Sınır Ötesi
- Tarih:
Kişisel sınır (personal boundaries) kavramı özellikle 20.yüzyıl itibariyle psikoloji camiasında ele alınmaya başlanmıştır. Tabii burada psikanaliz kuramının gelişiminde kuramcıların ilgi alanlarının rolü de büyüktür. Psikanalizde “Bireysel Psikoloji” gibi bir kuram olmakla birlikte neredeyse her kuram içinde kişilikle alakalı temel kavramlar vardır.
Öz farkındalık, özsaygı ve özgüven bireyin dış dünyaya karşı sahip olduğu önemli benlik yapılarıdır. Kişisel sınırlar bu benlik yapılarıyla şekillenir ve bu benlik yapılarını da şekillendirir diyebiliriz.
Sınır, hayatın her alanında önemli olduğu gibi yetişkin hayatında da oldukça önemlidir. Öyle ki içinde birçok risk de barındırır. Yetişkin hayatında sınır, diğerlerine rağmen var olmaya çalışan, cesaret isteyen ve içinde çokça özgüven barındıran bir olgudur.
Kişi sınır koymakla, kendi değerini korumaya çalışır ve toplumsal kabul alma konusunda da bunun dengesini kurmaya çalışır. İnsan varlığı sınırla doğmasa da çevresel faktörler ve toplum, sınırı öğretmekte rol oynar ve sınır her insan varlığı için tampon görevi görür. İnsan varlığı sınırla doğmamıştır ama bedensel sınır ayrımına ilk kez ana rahminden göbek bağıyla ayrılarak yaşamaya başlamış olsa da bebek ilk üç ay bu farkındalığı sindirmeye çalışarak geçirmiştir zamanı. Çünkü hala ayrıldığını fark edememekte, annenin bir parçası olduğunu sanmaktadır. Bu süreç gelişimi, bebeklik dönemi bağlanma figürü ile ilişkili olarak detaylı ilgilenilmesi gereken önemli bir konudur.
Yetişkin dönemdeki sınırları nasıl bir çerçevede ele almak gerekiyor ki; sağlıklı hatlar çizilsin veya nasıl bir çerçevede ele almak gerekiyor ki; sağlıklı sınırlar çemberinde yer alıyor diyebilelim?
Öncelikle bu konuyu toplumdan bağımsız ele almak doğru olmayacaktır. Her toplum/topluluk kendi içinde bazı dinamikler barındırmaktadır. Bunu bireyselci toplumlar ve toplulukçu toplumlar çerçevesinde ele alabileceğimiz gibi; Türkiye özelinde bakacak olursak her bölgede her ilde her ilçede belki de her köyde farklı anlamlar taşıyor olabileceğini söyleyebiliriz. Evet bunu söyleyebiliriz ama bazı konular da zaman içinde evrilmiş ve belki dijital çağ olarak internetle ve özelinde sosyal medya ile iç içe yaşam, uzağı yakın yakını uzak edebilecek niteliğe erişmiştir. Bireyselci toplumlarda sınırlar çok daha netken toplulukçu toplumlarda sınırların daha iç içe girdiği çok aşikardır. Kültürel psikoloji bu konuda psikolojinin kültürel bağlamında da ele alınması gerektiğinin altını çizmektedir. Küreselleşen dünyada ulaşılabilirliğin artık flick (frame tick; nano saniyeden büyük mikro saniyeden küçük, saniyenin 705 binde biri) adıyla anılan zaman birimi kadar kısa olduğu bu dijital çağda, kişisel sınırların şekil değiştirmesi yadsınamaz bir gerçektir.
Zaman içerisinde kişisel sınırların dönüşüme uğraması; kişinin öz farkındalığının ve özgüveninin artmasıyla ve benlik saygısının gelişmesi ile ilişkilendirilebilir. Bireyin inançları, değerleri, ilgi alanları, hayata bakışı, sosyal öğrenmesi, eğitim ve öğretim hayatı gibi birçok faktör kişisel sınırları koymada etkilidir. Sınırların ne zaman konacağı ve ne zaman nasıl esneklik bırakılacağı iletişimin sağlıklı olmasını sağlar. Sağlıklı iletişimde sınırlar önemli rol oynamaktadır.
Duygusal, zihinsel, fiziksel, mekânsal ve zamansal alanlarımızı koruma becerisi içeren sınır koyma; sağlıklı ilişki kurmayı sağladığı gibi, kişinin tükenmişliğini önler, özgüvenini sağlar, bilinçli farkındalığını artırır ve bu sebeple de kendisine karşı öz saygısı artar.
Tabi sınır koyamamanın altında yatan birçok sebep olabilir. Toplumsal kabul görme arzusu, hayır diyememe gibi sebepler buna yol açıyor olabilir. İşyerinde sürekli üzerine iş yığılan kişi misiniz? Ailede her şeyi yapan, halleden? Eşini sürekli memnun etmeye çalışan, çocuğuna saçını süpürge eden? Sürekli arkadaşların tercihlerini onaylayan, fikir sunmayan?
Elbette psikoterapötik yöntemlerle bunların baş edilebilir problemler olduğunu biliyoruz. Yeter ki niyet edelim.
Sınırı nasıl koymalıyız?
Kişiye göre, ortama göre, zamana göre bunlar değişkenlik gösterebilir. Bir ip gibi düşünürsek ne sımsıkı tutarak ne de tamamen bırakarak yapamayız. İpi esneterek bunu yapabiliriz ancak. Esneklik kişiyi her türlü güçlü kılar. Güç; sınır koymada bunu bir yarışla değil, öz farkındalıkla yapar. Yapacağım şey, koyacağım sınır bana ne kadar fayda sağlar ne kadar zarar verir gibi dengeleri gözeterek ele almak sosyal çevreyi tamamen yok saymadan ancak baş role de oturtmadan bunu sağlamak sınırın dengesini koruyacaktır. Gerek geniş ailemizde gerek çekirdek ailemizde gerek arkadaş çevremizde gerekse iş ortamımızda bunun dengesini sağlayabilmek suçluluk duygusundan da uzak tutarak hayır diyebilmenin huzuruna kavuşturacaktır. Bu bir huzurdur elbette. Aksi durumda sürekli verici tarafta olup hayır diyemeyen, sınır koyamayan tarafta olan kişinin öfke patlamaları, anksiyete ve haliyle tükenmişlik yaşaması kaçınılmaz bir son olacaktır.
Sağlıklı sınır geliştirmek için;
– Kendi ihtiyaçlarımızın farkında olmalıyız.
– Suçluluk duymadan hayır diyebilmeliyiz.
– Açık ve net iletişim kurabilmeliyiz.
– İhtiyaç halinde psikoterapi almaktan imtina etmemeliyiz.
Kitap Önerisi: Çocuktan Yetişkine Her Yaşta Psikolojik Sağlamlık – Ayşe Bilge Selçuk
Kitaptan Bir Cümle: “Biz çaba gösterirsek beynimiz çevre desteğine olumlu cevap vermeye ve öz düzenleme becerimizi ilerletmeye hazır. Bunun için gerekli esnekliği yetişkinlikte de taşıyor.”




