Picture of Ekrem Özdemir
Ekrem Özdemir

Ruhu Üşüyen Adam

A+ A-

Tanrı’mı bir tek karıma gösterdim ve Tanrı karımı benden aldı.”

Her insan, inançlarıyla bir gün yüzleşmek zorunda kalır. Bazen bir ayrılık, bazen bir ölüm, bazen de ölümcül bir hastalık olur bunun nedeni. Hayatla aramızdaki bağın ne derece samimi ve içten olduğunu göstermek zorunda kaldığımız durumlar vardır. Böyle durumlarda Tanrı’ya inanmayan birinin sorgulamaları tehlikeli değildir. Fakat Tanrı inancını kaybeden kişi, insanlara Tanrı’yı anlatmakla görevli bir din adamı ise, durum bir hayli ciddileşir. Hayatı boyunca varoluşsal krizlerle mücadele eden Bergman’ın, 1963 yapımı “Winter Light-Kış Işığı” filmi, inancını kaybetmiş bir rahibin ruhsal krizlerini anlatır. Bergman’ın en yoğun, en sade ve bir o kadar da sarsıcı yapıtlarından biridir “kış Işığı.” Bir pazar gününün kısa zaman dilimine sığdırılmış bu film, yüzeyde bir köy kilisesinde geçen sıradan bir ayin günü gibi görünse de derinde inanç, ahlak, aşk ve yalnızlık üzerine derin sorgulamalar içerir.

Bergman, bu filmde adeta kendi varoluşsal krizini Tomas karakteri üzerinden yeniden kurar. Çok sevdiği karısını kaybettikten sonra derin sorgulamalara yaşayan ve inancını kaybetmiş bir rahip olan Tomas, Tanrı’nın sessizliği karşısında boğulurken, çevresindeki insanların umut, sevgi ve güven beklentileriyle yüzleşmek zorunda kalır. Bu karşılaşmalar, izleyiciyi insan varoluşunun en temel sorularıyla baş başa bırakır. Nedir Tanrı’nın sessizliği? Hristiyan teolojisine yönelik bu eleştiriye göre; çarmıha gerilen İsa, son anda inandığı Tanrı’dan şüphe duymuştur. Çünkü Tanrı, ölüme giden İsa’yı yalnız bırakmıştır. Hayatta en çok değer verdiği kişi olan karısını kaybeden Tomas da Tanrı karşısında sessizleşir.

İnanç ve Tanrı’nın Sessizliği

Filmin en belirgin teması inançtır. Tomas’ın, bir pazar ayininde cemaate seslenişi oldukça sönük, adeta otomatik bir tekrardır. Kilisede sadece birkaç kişi vardır, dualar soğuktur, ayin neredeyse mekanik bir görev gibi gerçekleşir. Bergman burada, dinin toplumsal bir ritüele indirgenişini gözler önüne serer. (Halbuki Byung Chul Han, Bergman’ın tam aksine, dinî ritüellerin bireysel mutluluk ve toplumsal dayanışma için hayati değerde olduğunu söyler.)

Tomas için asıl kırılma, balıkçı Jonas ile yaptığı konuşmada ortaya çıkar. Jonas, Çin’deki nükleer tehdit karşısında dehşete kapılmış, dünyaya ve Tanrı’ya dair hiçbir güveni kalmamıştır. Karısı onu kiliseye getirir, rahipten bir teselli, bir yol gösteriş bekler. Ancak Tomas, kendi inançsızlığının karanlığına gömülmüş olduğu için Jonas’a yardım edemez. Ona teselli yerine, Tanrı’nın sessizliği ve dünyanın anlamsızlığı üzerine umutsuz sözler söyler. Bu sahneden sonra Jonas intihar eder.

Bergman burada, Tanrı’nın sessizliği meselesini öne çıkarır. Tomas’ın Tanrı’dan alamadığı cevap, Jonas’ın hayatına mal olur. Bu noktada film, sadece teolojik bir tartışma değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele de ortaya koyar: Bir din adamının görevi umut vermek değil midir? İnançsız bir rahip, başkalarının ruhsal yaralarını onarmaya nasıl muktedir olabilir? Bergman, “Büyülü Fener” kitabında filmle ilgili şunu söylüyor: “Zor bir film oldu, şimdiye kadar yaptığım en zor filmlerden biri oldu. “Aynadaki Gibi”nin devamı niteliğinde oldu ve yeri geldiğinde “Sessizlik”e doğru da kaydı. Üçü birlikte duruyor. Onları yapmaktaki temel amacım, iletişimin, duygu kapasitesinin önemini dramatize etmekti. Tanrı ya da onun yokluğu meselesi değil, aşkın gücünün korunması ele alınıyordu o filmlerde. Bu üç filmde yer alan insanların çoğu ölü, tamamen ölüydü. Nasıl sevilir ya da bir duygu nasıl yaşanır, bilmiyorlardı. Kendilerinin dışında birine ulaşamadıkları için kaybolmuşlardı.”

Ahlak ve Sorumluluk

“Kış Işığı”nın en çarpıcı yönlerinden biri, ahlakın salt dini kurallarla değil, insanların birbirine karşı taşıdığı sorumluluk duygusuyla şekillendiğini göstermesidir. Tomas, hem Jonas’a hem de kendisine âşık olan okul öğretmeni Märta’ya karşı sorumluluklarını yerine getiremez.

Märta, film boyunca Tomas’a koşulsuz bir sevgi ve destek sunar. Onun ateist ve Tanrı’ya inanmayan bir kadın olması ironiktir; çünkü Tomas’ın kaybolan inancına rağmen en çok ihtiyaç duyduğu sevgi, inançsız bir kadından gelmektedir. Märta’nın kilisede okuduğu mektup, filmin ahlaki merkezini oluşturur. Bu mektupta Tomas’ın soğukluğu ve sevgisizliği açıkça dile getirilir. Ona göre asıl günah, Tanrı’ya inanmamak değil, başkasının sevgisini reddetmek, empati göstermemektir.

Aşk ve İnsani Yakınlık

Film, aşkı hem umut hem de yük olarak işler. Märta’nın Tomas’a duyduğu aşk, fedakârlıkla örülüdür. Tomas ise bu sevgiyi kabullenemez. Onun içsel yalnızlığı, kendisine yönelen sevgiyi dahi görmezden gelir. Bu durum, Bergman’ın filmlerinde sıkça görülen bir temayı açığa çıkarır: İnsanın kendisini sevilmeye layık görmemesi. Bir sahnede Märta, Tomas’a onunla birlikte olma isteğini dile getirir. Ancak Tomas, fiziksel ve duygusal yorgunluğunu öne sürerek bu sevgiyi reddeder. Burada aşk, yalnızlığı aşma potansiyeline sahipken, aynı zamanda reddedilişin acısını da açığa çıkarır.

Bergman, aşkın yalnızca romantik bir bağ değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olduğunu da ima eder. Märta’nın sevgisi, Tomas’a bir çıkış yolu sunar; fakat Tomas bu yolu göremez. Bu, Bergman’ın insan ilişkilerindeki kırılganlığı ve çoğu kez karşılıksız kalan çabaları göstermedeki ustalığının bir örneğidir. İnsan, onu hayata bağlayan inancı kaybettiğinde, her şeyini kaybeder.

Marta ile rahip Thomas arasındaki diyalog, Tomas’ın ruhunda yükselen duvarları göstermesi açısından önemlidir:

Tomas Ericsson, Rahip: Seni istemiyorum. Duydun mu?

Märta Lundberg, Öğretmen: Evet.

Tomas Ericsson, Rahip: Sevgi dolu ilginizden bıktım. Telaşınızdan. Güzel tavsiyelerinizden. Şamdanlarınızdan ve masa örtülerinizden. Dar görüşlülüğünüzden bıktım. Beceriksiz ellerinizden. Kaygılarınızdan. Çekingen sevgi gösterilerinizden. Beni fiziksel durumunuzla meşgul olmaya zorluyorsunuz. Kötü sindiriminizle. Döküntülerinizle. Adet dönemlerinizle. Donmuş yanaklarınızla. Bir kez ve sonsuza dek bu aptalca önemsizlikler çöplüğünden kurtulmalıyım. Her şeyden, sizinle ilgili her şeyden bıktım usandım.

Märta Lundberg, Öğretmen: Bunu bana neden daha önce söylemedin?

Tomas Ericsson, Rahip: Yetiştirilme tarzım nedeniyle, kadınları daha üstün varlıklar olarak görmem öğretildi. Hayranlık uyandıran yaratıklar, tartışılmaz şehitler.

Tomas’ın sevgisini bir türlü kazanamayan Marta’nın duası, hayatındaki en büyük anlamı da kaybeder:

“Tanrım neden beni ebedi hoşnutsuzluk içinde yarattın? Böyle ürkek, böyle acı? Niçin böylesine perişan olduğumu fark ettim?

Neden önemsizliğimle böyle bir azabı yaşamak zorundayım?

Eğer acılarımın bir nedeni varsa bana söyle.

Böylece şikâyet etmeden onlara katlanabileyim.

Hem madden hem manen çok güçlüyüm… ama bana gücüme layık bir vazife vermedin.

Hayatıma anlam kat ve senin uysal kölen olayım.”

Yalnızlık ve İnsan Ruhunun Çoraklığı

Film boyunca en yoğun hissedilen duygu yalnızlıktır. Kilisenin neredeyse boş olması, karakterlerin birbirleriyle kurdukları zayıf ilişkiler ve Tomas’ın içsel çöküşü, izleyiciye derin bir yalnızlık duygusu geçirir. Özellikle son sahne, bu yalnızlığı daha da keskinleştirir. Jonas’ın ölümünden sonra Tomas, akşamüstü boş kilisede tekrar ayine başlar. Sadece birkaç kişi vardır, kilisenin soğuk taş duvarları arasında sesler yankılanır. Bu görüntü, Bergman’ın sinemasında sıkça karşılaşılan Tanrı’nın yokluğunda dahi ritüelin devam etmesi fikrini taşır. İnsan yalnızdır, Tanrı sessizdir, ama hayat devam etmek zorundadır.

Bu sahne, aynı zamanda Bergman’ın kişisel yalnızlık deneyiminin de sinemadaki bir izdüşümüdür. “Kış Işığı”, yalnızlığı bir kader olarak değil, insanın Tanrı’yla ve diğer insanlarla kuramadığı bağların doğal sonucu olarak işler.

Felsefi ve Psikanalitik Yaklaşım

“Kış Işığı”, yalnızca dini değil, aynı zamanda psikolojik bir film olarak da okunabilir. Bergman, Carl Gustav Jung’un bireyin içsel çatışmaları üzerine kuramlarından esinlenir. Tomas’ın Tanrı’yla hesaplaşması aslında kendi benliğiyle hesaplaşmasıdır. Jonas’ın intiharı, Tomas’ın bilinçaltındaki korkuların dışavurumu gibidir: İnançsızlığın yol açtığı nihilizm.

Psikanalitik açıdan bakıldığında, Tomas’ın Märta’nın sevgisini reddetmesi, bir tür öz-nefret ve narsistik kapanma olarak yorumlanabilir. Sevilmeye layık olmadığına inanmak, onu başkalarının sevgisinden uzaklaştırır. Bu da yalnızlığı daha da derinleştirir.

Soğuk Işıkta İnsan Olmak

“Kış Işığı”, Bergman’ın “Sessizlik” üçlemesi olarak bilinen serisinin ikinci filmidir ve bu üçlemenin belki de en yoğun olanıdır. İnançsız bir rahibin hikâyesi üzerinden Bergman, modern insanın Tanrı karşısındaki yalnızlığını, ahlaki sorumluluklarını, aşkı kabullenme ya da reddetme çelişkilerini ve kaçınılmaz yalnızlığını gözler önüne serer.

Film, seyirciyi kolay bir cevaba ulaştırmaz. Aksine, izleyiciyi Tomas’ın çaresizliğinde kendi sorularıyla baş başa bırakır: Tanrı gerçekten sessiz midir, yoksa insan mı duymayı reddeder? Ahlak, kutsal emirlerden mi, yoksa birbirimize duyduğumuz sevgiden mi doğar? Yalnızlık kaçınılmaz mıdır, yoksa başkalarının sevgisini reddedişimizin sonucu mudur?

Bergman’ın “Kış Işığı” ile yaptığı şey, insanın en derin varoluşsal sancılarını sinemanın soğuk, yalın ve keskin estetiğiyle görünür kılmaktır. Bu film, izleyicisine kolay bir teselli sunmaz; fakat belki de en dürüst yüzleşmeyi sağlar. Kışın ışığı gibi solgun, ama aynı zamanda göz kamaştırıcı bir hakikat: İnsan olmak, yalnızlığı, inancı, sevgiyi ve sorumluluğu aynı anda taşımaktır. Marta’nın temennisi çaresizce bir umut besler: “Keşke kendimizi güvende hissedebilsek ve birbirimize şefkat göstermeye cesaret edebilsek. Keşke inanabileceğimiz bir gerçeğimiz olsaydı. Keşke inanabilseydik…”