Picture of Muhammet Esiroğlu
Muhammet Esiroğlu

Siyasetin Temel Dinamikleri: Nicelik, Kapsam Ve Dil

A+ A-

İnsanlık tarihinin en kadim tartışmalarından biri insanın fert olmasıyla toplumun bir parçası olma halinin getirdiği gerilimdir. Çünkü insanın ihtiyaçları onu diğer insanlarla bir arada yaşamaya mecbur kılarken, bu birlikte yaşama hali kaçınılmaz olarak yöneten yönetilen mekanizmasını da zorunlu kılıyor. Toplumsal yaşamın ritmine bu açıdan baktığımızda siyasetin yapay bir uğraş değil, insan tabiatının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu görüyoruz. Siyaset bu bağlamda hayatın dışına itilebilecek, görmezden gelinebilecek ya da yok sayılabilecek lüks bir alan değildir. İnsanlar ister bilinçli bir özne olarak siyasal süreçlere aktif biçimde katılabilsin, kararlarda söz sahibi olabilsin; isterse alınan kararların sonuçlarına katlanan bir nesne durumunda olsun siyaset her zaman toplumsal hayatın merkezinde yer alacaktır. Çünkü bireysel ya da toplumsal hayatta yaşananlar doğrudan ya da dolaylı olarak siyasal aklın ve tercihlerinin bir ürünüdür. Dolayısıyla siyaseti hayatımızın dışına itmeye çalışmak, sadece başkalarının bizim adımıza kaderimizi tayin etmesine rıza göstermek anlamına gelir.

Siyasetin günümüz dünyasındaki en meşru karşılığı demokratik süreçler içerisinde yürütülen faaliyetlerdir. Seçimler, siyasi partiler, iktidar olma ve devretme pratikleri, muhalefetin denetleme ve alternatif üretme çabaları, sivil toplumun siyasete yön verme imkânı günümüz siyasetin temel kavramlarını içerir. Bu yüzden siyaseti siyasi partilerin polemiklerine indirgemeden sosyolojik derinliği ile anlamak önemlidir. Bu amaçla; toplumsal yaşamın merkezinde yer alan siyasetin temel dinamiklerini iyi bir şekilde tahlil etmek gerekiyor.

Bu dinamiklerden ilki niceliğin sağladığı meşruiyet dengesidir. Günümüz siyasetinin temel özelliği meşruiyetin kaynağını yönetilenlerin rızasında görmesidir. Siyasetin seçimle yönlendirildiği mevcut sistemde rızayı somutlaştıran kavram ekseriyettir. Bu durum günümüz siyaset anlayışında nicelik kavramını sayısal veri olmaktan çıkarıp bizzat siyaset yapma biçimlerini belirleyen kurucu bir unsura dönüştürür. Her ferdin tercihi sadece bir oya tekabül etmez, aynı zamanda bireysel iradeyi, toplumsal kabulü ve yönetenin meşruiyetini gösterir.

Ekseriyetin bu denli önemli olması siyaseti bütünüyle popülizmin girdabına teslim etmemelidir. Siyasi hareketler için en büyük açmaz ilkeler ile çoğunluğun talepleri arasındaki gerilimdir. Eğer bir siyasi hareket sadece çoğunluğun teveccühünü kazanmak adına temel ilkelerinden vazgeçiyorsa siyasetin yükünü taşıyamamış demektir. Bu yüzden ilkeli ve fikri derinliğe sahip siyasi hareketler ekseriyeti mutlak bir veri olarak kabul etmez. Çünkü ekseriyetin cazibesi kısa vadede siyasi hareketi palazlandırsa da uzun vadede kendini ve toplumsal yapıyı çökertir. Tam bu noktada siyasetin üzerine düşen vazife niceliğin sağladığı meşruiyet dengesini toplumsal faydaya dönüştürebilmesidir.    

Siyasetin temel dinamiklerinden bahsederken kapsama da değinmek gerekecektir. Çünkü siyasetin kapsamı gerçeklik ile idealler arasında bir dengeye dayanır. Yani siyaset sadece soyut idealler ve teoriler ile yapılamaz. Yanı başındaki yangını söndürmeden yeni bir dünya kurma idealiyle yola çıkmak gerçekçi bir siyaset anlayışı değildir. Siyaset insana dokunduğu, gündelik hayatıyla ilgilendiği ve somut pratiklerle eyleme dönüştüğünde anlam kazanır. Bunun için siyaset üretmenin en isabetli yolu genişleyen halkalar metaforundan geçer.

Genişleyen halkalar metaforu; merkezinde bireyin en temel sorunlarının bulunduğu, dışa doğru adım adım genişleyerek yerel toplumu, ulusal yapıyı, bölgesel dinamikleri ve nihayetinde tüm insanlığı ve küresel nizamı kuşatan kademeli bir siyaset inşasıdır. İnsan doğası gereği önce karnının doymasını, güvenliği sağlanmasını, kendi haklarının garanti altına alınmasını isteyecektir. Bu zeminin sağlanmasıyla birlikte kitleler büyük hedeflere ya da medeniyet projelerine ikna edilebilir. Bu yüzden siyaset, merkezdeki ilk halkadan başlayarak dalga dalga tüm insanlığı kucaklayacak bir adalet mimarisi inşa etmelidir.

Bir siyasi hareket kendisini her ne kadar iyinin ve doğrunun temsilcisi olarak görse de uygun bir dil ve söylemle bunu topluma taşıyamazsa başarıya ulaşma şansı yoktur. Toplumsal taleple siyasi hareketin ilkelerini mezceden en önemli etken dilin gücüdür. Siyasi hareketler için en büyük tehlike dil ve söylemin gettolaşmasıdır. Sosyolojik tabanında özel olarak kullandığı dil ve söylemi toplumun geneline yöneltmesidir. Kendi sosyolojik tabanı için özel anlamlar içeren kavramlar, toplumun diğer kesimleri için anlamsız ya da arkaik gelebilir. Bu yüzden siyasi hareketlerin başarısı siyaset dilini kendi sınırlarını aşarak tüm topluma ulaştırabilme kabiliyetinde yatar.  

Siyasette yönetilenleri ikna edebilmek önemlidir. Bu yüzden siyasi hareketler ilkelerini kitlelerle buluşturabilecek bir iletişim yolunu açmalıdır. Bu amaçla yapılması gereken ilk adım muhatabın siyasi bilincine, iletişim kapasitesine ve yaşam biçimine uygun bir dilin geliştirilebilmesidir. Çünkü bir siyasi partinin inandığı doğrusu tektir. Ama ikna edeceği kitlenin algılayışı farklıdır. O yüzden öncelikli olan kendi doğrusunu farklı kesimdekilerin algılayış biçimlerini dikkate alarak aktarmaya çalışmasıdır. Bunu yapmak insanların sadece duymak istediklerini söylemek demek değildir. Burada kast edilen söylenmesi gereken hakikatleri onların hazmedebileceği, içselleştirebileceği, zihinlerine ve kalplerine yerleştirebileceği bir üslup ve zarafetle sunabilmesidir. Bunun için siyasal hakikatler toplumun psikolojik ve sosyolojik taşıma kapasitesi gözetilerek, incitmeden, dışlamadan ve öfkelendirmeden sunulmalıdır.

Siyasetin gerçek anlamda başarısı niceliği doğru bir zeminde değerlendirmekten, kapsamını mikrodan makroya doğru genişleyen halkalar şeklinde öncelemekten, dil ve söylemini toplumun tüm sosyo-ekonomik katmanlarına nüfuz edebilecek bir kuşatıcılıkta inşa etmekten geçer.