Picture of Murat Kılıç
Murat Kılıç

Petrol, Kur, Market

A+ A-

Dış Şoklar Türkiye’de Neden Bu Kadar Hızlı Enflasyona Dönüşüyor?

Dışarıda petrol yükseldiğinde, Türkiye’de mesele yalnız akaryakıt fiyatının artması değildir. Asıl sorun, o şokun çok kısa sürede kura, oradan üretim maliyetine, oradan da marketteki etikete dönüşmesidir. Aynı petrol şoku birçok ülkeyi etkiler. Ama Türkiye’de bu etki daha hızlı ve daha sert hissedilir. Çünkü Türkiye hem net enerji ithalatçısıdır hem de üretiminde ithal ara malına yüksek ölçüde bağımlıdır. IEA’ya (Uluslararası Enerji Ajansı) göre Türkiye’nin enerji güvenliği hâlâ dış kaynaklara güçlü biçimde bağlı. TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) son dış ticaret verisine göre de ithalatın büyük kısmını ara malları oluşturuyor. Bu iki gerçek birleştiğinde, dış şok yalnız dışarıda kalmıyor; içeride fiyat zincirine dönüşüyor.

Klasik anlatı şudur: Petrol pahalanır, taşımacılık artar, market fiyatı yükselir. Bu doğru ama eksiktir. Türkiye’de asıl kırılma, üretim tarafında başlıyor. TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) 2025 Enflasyon Raporu, ithal girdi yoğunluğu yüksek kalemlerin fiyatlarının diğerlerine göre daha hassas hareket ettiğini gösteriyor. Yine TCMB’nin çalışmaları, ithal girdi kullanımı arttıkça yurt içi üretici fiyatlarının dış şoklardan daha fazla etkilendiğini, bazı ara malı sektörlerinde emtia fiyat geçişkenliğinin neredeyse bire bir’e yaklaşabildiğini ortaya koyuyor. Yani petrol sadece pompada değil; fabrikanın kapısında, atölyenin elektrik faturasında, sanayicinin hammadde hesabında da fiyat belirliyor.

Burada kur devreye giriyor. Türkiye’de enerji faturası da birçok hammadde ve ara malı da döviz üzerinden fiyatlanıyor. Dışarıda petrol yükseldiğinde içeride yalnız enerji maliyeti artmıyor; aynı anda kur oynaklığı da yükseliyor. TCMB’nin Mart 2026 Para Politikası Kurulu özetine göre bir aylık kur oynaklığı yıl başına göre yükselirken, beş yıllık CDS primi de arttı. Bu ne demek? Üretici sadece bugünkü maliyeti değil, yarınki belirsizliği de fiyatına ekliyor. Bu yüzden dış şokun faturası yalnız maliyet kadar değil, beklenti bozulması kadar da büyüyor. Türkiye’de kur, sadece döviz piyasasının konusu değildir; market rafının da görünmez fiyat belirleyicisidir.

Bu yüzden petrol artışı markete sandığımızdan daha karmaşık bir yoldan gelir. Mazot yükselir; tarımın nakliye ve üretim maliyeti artar. Gübre ve kimya maliyeti yükselir; gıda zinciri bundan etkilenir. Elektrik ve enerji yoğun üretim pahalanır; sanayici marjını korumaya çalışır. Soğuk zincir, depolama, lojistik ve dağıtım maliyetleri artar; raf fiyatı değişir. Sonunda vatandaş bunu ekmekte, sütte, sebzede, deterjanda, kısacası sepetin hemen her kaleminde hisseder. Normalde “petrol artınca benzin artar” diye düşünülür; ama asıl mesele şudur: petrol artınca üretimin her halkası pahalanır. Sofradaki zam, çoğu zaman pompadaki zammın gecikmeli tercümesidir.

Bir başka kritik mesele de şu: Türkiye’de dış şokların enflasyona dönüşmesi yalnız enerji bağımlılığıyla açıklanamaz. İçeride fiyatlama davranışları zaten bozulmuşsa, dışarıdan gelen her dalga daha büyük bir kabarmaya dönüşür. TCMB’nin son raporları, kur gelişmelerine hassas mallar ile enerji ve hizmet grubunun fiyat dinamiklerinde bu etkileşimin önemini vurguluyor. Dünya Bankası da Türkiye için 2026 büyüme görünümünü, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile akabinde yaşanan gelişmeler ve enerji fiyat varsayımlarındaki yükseliş nedeniyle aşağı çekti; aynı senaryoda Brent petrol için 88–100 dolar aralığı ve doğal gaz ile gübrede yukarı yönlü baskı öngördü. Yani dış şok tek başına gelmiyor; içeride zaten kırılgan olan enflasyon yapısına ekleniyor.

Bu tablo üretici açısından daha da ağır. Çünkü sanayici dış şoku sadece “maliyet arttı” diye yaşamıyor; aynı anda finansman, stok yönetimi, fiyat tutturma ve sipariş riski ile karşılaşıyor. Avrupa yavaşladığında sipariş baskısı geliyor; kur oynadığında maliyet hesabı bozuluyor, enerji yükseldiğinde rekabet gücü zayıflıyor. O yüzden mesele yalnız market değil; üreterek büyümenin zemini de aşınıyor. Dış şoklar Türkiye’de hızla enflasyona dönüşürken, aynı anda sanayinin omuzlarına da ek yük bindiriyor. Bu nedenle konu sadece tüketicinin değil, üreticinin de meselesi.

Bu noktada yalnızca maliyet baskısını tespit etmek yetmez; üretimi güçlendirecek adımları da konuşmak gerekir. TBMM’ye sunulan ve yasalaşması beklenen sanayici ve imalatçılara yönelik Kurumlar Vergisi indirimi elbette kıymetlidir; ancak tek başına yeterli değildir. Aynı şekilde tarım üreticilerine yönelik destek ve teşviklerin de güçlendirilmesi gerekir. Çünkü son yıllarda ekili tarım arazilerindeki daralma ve üretim maliyetlerindeki artış, Türkiye’yi birçok üründe daha fazla ithalata yöneltmiş; bu da gıda enflasyonunu diri tutan başlıca unsurlardan biri haline gelmiştir. Bu nedenle hem tarımda hem sanayide üretim maliyetini artıran yapısal sorunlar azaltılmalı; üretimi, verimliliği ve ölçeği büyütecek destek mekanizmaları kurulmalıdır. Bunun yanında tüm sektörlerde AR-GE teşvikleri artırılmalı, gelişmiş teknoloji özellikle sanayiye daha hızlı entegre edilmeli, teknoloji transferi ve yerli teknoloji firmalarına yönelik destekler güçlendirilmelidir.

Sonuç olarak, dış şokların Türkiye’de bu kadar hızlı fiyatlara dönüşmesinin nedeni yalnız dış dünya değildir. Dışarıda petrol yükselir; ama onu içeride kur, ithal girdi bağımlılığı, enerjiye dayalı üretim, bozulmuş fiyatlama davranışı ve zayıf öngörülebilirlik büyütür. Sorun tam da burada başlar: Dış şoku sıfırlayamazsınız, ama onun ekonomiyi ne kadar yaralayacağını belirleyen şey içerideki yapıdır. Türkiye’nin gerçek meselesi de budur. Petrol dışarıda yükseliyor olabilir; fakat onun markette krize dönüşüp dönüşmemesi, ülkenin ekonomik omurgasının ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır.