Modern Çağ Vebası; Akran Zorbalığı
- Tarih:
Gerek küreselde gerekse de ülkemizde yaygınlaşan ve her geçen gün daha da artan sorunlardan biri “Akran Zorbalığı”dır. Modern dünyanın getirisinin etkisi fazla olsa da geçmişten gelen bir halk sorunudur. Modern dünyada dijital çağın etkisi ise süreci daha da hızlandırarak artırdığı bilinmektedir.
Akran zorbalığının anaokulundan liseye kadar görülebildiği ancak en yıkıcı sürecin ise 10-15 yaş aralığında olduğu bilinmektedir. Bu süreç anaokulunda bile başlayabilmekte; itme vurma, oyuncağını zorla alma gibi örneklerle gözlemlenebilmektedir. Akran Zorbalığı tanımı ilk kez Dan Olweus (2004) tarafından yapılmıştır. Çocuklar arasındaki şiddet eylemleri sınıflandırılmış ve Olweus, güç yönünden eşit olunmamayı, kasıtlı ve sürekli olmayı sürecin en başat özellikleri olarak ele almıştır. Akranlar arasından zorbalıkta bulunanların özellikleri kadar maruz kalanların özellikleri de önemlidir. Zorbalıkta bulunan neden bulunmakta, maruz kalan ise hangi özelliklerinden dolayı maruz kalmaktadır?
Zorbalık sadece fiziksel değil aynı zamanda sosyal, siber ve sözel olarak da karşımıza çıkmaktadır. Bu durum okul başarısını ve okula karşı tutumu da etkilemektedir. Zorbalığı uygulayan çocukların empati yeteneklerinin, sosyal algılarının güçlü olmadığı söylenebilir. Mağdur olanın ise çeşitli açılardan diğer öğrencilerden farklı özelliklerinin olduğu bilinmekle birlikte bir de bu durumu izleyen bir kesim olduğu görülmektedir. İzleyici kesim, süreci devam ettirecek güce sahip olduğu kadar süreci bitirebilecek güce de sahiptir.
Ülkemizde gittikçe yaygınlaşan zorbalığın birçok sebebi olmakla birlikte bu konuda ne gibi önlemler aldığımız, toplumsal olarak topyekûn ne gibi düzenlemeler yaptığımız da önemlidir. Öncelikle aile faktörü devreye girmekte, çevreye nasıl davrandığımızı ve sınırlarımız konusunu ilk öğrendiğimiz, adabı muaşeret kurallarını yaşayarak gördüğümüz, sevgi ve saygı çerçevesini deneyimlediğimiz aile ortamı bu konuda öncül özelliklere sahiptir. Daha küçük yaşta gerek yaşıtımızı gerek büyük birine karşı çocuğun uyguladığı şiddet davranışının gülerek onaylandığı bir ailede bu gibi davranışlar pekişir ve devam eder. Yanlış hangi yaşta olursa olsun düzeltilmesi gereken bir unsurdur, küçüktür bir şey olmaz söylemi ileriki yaşların temelini oturtmakta, ahlak kavramımızın çerçevesini oluşturmaktadır. Yalan söylemenin her türlüsü her yaşta yanlıştır, ufaktır anlamaz söylemi ahlaki bir sorundur.

Damgalama (stigma) zorbalıkta önemli bir faktördür. Zorbalar kurbanlarını genelde damgalayabildikleri özelliklerine göre seçerler. Fiziksel özellikleri, başarıları, aile hayatları vb. gibi konulardan olabilir bu damgalamalar. Mağdur kişi bu farklı özelliklerinden dolayı özellikle çekingen davranıyor, özgüven noktasında sorun yaşıyorsa süreç daha da uzayabiliyor. Ki akran zorbalığı sadece okula bakış açısını değil tüm toplumsal bakış açısını ve hayatını etkileyebilir duruma gelebiliyor. Cinsiyet faktörünün de burada ayırıcı bir etkisi var; erkek çocuklarının ve kız çocuklarının da zorbalığı farklılaşabiliyor. Erkek çocukları daha çok fiziksel zorbalık uygularken kız çocuklarının sosyal zorbalık (dışlama vs gibi) uyguladığı görülmektedir. Her iki cinsiyette de zorbalığın ortak sonuçları vardır. Bunlar; kaygı ve depresyon, düşük özsaygı, düşük akademik başarı, zorbalığın yaşandığı ortama gitme istememe, içe kapanma, yalnızlaşma gibi.
Zorbalıkta bulunanın neden zorbalık yaptığının tek bir sebebi olmamakla birlikte; güç göstergesi isteği, öğrenilmiş davranışlar, empati yoksunluğu, aile faktörü, akran baskısı, okul ve sosyal ortamın etkisi gibi birçok faktörün yol açtığı bilinmektedir. Okul denetimlerinin yetersiz olması, kuralların net olmaması da süreci ciddi düzeyde etkilemektedir. Arkadaş ortamına uyum sağlama isteği, kabul görmek için yapılan bir akran baskısı ile de süreç gelişebilmektedir. Her nasıl gelişirse gelişsin zorbalık yapan çocuğun da doğrudan kötü olduğunu söylemek yerine altta yatan sebepleri öğrenip ona göre destekleyici faktörlerle birlikte yol almak hem zorbalığı yapanı hem de mağduru toplumsal olarak koruyacaktır.
Zorbalığa maruz kalanlar içinse en önemli faktör; aile tarafından zorbalığa kalındığını anlamaktır. Kişi ailesi ile paylaşma noktasında sıkıntı yaşayabilir, öncelikle çocuklarımız ile bağımızı güçlü tutmalı, suçlayıcı, küçümseyici bir dil yerine her zaman kucaklayıcı bir dil ile iletişim kurmalıyız. Bu iletişim dili eninde sonunda çocuğun kendisini anlatmasını sağlayacaktır. Zorbalığa maruz kaldığını anlatmak ondan kurtulmanın etkili yoludur. Gerek ebeveynlerine gerek öğretmenlerine bahsetmek konuyu daha kapsamlı ve koruyucu bir şekilde ele alınmasını sağlayacaktır. Okul yönetiminin bu gibi olaylar öncesi farkındalığı artırmak amaçlı eğitimler düzenlemesi faydalı olacaktır. İlkokul, ortaokul süreçlerinde ise drama gibi etkinlikler empati yeteneğinin gelişimini sağlayacaktır.
Ebeveyn- çocuk ilişkisi, çocuğun dünyaya geldikten sonra kurduğu ilk iletişimdir çocuğun dünyasında. Bu iletişim şekli, hayatın diğer süreçlerindeki iletişimin de rol alındığı yerdir. Bu sebeple iletişimimizi güçlü tutup, ahlaki çerçeveyi netleştirip ve uygulayabilir halde sosyal rol oynamak, sınırlar konusunu netleştirmek akran zorbalığından koruyacağı gibi toplumun devamının sağlıklı olmasında da etkili rol oynayacaktır. Çocuk yetiştirmek bir sanat icra etmektir. Toplum orkestrasının doğru bir şekilde işlemesi ve doğru yerde, doğru müzik aletinin, doğru basla öne çıkması için toplumsal olarak çalışmalı, çocuk yetiştirmeyi bir ailenin çocuğu olmanın ötesinde bir toplumun önemli bir ayağı olarak görüp ona göre dert etmeliyiz.




