların ortasında sıradan insanların zorba güç sahiplerine karşı verdiği amansız mücadele, bizlere de kendi hayat mücadelemizde bir ibret olma niteliği taşımaktadır. Çünkü romanda kader, ahlak ve inanç temaları çok güçlüdür, roman bizlere hayatta ne kadar acılar ve kaos yaşanırsa yaşansın bunların üzerinde de bir “ilahi adalet” olduğunu anlatır. Renzo, hikâye boyunca hamlıktan olgunluğa geçişin, yani manevi olgunluğun yolculuğunu bizlere gösterirken, Lucia ise saf inancın, ahlakın ve masumiyetin sembolüdür. Manzoni’nin eserin merkezine yerleştirdiği “ilahi adalet” kavramının en üstün temsilcisidir. Eserdeki tüm karakterlerin başından geçen olaylar hem ilahi bir cezalandırma hem de kibirli ruhların arındığı, sınıfsal eşitliğin sağlandığı edebi bir metafora dönüşmektedir. Romanda ismi verilmeyen, ünlü ve zorba bir karakter olan İsimsiz, Lucia’nın masumiyeti ve içten yakarışları karşısında içindeki varoluşsal sancı ve vicdan azabıyla o gece sabaha kadar uyuyamaz ve ertesi sabah kardinal ile görüşmeye giderek tövbe eder ve o günden sonra tüm enerjisini ve gücünü fakir ve mazlumlara yardım etmek için kullanır. Romanda bu kötü ve zorba karakterin dönüşüm geçirdiği bölüm, tüm insanlığa harika bir sosyolojik ve psikolojik bir ders niteliğindedir ve herhangi bir klasik romanda okuyabileceğiniz en ibretlik hikayedir.

Özetle, ‘I Promessi Spozi’ (Nişanlılar), sadece birbirine kavuşamayan sıradan aşıkların hikayesini anlatmaz, bu eser aynı zamanda dilsel bir devrimin öncüsü, sosyolojik harika bir manifesto ve insan doğasının aydınlık ve karanlık yönlerini incelikle analiz eden edebi bir başyapıttır. Edebiyat severler için kütüphanelerinde bulunması gereken ölümsüz eserlerdendir. Siz sevgili okuyuculara iyi okumalar dilerim…