Ne iş olsa yazarım abi…
- Tarih:
Bir söz vardır ya hani, aslında söz değil, eylemdir o.
“Ne iş olsa yaparım abi.”
Geçinmenin, hayatta kalmanın, bir kapı aralamanın, garibanlığın tek cümlelik ifadesidir bu.
İş kapısı, ekmek kapısı, hayat kapısı… Ve en çok da emekçinin kaygısı.
Hepimizin bir kaygısı olmalı hayatta.
Sadece bedenin değil, ruhun da doyumsuzluğuna çare bulunmalı.
Ve şimdi ben diyorum ki:
“Ne iş olsa yazarım abi.”
Çünkü artık bir iş kapısı değil, söz kapısı aralıyorum bu bitmek tükenmek bilmeyen çileli hayatta.
Yazmak; harfleri yan yana dizmek değildir sadece.
Yazmak; bir işçinin ekmeğini bölüşürken sustuğu yorgunluğu anlamaktır.
Bir emeklinin maaş kuyruğunda bastonuna yaslanırken iç çekişidir.
Pazarda üç domates alıp dördüncüsünü koyduramayan annenin içe attığı isyandır.
Yazmak; sevgiliye duyulan özlem, boşluğa dikilen anlamlı bir bakıştır.
Yazmak her şeydir aslında.
Sessizliğe ve unutulmaya bir çaredir.
Sessizlerin sesi olmaktır.
Güzel memleketimin bereketli toprağında yaşayan insanımın içinde sonsuz bir sessizlik var.
Ama ben yazacağım…
Yazarak sesi olacağım.
Susuzluğu da bereketi de, görüneni de hissedileni de.
Eğmeden, bükmeden, sağa sola kıvırmadan…
Hak yolda, halk yolunda.
Besmele ile başlayarak…
Hak mı yediler?
Hakkı ve Hakk’ı göstereceğiz.
Yetmezse, mazlumun payına düşeni almak için var gücümüzle yazacağız.
Gülmek mi istiyoruz? Güleceğiz!
Ağlamak mı geliyor içimizden? Ağlayacağız, gözyaşımız kuruyana dek…
Empati ve şefkati zırh gibi kuşanacağız.
Yazacağız…
Ne iş olsa yazacağız abiler
Sen susarsan, yazan olmaz.
Yazan olmazsa, okuyan hiç olmaz.
Kimse üstüne alınmasın,
Ama herkes kendine bir pay çıkarsın.
Sustuklarımızı, bildiklerimizi, bilmediklerimizi konuşacağız ve yazacağız.
Duyan olursa ne âlâ.
Susma değil, yazma vaktidir artık.
Bam teline basacağız…
Duyguların ve duygusuzlukların.
Küçük bir temas ile büyük bir iz bırakacağız.
Söz uçar ama yazı kalır.
Yeter ki kalem elde, hakikat sözümüzde olsun.
Notları elinde tutana selamımız olsun.
Vesselam…




