Sofistik Düşünce Üzerine
- Tarih:
İnsanlar hakikati mi arıyor yoksa ikna etmek ya da ikna edilmek mi istiyor? Düşünce tarihinin en önemli sorunlarından biridir bu tartışma. Felsefe tarihinde bu soruya türlü cevaplar verilmiştir. Sofistik düşünce ise bu tartışmaların tam ortasında yer alır.
Milattan önce beşinci yüzyılda zamanın gezgin hocaları olarak bilinen sofistlere göre sabit ve kesin doğru diye bir şey yoktu. Onlara göre doğrular zamana, olaylara, şartlara ve kişilere göre değişkenlik gösteriyordu. Belki de her zaman gerçeği bulabileceklerine inanmıyorlardı. Güçlü bir söylemle insanları ikna edebilmek onlara göre daha akla yatkın ve gerçekçiydi. Sofistik düşünce, akıl yürütmeden, mantıktan, sağlam deliller üretebilmekten, güzel söz sahibi olmak ve güçlü bir hitabete sahip olmaktan oluşuyordu.
Sofistik düşünce, yaşadığımız döneme geldiğimizde de çeşitli şekillerde yorumlanmaktadır. Dijital çağda bilgiye ulaşmaktan çok ulaşılan bilginin nasıl yorumlandığı ve hangi etki düzeyinde kullanıldığı önem kazanmış durumdadır. Yaşadığımız zamanın sofistik düşünce ekseni, bir düşüncenin doğru olmasından ziyade çok ilgi görmesi, mantıksal olması yerine popüler kültüre uygun olması, akla değil de duygulara hitap etmesi yönüne kaymıştır. Artık insanların asıl hedefi hakikatin dışına itilmiştir. İnsanlar gerçeklikten kopmuş, algılara kapılmıştır.
Aslında burada tartışmadan bahsederken şunu da ifade etmekte fayda var ki, bu iki konudan biri mutlak tercih sebebi ya da biri mutlak iyiyken diğeri mutlak kötü diye bir durum yoktur. Güzel konuşabilme, etkili bir hitabete sahip olma, insanları ikna edebilme becerisine sahip olmak elbette önemlidir. Asıl olan insanın sahip olduğu becerileri hangi amaç ve hedef uğruna kullandığı meselesidir. Yani asıl konu insanın içinde taşıdığı niyetiyle alakalıdır. Yani siz sahip olduğunuz becerilerle gerçeği ortaya çıkarmak mı istiyorsunuz yoksa insanları aldatmaya yönelik bir çaba içerisinde misiniz? Anlamak, anlaşılmak, bir anlam inşa etmek için mi konuşuyorsunuz yoksa başka hedefler doğrultusunda anlamı manipüle etmeye mi çalışıyorsunuz? Eğer amaç üstün gelmek, kazanmak, karşı tarafı susturmak ya da farklı dil oyunları ile gerçeği eğip büküp algı oluşturmaksa işte o zaman konuştuğunuz şey düşünce üretimi değil laf cambazlığıdır. Buna benzer ortamlarda güçlü fikirler, faydalı yorumlar yaşayamaz.
Tartışmanın türü ne olursa olsun asıl amaç üstünlük sağlamak değil birlikte hakikati ortaya çıkarmak olmalıdır. Özeleştiri sahibi olmanın, eleştirel düşünceyi kuşanmanın, soru sorabilmenin ve her türlü özgün soruya cevap verebilir olabilmenin, yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilmenin, farklı fikirleri gerçekten anlamak için dinleyebilmenin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen yoktur ama bu anlayışla yaşayabilenlerin sayısı gerçekten çok azdır. Herkes bilimsel düşünceden, akıldan, mantıktan bahsetse de sağlam bir tartışma kültürü birçok coğrafyada nadiren görülmektedir. Şüphesiz batı dünyası bu anlamda doğu toplumlarının çok ilerisindedir.
Özetle sofistik düşüncenin hangi çağda kimler tarafından çıktığı gibi bilgiler birer veridir. Asıl olan yaşadığımız dönemdeki uygulamanın hangi seviyede olduğudur. Eğer bugün yaşadığımız dönemi anlama ve anlamlandırma açısından sofistik düşünceyi değerlendirebiliyorsak doğru yoldayız demektir. Değilse, dijital dünyada kolaylıkla ulaşabildiğimiz bilgiler zihnimizde yer işgal etmekten başka bir işe yaramaz. Etkili bir hitabet tarihin her döneminde kitleleri ikna etmek başta olmak üzere birçok işe yaramış olabilir. Fakat bizim amacımız bundan daha ötesi olmalı. Etkili hitabet, sağlam deliller ve oturaklı bir düşünce kültürü ile hakikate giden bir yol inşa etmeli. Asıl amaç tartışmalarda kazanan taraf olmak değildir. Tartışma kültürünü hakikati ortaya çıkaran bir seviyeye taşımaktır.




