Picture of Mehmet Ali Reçper
Mehmet Ali Reçper

Önce İnsan

A+ A-

Sert esen rüzgarların kuruyan ağaç yapraklarını bir yandan bir yana savurması gibi okuduğumuz her farklı düşünsel kitaplarda bir yerden başka bir yere uçar giderdik ya da düşerdik. Bazen çamurlara… bazen de suya… Düşen yapraklardaki çamur kaybolurdu… su kururdu… ama o yapraklar asla kirlenmezdi. 

İşte biz, okuduğumuz farklı fikirler ve düşünceler yumağından bir insan olabilmenin yolunu bulmaya çalışırdık. Sadece insan olabilmek, sadece insan kalabilmek… Temiz, saf ve pak.

Zira insan, sadece nefes alıp veren bir varlık değil; iyilikle, adaletle, vicdanla yoğrulmuş bir bütündür. Bugün, kalabalıklar içinde yalnızlaşan, bilgiyi tüketip bilgeliği unutan bir dünyada insan kalabilmek en büyük mücadeleye dönüştü.

Okumak… Düşünmek… Anlamak… Eleştirmeden önce empati kurmak… ya da kurabilmek  

Farklı fikirlere, düşüncelere, inançlara düşmanlıkla değil, merakla yaklaşmak… 

Yargılamadan, yargı dağıtmadan, yargıyı kendimize hak başkasına yok görmeden önce…

Yani kendi doğrumuzu mutlak hakikat saymadan önce, karşıdaki ruhu anlamaya çaba sarf etmek gibi…

İnsan kalabilmek, zamanın kirine bulaşmadan yürümektir.

Gürültüye inat sessiz bir vicdan taşıyabilmektir omzunda…

Ve bazen susarak, bazen yazarak, bazen sadece dinleyerek birinin karanlığına ışık olabilmektir.

Bir yaprağın rüzgarda toza, yağmura ve çamura bulanarak savrulması gibi, ama özünü kaybetmeden, geldiği yeri unutmadan…

Belki çok şey bilmiyoruz…

Ama hâlâ insan kalmayı önemsiyorsak, doğru yoldayız demektir.

Ve bu yol, her defasında bizi yeniden insan kılacak kitaplara, yüreklere ve düşüncelere çıkaracaktır.

Bir kitabın satırlarında rastladığımız adalet duygusu, bir sokak röportajında içini döken sahipsiz yaşlı bir teyzenin gözyaşlarında yankılanırdı. Çünkü okuduklarımız hayatla buluştuğunda anlam kazanırdı. Bir çocuğun yırtık ayakkabısında, çocuğuna okul harçlığı veremediği için intihar eden bir babanın haberlerinde yoğrularak; çöpte sebze arayan bir insanın mahcubiyetinde ete kemiğe bürünürdü.

İnsan olmak, yalnızca teorik bir bilgi değil; vicdanın, merhametin ve sorumluluğun omuzlara yüklenmiş hâlidir. Kimi zaman bir toplu taşıma aracında yaşlıya yer vermekle başlar, yaya yolunda geçiş hakkının öncelikle insanda olduğunu gözeterek devam eder, kimi zaman haksızlığa karşı asla sessiz kalmamakla büyür ve alın yazımız olarak daha da büyümeye devam eder.

Ama… lakin… fakat bu çağda… 

Ekranlar parladıkça kalpler sönüyor sanki. Bilgi çoğaldıkça, hikmet kayboluyor. 

Kalabalıklar içinde öyle bir yalnızlıklar var ki; kimse kimseyi duymuyor, görmüyor. Çünkü artık herkes “ben” ya da “sen” diyor, kimse “biz” demiyor.

Ne zaman ki insanlar karşısındakine sadece “insan” diye bakmayı unuttu, işte o zaman düşünce de kalem de vicdan da sustu. 

Ne zaman ki insanlık, merkezine ”insan olmak ya da insan kalabilmek” fikrini almayı unuttu, işte o zaman düşünceler de kalemler de başka konuştu.

Ne yazık ki bir çoğumuz hâlâ “insan” olmanın sadece şekille, dille, kıyafetle ya da inançla tanımlanabileceğini sanıyor. Sanıyor sanmasına da; yanlış olduğunu bildiği halde tutuculuğundan asla taviz vermek istemiyor.  Oysa insan, yüreğindeki iyilikle ölçülür. Duruşuyla, davranışıyla ve haksızlığa karşı tavrıyla…

İdeolojik ya da inançların insanı insan yapmadığını gördü bu gözler, yapsaydı eğer dünya güzellikler içinde olurdu. Yazmaya da gerek kalmazdı.

Bu sebepten dolayı yazmak zorundayız. 

Unutulanları hatırlatmak için. 

Unutanları uyandırmak için. 

“İnsan olmanın” ne demek olduğunu, yeniden hatırlatmak için.

En güzel insanlık; karanlığa lanet okumak değil, bir mum yakabilmektir der büyüklerimiz.

Ez cümle:

İyi insan olabilirsin belki; ancak iyi insan kalabilir misin orasını bilemem…

Der ki Cengiz Aytmatov: “Bir insan için en zor şey, her gün insan kalabilmektir”

Notlarını insanlık için tutan temiz yüreklilere selam olsun.  Vesselam…