Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Sesin Gölgesinde Söz, Sözün İçinde Öz

A+ A-

Ses

Ses, iki nesnenin birbiriyle nazik teması sonucunda meydana gelir. Bu temas; insanın beş duyu organından birisi olan kulak vasıtasıyla da algılanabilirse, duyulabilir. Sesin ortaya çıkması için iki nesneden en az bir tanesinin tam o esnada mutlaka cansız olarak bulunması gerekir. (Taş, toprak, ahşap, metal…) Ya da hareketsiz olmalıdır.

Sesin ortaya çıkması için; ileten ve iletilenin canlı veya cansız olarak da olsa mutlaka bir arada olması gerekir. Ama ileti, (mesaj) onlarla birlikte olmayabilir. Bu yokluk normal karşılanabilir. Bu kadro; mesajın yokluğuyla bile iletişimin en ilkel sahnesi olarak değerlendirilebilir. Nesnelerden diğeri de can kazanınca aralarındaki iletişim, kendisine farklı bir mecrada yol bulur.

Bu yeni dizilimde ileten zaten canlıydı. İletilen de artık canlı olarak değerlendirilebilir. Ama temas sırasında ileten tarafından ortaya çıkarılan mesaj, iletilen tarafından eksiksiz şekilde algılanır. Ama bunun insan tarafından da algılanması ve kayda geçmesi gerekecektir. Mesaja yüklenen anlam; ancak bu şekilde değerlendirilebilecek ve ne anlam ifade ettiği eksiksiz olarak ortaya konulabilecektir. Aksi durumda; sesin varlığı gibi, bu sesle ne söylemek istediği de ortaya konulamayacaktır. Bu şekilde ispat edilemeyen şey de gerçekleşmiş kabul edilemeyecektir.

Sessizliğin İçindeki İletişim

Her canlının iletişimi sırasında ses, ortaya çıkmayabilir. (Bitkiler, bazı hayvanlar, gözle tespit edilemeyen canlılar…) Daha doğru bir ifade ile, doğada oluşan iletişimden haberdar olmak için bir kulağa ihtiyaç duyan canlılar, bu iletişimi tespit edemeyebilirler. Dolayısıyla bu durumda kayda da geçmeyecektir. Kayda geçmeyeceği için ispatı da direkt olarak, mümkün olmayacaktır.

Bitkiler arasında mutlaka bir iletişim vardır. Ancak bunun doğrudan ispatı mümkün değildir. Hayvanlar arasında da iletişimin varlığı kesindir. Lakin bunun doğrudan ispatı mümkün değildir. Çünkü insanlar, bu iletişimi doğrudan algılayamazlar. Algılanamayan mesaj, çözülemeyecektir. Çözülemediği için de insan tarafından anlaşılamayacaktır.

Söz

Söz, insanın kendini eksiksiz ve doğru bir şekilde ifade edebilmesi için çok önemli bir imkandır. Söz olmadan insan kendini doğru ve tam bir şekilde ifade edemez. Söz insan için bu kadar önemliyken, insanın insan için taşıdığı değer daha belirgin hale gelir. Nitekim Martin Buber de: “İnsan, insanla ilişkisi içinde insan olur.” diyerek, insanın diğer insan için taşıdığı önemi net olarak ortaya koymuştur.

İnsanlar arasındaki iletişim çözülebilirdir. Çözülebildiği için de mutlaka kayda geçer. Aralarındaki iletişim; başka bir insan tarafından da anlaşılabildiği için oluşan sese de söz denir. Söz; insanlar arası iletişimde bir sınır olma görevini de ifa eder. İnsan, sözüyle kendi konumunu belirler; seçtiği kelimelerle kendini çepeçevre sarar. Seçilen kelimeler ve gerek görülen bağlaçlar, bu noktada ipucudur. Yunus Emre de ne güzel söylemiştir:

“Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

Söz ola ağulu aşı,

Bal ile yağ ede bir söz.”

Söz; toplumda yaşanan bir kargaşayı durduracak kadar etkili olabilir. Cümle, insanı felakete sürükleyecek kadar yıkıcı kurulabilir. Kelime; karşılaşılan sorun ne kadar kötü olursa olsun, etkilerini güzelleştirebilecek bir efsunla seçilebilir. Yapılması gereken; kelimenin anlaşılır olması için gönülde iyice harmanlanmasıdır.

Söz olmadan insanın anlaşılması oldukça zorlaşır. Söylemek istediği duygulara giydireceği kıyafet, eksik kalır. İçini açamazsa, dili kelimesiz kalır. Gönlünde büyüttüğü duyguları, gökyüzüne uçuramaz. İçinde uzun süre beklettiği ve mayaladığı sözcükleri, çiçeklerle buluşturamaz. Söz bilgisi, insanın ifadelerine elbise olur. İnsan, gönlündeki arzulara seçtiği kelimelerle kıyafet giydirir. İnsanın arzuları, gönlünde yalın halde bulunur. Sözünün, insanlarla buluşacak kadar hazır olduğunu düşündüğünde dilinin yardımıyla dışarı çıkmasını sağlar. O zamana kadar, içinin mümbit toprağında beslemeye devam eder. Bazen, içindeki mayalama işlemi uzun sürer.

Fark etmeyebilir ama bazen içinin kokusu, içinde mayaladığı kelimesine siner. Buram buram kokar. Yine Yunus Emre, ne de güzel söylemiş: “Sözünü pişirip söyleyenin işini sağ ede bir söz.”

Öz

Sesin ve sözün dışında, insan için asıl önemsenmesi gereken durak ise öz olmalıdır. Öz, insanın düşüncelerinin doğru anlaşılması için onun hizmetine sunulmuş harika bir imkândır. Bu imkânın, fazlasıyla farkında olmak gerekir. Çokça söz söylemek ve çokça söz okumak, insanın dikkatini öz bilgisinden uzaklaştırmamalıdır. Meşhur atasözümüzde de ifade edildiği gibi: “Söz gümüş ise sükût altındır.”

Söz, mekân ile ilgilidir. Her sözün, ayrı dili bulunabilir. Her dilin de ayrı bir söyleme şekli ve ayrı bir cümle dizilimi vardır. Mekân değişince, söz de değişir. Dünyada ülke sayısı, 195 olarak tespit edilmiştir. Ama yaşayan dil sayısı, yaklaşık olarak 8.000’dir. Dünyada yan yana bulunan ülkelerin bile resmi dili değişmektedir. Bazı yakın coğrafyalarda bile, aynı kelimelere tamamen zıt anlamlar yüklendiği kolaylıkla görülebilir.

Bütün bunlar, ülkelerin dil bilgisi kuralları çerçevesinde ortaya konulur. Bu kurallar, toplumu çepeçevre sarmaktadır. Buradan dil bilgisinin önemsizliği anlaşılmamalıdır. Söz bilgisi elbette önemlidir. Ama öz bilgisinin de yabana atılmaması gerekir. Öz bilgisi, coğrafyanın değişmesi ile birlikte hemen hemen hiç değişmez. Gerek coğrafya gerekse de tarih bu konuda etkisiz kalır.

Zaman ve zemin değişmiştir ama öz, değişmemiştir. İnsana daha çok ait olan, özüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.s) Medine’ye hicret ettikten sonra, Mekkeli ‘muhacirler’ ile Medineli ‘Ensar’ arasında kardeşlik tesis etmiştir. Bu doğrultuda zengin bir Medine’li olan Sa’d b. Rebî’, tüm mal varlığını Abdurrahman bin Avf ile paylaşmayı teklif etmiştir. Abdurrahman bin Avf ise Sa’d b. Rebî’nin bu yaklaşımına teşekkür etmiş, sadece kendisine çarşının yolunu göstermesini istemiştir.

Buradan da anlaşıldığı gibi öz, sözden daha çok önemsenmiştir. Hatta öz o kadar önemli görülmüştür ki; Hacı Bektaşi Veli, hayvanlarla birlikte resmedilmiştir. Onlarla birlikte zaman geçirir, aynı duygu etrafında bir araya gelebilir şeklinde değerlendirilmiştir.

Öz; varlığını arayan gözleri, insanın davranışlarına yönlendirir. Çünkü öz, dikkatle bakan insanlar tarafından izinin er ya da geç bulunacağını bilir.

Özün Ayak İzleri

Çünkü o kişi; Bakkaldan ekmek alırken, kaldırımda yürürken, her şeye rağmen tebessümünü kuşanırken, çok çalıştığı için yorulurken, yorgunluğundan çay içerek uzaklaşmaya çalışırken, esnafa selam verip kolay gelsin derken, pazardan elleri ve gönlü dolu dönen Aysel teyzeye, poşetlerini taşımaya yardım ediyorken, sokakta futbol oynayarak sanki en yorucu işi yapmışçasına terleyen komşu çocuklarına, su ikram ediyorken ortaya çıkar… Ayak izleri hemen belli olur. Daha fazla saklanamaz.

Söz ve öz, aynı bahçede açan iki farklı gül gibidir. Biri düşünceyi görünür kılar, diğeri ise insanı… İnsan bazen bir cümleyle umut olur, bazen bir davranışla hatırlanır. Bu yüzden mesele yalnızca güzel konuşabilmek değildir; sözü, insan gönlüne iyi gelecek bir hakikate dönüştürebilmektir. Belki de dünya hayatı insana tam olarak bunun için verilmiştir. Ses kaybolur, söz unutulur… Ama öz, insanın ardından yürümeye devam eder.