Picture of Emrullah Öztürk
Emrullah Öztürk

ŞEYH EDEBÂLÎ

A+ A-

Anadolu kadim coğrafya. Yazılı ve yazılı olmayan tarihin hemen hemen bütün medeniyetlerinin kesişim noktası, medeniyetlerin doğup battığı topraklar. Anadolu yeniden hazırlık içerisinde yeni medeniyet sahiplerini bekliyor. Bu kadim topraklar ağır bir bunalım içerisinde. Bir taraftan Moğol baskısıyla yurtlarından koparılarak gelen Müslümanların göç süreci diğer yandan Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyasi otoritesinin bozulması sonucu çıkan karışıklıklar Anadolu’yu bir bilinmezliğin içine sürüklemiş durumda. Bütün bu karmaşanın içerisinde uç beyliği pozisyonunda olan Osmanlı Beyliği konumunun vermiş olduğu durumu avantaja çevirerek yeni medeniyetin tohumlarını filizlendirmektedir.

Bir beylik askeri seferler ve iyi bir teşkilatlanma ile büyük bir devlete dönüşebilir ama medeniyet olmak bambaşka bir hikayedir. Osmanlı Beyliği her ikisini aynı anda harekete geçirerek Türk tarihinin en büyük ve en yüksek medeniyetini inşa etme sürecini çok iyi başarmıştır. Medeniyet inşasının en önemli ayağı olan ilmiye ve ahilik teşkilatından Şeyh Edebali’nin hayatı da işte Anadolu’nun bu şafağa en yakın zamanında geçmektedir.

Şeyh Edebâlî Karaman’da dünyaya gelmiştir. Künyesi İmâdüddin Mustafa b. İbrâhim b. Înâc el-Kırşehrî olarak geçer. Kaynaklarda Edebâlî yanında bazen Atabâlî ve kısaltılmış olarak Ede-şeyh şeklinde yazıldığı da görülmektedir. Bu yazıda Ede-şeyh ismini tercih edeceğiz.

Ede-şeyh ilk tahsilini Karaman’da yapmıştır. Hanefî fakihi Necmeddin ez-Zâhidî’nin öğrencisi olmuştur. Daha sonra Dımaşk’a giderek Sadreddin Süleyman b. Vüheyb el-Ezraî ve Cemâleddin el-Hasîrî gibi dönemin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri tahsil etmiştir.

Yahyalılı Hacı Hasan Efendi’nin;

“Evvela ilim olmalı

Amel nehrinden dolmalı

İhlas bahrine dalmalı

Bu işe ihtimam lazım”

şiirinde belirttiği düstur üzere Dımaşk’tan (Şam) Anadolu’ya dönünce tasavvuf eğitimini tamamlamıştır. Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı irşada başladığı görülmektedir. Âşıkpaşazâde Ede-şeyhin zâviyesinin hiç boş kalmadığını, şeyhin gelip geçen fukaranın her türlü ihtiyacını karşılamaya çalıştığını, bu maksatla koyun sürüsü bulundurduğunu yazar.

Ede-şeyh Osman Gazi ile Bilecik’te tanışmıştır. Âlim ve sûfîleri çok seven Osman Gazi, mübarek günlerde şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvurmuştur. Osmanlı Devleti’nin imparatorluğa evirilme sürecindeki meşhur rüya metaforunun kahramanları ile mekânı da Bilecik’teki bu zâviye ve ismi zikredilen zatlardır.  Âşıkpaşazâde’nin, Osman Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşı Fakih ve Ede-şeyhin oğlu Mahmud Paşa’nın rivayetlerine dayanarak anlattığına göre Osman Gazi bir gece Ede-şeyhin zâviyesinde kalmış, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş. Osman Gazi rüyasını Ede-şeyhe anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâlin oldu” der. Ede-şeyhin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlenmiştir.

Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’ye (ö. 501/1107) nisbet edilen Vefâiyye tarikatına mensup olduğu rivayet edilen Ede-şeyh aynı zamanda ahî teşkilâtının başıdır. Ahî şeyhliğinin Ede-şeyh’den sonra kime geçtiği ise kaynaklarda net olarak belirtilmemektedir. Son zamanlarında kızı ve torunu Alâeddin Bey ile Bilecik’te oturan Ede-şeyhe Kozağaç köyünün öşür ve hâsılatı verilmiş, kızı Râbia Hatun (veya Bâlâ Hatun) kendilerine verilen bu köyü tekkeye vakfetmiştir. Ede-şeyh uzun bir ömür sürdükten sonra 726 (1326) yılında dünyasını değiştirmiştir.

 Osmanlı İmparatorluğunun temel yönetim felsefesini ve adalet anlayışını yansıtan Ede-şeyhe nispet edilen öğütler;

Ey Oğul!.. Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kem göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.

Ey Oğul!.. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul!.. İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür.

Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın hâ kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın.

Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul.

Oğul! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgârında savrulup gidersin. Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun.

Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmayasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sır vardır. Sırlar ki, ebedî muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken Cennet’in kapılarını aralayasın oğul.

Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Dâima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap.

Öfke ateş, öfke âfet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerekir. Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz.

Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına tâlip olmaktan kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaradan’ın kullarına ihsânıdır.

Oğul, açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne alma, gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.

Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asâletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul.

Ama altının değerini sarraf bilir; sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Câhilin karşısında altınlarını çamura atmayasın.

Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez. Sağırdır, kem sözü işitmez. Dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu nâmusu bilir. (…)

Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!

Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahâdır olsa da, muhabbete tuş olur” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dâir hedeflerin var oğul!..

Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tâcını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.

İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik, er kişinin kârı’ymış oğul.!

Ey Oğul!.. Üç kişiye acı: Cahillerin içindeki âlime… Zengin iken fakir düşene… Hatırlı iken itibarını kaybedene…

Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Osman!.. Sen bizim rüyâmız, sen bizim devâmız, sen bizim duâmızsın oğul. Dâima başın dik, alnın ak, gönlün pâk olsun.

Ey Oğul!.. Zümrüt-ü Ankâ’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.

Ey Oğul!.. Yolun uzun, işin çetin, yükün ağır. Allah-û Teâlâ (cc) yardımcın olsun.

KAYNAKÇA

https://turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr/detay/1672/%C5%9Eeyh-Edebali

https://islamansiklopedisi.org.tr/edebali