Sınırları Zorlamaya Davet: Çeviri, El Örgüsü ve Gündelik Yaşam İlişkisi
- Tarih:
Gündelik hayattaki en alışılageldik, en basit işleri dahi çeviri ile ilişkilendirme eğilimindeyim. Dinlediğim bir şarkı, okuduğum bir kitap, duvara asılmış bir resim, arkadaşımın anlattığı herhangi bir olay,… Üstelik bu eğilimi gösteren ilk veya tek kişi değilim. Pek çok araştırmacıya ve düşünüre göre “Dilde kullanılan her gösterge başka bir göstergenin çevirisi […]”dir (Ece, 2016, s. 19). Bana kalırsa, bu düşüncenin temeli, Roman Jakobson (1959)’un çeviri eylemine ilişkin yaptığı üç temel sınıflandırma ile açıklanabilir. Nitekim, Türk çeviribilim araştırmacısı Ayşe Ece (2016) de edebiyatın ve hatta dilin kendisinin aslında bir çeviri olabileceği görüşünü ifade ederken Jakobson’un sınıflandırmasına işaret eder (s. 18). Jakobson çeviri eylemini “diliçi” (ing. intralingual/rewording), “dillerarası” (ing. interlingual/translation) ve “göstergeler arası” (ing. intersemiotic/transmutation) şeklinde sınıflandırır. Bu sınıflandırmanın son maddesinde yer alan “göstergeler arası çeviri”, Jakobson tarafından “[d]ilsel göstergelerin dilsel olmayan dil dizgeleri ile yorumlanması.” şeklinde tanımlanır (1959, s. 233). Genelde çeviri dendiğinde akla ilk gelen, belli bir dil dizgesinin başka bir dil dizgesine aktarılmasıdır. Çeviriye ilişkin akla gelen bu ilk tanım, Jakobson’un “dillerarası çeviri” olarak belirttiği kapsamı işaret eder. Oysa çeviriyi yalnızca diller arası bir eylem olarak düşünmek, etrafta olup bitenlere geniş bir pencereden bakmak yerine dar bir pencereden bakmaya sebep olması nedeniyle kusurlu sayılabilir. Örneğin, bir şairin zihninde yaşattığı herhangi bir duyguyu sözcüklerle ifade edip o duyguyu dil aracılığıyla dizelere dönüştürmesi pekâlâ çeviri olarak düşünülebilir. Konuya ilişkin daha çarpıcı bir örnek Madelaine Hron (2009)’un Translating Pain: İmmigrant Suffering in Literature and Culture isimli eserinde işlenir. Araştırmacı eserinde, göçmen yazarın hissettiği acıyı kelimelere nasıl döktüğünü ele alır ve yazarın çektiği acıyı bir öyküde veya bir romanda dile getirmesini “dillerarası çeviri” olarak nitelendirir. Nitekim, tıpkı çevirmenin yaptığı gibi bir yazar da “acı”yı ifade edecek en doğru sözcüğü veya anlatım biçimini bulmaya çalışacak; bu zorlukla yüzleşecektir (Hron, 2009, s. 39-41).

8 Temmuz 2026 tarihinde France 24 isimli kanalda “Yarn Bombing : quand le tricot devient graffiti” başlıklı bir haber yayınlandı*. Haberde, el örgüsünün aşina olduğumuz geleneksel bir ev içi zanaat olmaktan çıkıp çağdaş bir sokak sanatına dönüşümü anlatılır. Buna göre, söz konusu yeni sokak sanatı ilk kez 2005 yılında Amerikalı Magda Sayeg’in kendi dükkanının kapı kolunu örgüyle kaplamasıyla başlar ve zamanla çeşitli kadın grupları ve pek çok sanatçı arasında yayılarak adeta küresel bir fenomene dönüşür. Böylece, eskiden ev içi bir iş olarak görülen el örgüsü kamusal alana taşınır ve kadınların tek başına evde örgü örme işi sosyal ortamda, başka kadınlarla bir araya gelerek dayanışma hâlinde yapılan bir sanata dönüşür. Habere göre bu akım, estetik kaygının çok ötesinde bir anlam taşımaktadır, çünkü kadınların kamusal alanda görünür olmalarının başka bir yoludur.
France 24’ün haberini izledikten sonra, çocukluk yılarımda babaannemin veya anneannemin evinde gördüğüm ve o zamanlar komik veya anlamsız bulduğum el örgüsü kılıfları anımsadım. Yıllar önce Anadolu’da kadınlar çay bardaklarına, çaydanlıklara, gaz lambasına ve evlerindeki daha pek çok eşyaya kılıf örerlerdi. Gerek France 24’te izlediğim haber gerekse çocukluk yıllarımdan anımsadığım ve nostaljik ürünler şeklinde de olsa hâlâ görebileceğimiz el örgüsü kılıfları bir tür çeviri etkinliği olarak görmekten alamıyorum kendimi. Hem dünyanın birçok ülkesine (bizim ülkemizde de yer yer görmek mümkün) sokak sanatı olarak yayılan el örgüsü hem de Anadolu kadınının evindeki nesneleri örtmek veya muhafaza etmek için ördüğü el örgüsü, kadınların çeşitli amaçlarını ve düşüncelerini örgü yoluyla ifade etme biçimi olarak değerlendirilebilir. Gerçekte bedenleri örtmeye yarayan, hane halkının kullanımını amaçlayan ancak zamanla sokak sanatına veya eşyaları muhafaza etmeye dönüşen el örgüsü, feminist çeviri çalışmalarında “womanhandling” yani “kadın eli değirme” olarak anılan kavramın farklı bir görüntüsü benim zihnimde. Kanadalı çeviribilim araştırmacısı Barbara Godard, kadın çevirmenin ön sözler, dipnotlar veya sözcük seçimlerinde bazı müdahaleler yoluyla metni feminist bir yaklaşımla çevirmesini ve bu sayede kendini görünür kılmasını “womanhandling” kavramı ile ifade eder (akt. Saki Demirel, 2025, 205). Bu bakış açısına sahip kadın çevirmen, tarafsız ya da nötr bir aktarıcı olmaktan ziyade çeviri metinde anlamı yeniden üreten ve kendini görünür kılan aktif bir eyleyendir (Saki Demirel, 2025, 205). Bu bakımdan, kadının örgüleriyle kendini ifade etmesi, Jakobson’un “göstergelerarası çeviri” maddesinden yola çıkılarak “womanhandling” yani “kadın eli değirmesi” şeklinde düşünülebilir. Nitekim kadın, iç dünyasındaki sesi veya sessizliği el örgüsü ile farklı bir biçimde ifade etmektedir. El örgüsünün sokak sanatına ve eşyaları muhafaza etmeye dönüşen hâli ise Ayşe Saki Demirel (2025)’in “womanhandling” kavramını bir adım ileri taşıyarak ortaya attığı “translatorhandling” veya “kadın çevirmen eli değirme” kavramı ile pekâlâ açıklanabilir. “Translatorhandling”, çevirmenin kendi özneleşme sürecini, yaratıcı emeğini ve sesini hem metnin içinde hem de metin dışı kamusal söylemlerde görünür kılmayı amaçlar (Saki Demirel, 2025, 207). Dolayısıyla, dünyanın çeşitli ülkelerinde, ev içinde ördüğü el örgüsünü kamusal alana taşıyan kadınların başlattığı hareket de hane halkının kullanımı için örülen el örgülerinin eşyaları muhafaza etmek üzere dönüşümü de kadınların kendilerini el örgüleri aracılığıyla farklı mecralarda ifade etmeleri bakımından “translatorhandling” veya “kadın çevirmen eli değirme” şeklinde yorumlanabilir.
Kaynaklar
Ece, Ayşe. (2016). Çevirmenin Yazar ve Kahraman Olarak Portresi. Çeviribilim Yayınları.
Hron, Madelaine. (2009). Translating Pain. Immigrant Suffering in Literature and Culture. University of Toronto Press.
Jakobson, Roman. (1959). On Linguistic Aspect of Translation. (ed. R. A. Brower) İçinde On Translation. Harvard University Press, ss. 232-239.
Saki Demirel, Ayşe. (2025). Woman is no man. A translator is (no) author? Resisting the shared subordination of women and translators through translatorhandling. English Studies at NBU, 11(2), 201- 224. https://doi.org/10.33919/esnbu.25.2.2
(*)Haber Kaynağı
https://www.france24.com/fr/vid%C3%A9o/20260708-yarn-bombing-quand-le-tricot-devient-graffiti




