Picture of Melike Gale
Melike Gale

SDG 1 ve Yoksulluğun Sonu

A+ A-

2015 yılında Birleşmiş Milletler üyesi 193 devlet tarafından kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin ilk ve simgesel amacı olan “yoksulluğa son” hedefi, yoksulluğun her biçimiyle her yerde sona erdirilmesini amaçlamıştır. Tek bir ölçütle tarifin mümkün olmadığı yoksulluk için; mutlak, göreli ve çok boyutlu olmak üzere üç yaygın tanım kullanılmıştır. En yaygın kullanılan tür olan mutlak yoksulluk, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayacak asgari gelir düzeyinin altında yaşamasını ifade eder.  Dünya Bankası bu asgari sınırı 2025 yılının haziran ayında günlük 3 dolar olarak belirlemiştir. İçinde yaşandığı toplumun refah düzeyi esas alınarak hesaplanan göreli yoksulluk, her ülkenin kendi ulusal sınırlarını esas alır. Üçüncü yaklaşım olan çok boyutlu yoksulluk ise, eğitim, sağlık ve yaşam standardındaki yoksunlukların da gelir yetersizliğinin yanında değerlendirilmesi gerektiği önermesi üzerinden tanımlanmıştır. UNDP ile OPHI’nin Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi’ne göre bugün dünya nüfusunun yaklaşık %18,3’üne karşılık gelen yaklaşık 1,1 milyar insan akut çok boyutlu yoksulluk içinde yaşamaktadır.[1]

BM’ raporlarında yoksulluğa son verme hedefinin bir hayır işi değil, dünya nüfusunun önemli bir bölümünün yoksunluk içinde yaşadığı bir çağda bir adalet meselesi olduğu vurgulanmıştır. Bunun da ötesinde, yoksulluğun sonlandırılması yalnızca yeterli gıdanın temin edilmesi olarak değil, aynı zamanda yeraltı ve yerüstü kaynaklarının adil paylaşımını sağlayacak mekanizmaların ulus-devletler, sivil toplum paydaşları ve uluslararası organizasyonlar tarafından kurulması anlamını taşıdığı da belirtilmiştir. Bu kapsamda BM’nin 2030 yılına kadar gerçekleşmesi için ortaya koyduğu hedefler şunlardır:

  • Günde 1,25 doların altında gelirle yaşama biçiminde tanımlanan aşırı yoksulluğu ortadan kaldırmak.
  • Ulusal tanımlara göre yoksulluğun her boyutuna maruz kalan kadın, erkek ve çocukların oranını en az yarıya indirmek.
  • Ulusal düzeyde yoksul ve savunmasız kesimler için sosyal koruma sistemlerini ve önlemlerini devreye almak.
  • Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olarak temel hizmetlere, miras hakkına, mülk edinme ve kontrolüne, doğal kaynaklara, finans hizmetlerine ve teknolojilere erişimini sağlamak.
  • Yoksul ve savunmasızların iklim, ekonomik, sosyal ve çevresel sebeplerden kaynaklanan şoklara maruziyetlerini ve kırılganlıklarını azaltmak.
  • Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yoksulluğu tüm boyutlarıyla sona erdirmeye yönelik politika ve program geliştirmesi yolunda iş birliği ve kaynak seferberliği yürütmek.
  • Yoksulluğu ortadan kaldırma hedefine yönelik ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerde politika çerçeveleri oluşturmak. [2]

Yukarıda verilen alt hedeflerden de anlaşıldığı üzere, 2030 gündeminin uygulama sorumluluğu ağırlıklı olarak devletlere devredilmiştir. Bu çerçevede devletlerden; yoksulluğu ulusal bağlamlarında tanımlamak, ulusal kalkınma planlarına SDG hedeflerini içselleştirmek, ilerlemeyi ölçmek için istatistiki kapasite geliştirmek ve düzenli olarak incelemeler yapmak gibi girişimlerin yapılması beklenmektedir.

Ulus-devletlerin yanında hükümet dışı örgütler olan sivil toplum paydaşlarına da belirli sorumluluklar yüklenmiştir.  Genel itibarıyla, devletin ulaşamadığı ya da isteksiz olduğu kırılgan gruplara hizmetin götürülmesinde aracılık yapan bu sorumluluğa, sivil toplumun bağımsız bir alana sahip olduğu ülkelerde, hükümetleri taahhütlerine uymaya zorlamak ve kamuoyu oluşturmak gibi göreceli bir beklenti de eklenmiştir.

SDG 1 ve Yöneltilen Eleştiriler

Yoksulluğu her biçimiyle, her yerde sona erdirme ifadesi tarihsel bir ahlaki ağırlık taşımakla birlikte, kavramsal kuruluş ve politik ekonomi bağlamında eleştirel sorgulamaları da beraberinde getirmiştir. Zira böylesine mutlak bir hedefin, hukuken bağlayıcı olmayan ve gönüllülük esasına dayanan bir çerçeve içinde gerçekleştirilmesinin planlanması, başlı başına bir çelişki oluşturmaktadır. SDG’ler uluslararası hukuk anlamında bağlayıcı olmayıp taahhütler gönüllülüğe dayanmakta, herhangi bir yaptırım öngörülmemektedir. Bu nedenle “kimseyi geride bırakmama” sloganı güçlü bir retorik taşısa da onu güvenceye alacak zorlayıcı bir mekanizma bulunmamaktadır. Taahhütler yerine getirilmediğinde başvurulacak bir hesap sorma aracının bulunmaması, gündemi büyük ölçüde niyet beyanı düzeyinde bırakmaktadır.

Bir diğer eleştiri noktası, yoksulluk sınırının politikliği bağlamında olup, yoksulluğun sona ermesinin büyük ölçüde çizginin Dünya Bankası tarafından nereye çekildiğine bağlı olarak gelişen istatistiki bir inşa olduğu yönündeki görüşleri içermektedir. Yoksulluğun belirlenmesine yönelik eleştiriler, post-kalkınmacı düşünürler tarafından bir adım daha ileri gidilerek, yoksulluğun teknik ve yönetsel bir soruna indirgendiği yönündeki görüşleriyle başka bir açıdan eleştirilmiştir. Onlara göre, yoksulluğun kendisini üreten sömürü, ticaret asimetrileri, vergi kaçakçılığı ve tarihsel eşitsizlik ilişkilerinin görmezden gelinerek ele alınması, güç ilişkilerinden arındırılmış nötr bir “sorun” hâline getirildiği anlamını taşıdığı için soruna kalıcı çözüm bulmanın mümkün görünmediği anlaşılmaktadır. Aynı nedenle, sadece mutlak yoksulluğa odaklanmak, büyük ölçüde bir dağılım sorunundan kaynaklanan göreli yoksulluk ve zenginlik yoğunlaşmasını gündemin kenarına itmek anlamına gelmektedir.

Bir diğer nokta ise, evrensel olarak sunulan gündemin günün sonunda kuzey-güney arasındaki güç asimetrisine takılıyor olması ile ilgilidir. Bu doğrultuda yoksulluğu belirlediği sınırlar çerçevesinde tanımlayıp ölçen otorite kurumlarının aynı zamanda yoksulluğu üreten mevcut küresel ekonomik düzenin mimarları olmaları paradoks doğurmaktadır.

Bir Sınav Olarak Gazze

Buraya kadar sıralanan eleştirilerin soyut olabileceği ileri sürülebilir; ancak tüm somut gerçekliğiyle 7 Ekim 2023’ten günümüze değin tanık olduğumuz Gazze soykırımı, SDG 1’in “yoksulluğu her biçimiyle, her yerde sona erdirme” taahhüdünün en somut eleştirisi ve aynı zamanda bir sınavıdır. Gündemin alt hedefleri arasında “yoksul ve savunmasız kesimlerin çatışma kaynaklı şoklara karşı kırılganlığının azaltılması” açıkça yer almasına karşın; Gazze’de yoksunluk, kalkınma eksikliğinin değil doğrudan bir siyasi-askerî tercihin ürünü olarak her geçen gün azalmadan devam etmektedir.

BM kuruluşları ile sivil toplum örgütlerini bir araya getiren 21 ortaklı ve BM destekli gıda güvenliği otoritesi olan IPC (Integrated Food Security Phase Classification) tarafından 22 Ağustos 2025’te yayımlanan raporda, 15 Ağustos 2025 itibarıyla Gazze Valiliği’nde kıtlık makul kanıtlarla teyit edilerek Gazze Şeridi genelinde yarım milyondan fazla kişinin açlık, yoksunluk ve ölümle nitelenen felaket koşullarında bulunduğu tespit edilmiştir. Söz konusu ilan, IPC’nin kuruluşundan bu yana 2011 Somali, 2017 ve 2020 Güney Sudan ile 2024 Sudan’ın ardından yaptığı beşinci kıtlık teyidi olma özelliğini taşımaktadır. Üstelik BM İnsan Hakları Konseyi’nin 2021’de kurduğu bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun 16 Eylül 2025 tarihli raporunda bu durum açıkça soykırım olarak değerlendirilmiştir.  İsrail’in 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan öldürme, ciddi bedensel/zihinsel zarar verme, grubun kısmen veya tamamen yok edilmesine yönelik yaşam koşullarını kasten dayatma ve doğumları engellemeye yönelik önlemler alma olmak üzere beş soykırım fiilinden dördünü işlediği sonucuna varmıştır. Açlığın Gazze’de kasten dayatılan yaşam koşullarının bir bileşeni haline gelmesi, Gazze’yi bir kalkınma sorunu olmaktan çıkarıp hesap verebilirlik sorunu hâline dönüştürmektedir.

 SDG 1’in gerçek ölçütü, aşırı yoksulluk sınırı altındaki insan sayısında kaydedilen istatistiki düşüş değil; yoksunluğun kasıtlı olarak üretildiği yerlerde gündemin ne yapabildiği ile ilgili olmalıdır. Gazze, bu sınavda kimseyi geride bırakmama taahhüdünün siyasi irade olmadan bir niyet beyanından ibaret kaldığının göstergesidir.  Dolayısıyla 2030’a kadar kalan sürede asıl soru, yoksulluğun ölçülüp ölçülemediği değil, onu üreten güç ve mekanizmaların hesap verip vermediğidir. Aksi takdirde, hedefler dünyada haksızlığa uğrayan halklar başta olmak üzere farkındalık sahibi vatandaşlar için meşruiyetini yitirecektir. 


[1] OPHI ve UNDP, Global Multidimensional Poverty Index 2025 – Overlapping Hardships: Poverty and Climate Hazards, Oxford Poverty and Human Development Initiative ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, 2025, https://ophi.org.uk/global-mpi/2025 (Erişim tarihi: 14 Ağustos 2026).

[2] The Global Goals, “Goal 1: No Poverty”, Project Everyone, https://globalgoals.org/goals/1-no-poverty/ (Erişim tarihi: 16 Ağustos 2026).