Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Dünyanın Süsleri: Vesile Mi, Gaye Mi?

A+ A-

Dünya, içindeki bütün varlıklar çekilip alındığında yapayalnız bir gezegen hüviyetine bürünür. İnsandan, hayvandan, bitkiden ve içindeki her türlü varlıktan soğur. O zaman da sıradan bir gezegen gibi görünür. Gerçi uzay boşluğunda o gezegen kalabalığından çok sayıda bulunmaktadır. Hem de o gezegenlerin sayısı, bilinemeyecek kadar fazladır. Hepsi de büyük bir boşlukta sallanıp durmaktadır. Kendileri için tayin edilen zaman gelinceye kadar da, bu bekleyişleri devam edecektir.

Böyle bir dünya, bu büyük boşlukta sallanan ve vaktini bekleyen sayısız gezegenden yalnızca biri hâline gelir. Herhangi bir tanesi… Dünya o zaman; kuş uçmaz kervan geçmez bir hâle bürünür. Kurbağa zıplamaz, çiçek açmaz, kedi sıçramaz, fare koşmaz, elma dalında büyümez olur… Dünyadaki varlıkların en anlamlısı olması açısından insan da buralardan alındığı zaman, bütün bu yoklukları fark edecek irade de olamayacaktır.

Süsleriyle Bezenince

Dünya; toprağın altında ve üstünde yer alan canlı ve cansız varlıklarla tezyin edilmiş durumdadır. Dünyadaki bu varlıklar, dünyanın adeta süsü olmuştur. Bu süsler, göz kamaştırmakta ve ilgi göstereni de kendisine bağlamaktadır.

Toprağın altındaki bakır, alüminyum, bor, çinko; insan tarafından keşfedileceği günü beklemektedir. Topraktan beslenmeye devam eden patates, havuç, mandalina, muz; sofradaki varlığının sıcaklığını muştulamaktadır. Ve hepsinin yeryüzündeki miktarı da büyük bir titizlikle düzenlenmiş ve ayarlanmış vaziyette, insanın fark edişine nâzır durumdadır.

Bir zaman ve miktar ile mahduttur. Kelebeğin ömrü, sınırlıdır. Elma bitimli, karınca ölümlü, güvercin uçumludur. Dünyadaki her şey, vakitle sınırlandırılmış bir elbise giymiştir. Kiminin elbisesi bir gün, kimininki bir asır kadar ancak eskir; fakat hiçbir elbise sonsuza kadar giyilmez. Bu zaman elbisesi içinde ise kimi varlıklar rengârenk çiçekler açar, kimi de sararıp toprağa karışır.

Dünyadaki süsler geçicidir, belki de bu yüzden çekicidir. Gül, kokusunu hissedeni yanına kadar davet eder. Güzel olan dokusunu ikram etmeyi de sever. Bırakmaz! Irmak, saatler boyunca sesini dinletir de dinletir. Sesi; kulaklara ve zihne terapi olur, şifa dağıtır. Bıktırmaz! Makam; varlığını ve gücünü fark edeni etrafında pervane yapar. Bıraktırmaz! Evlat, dünyadan bir nefes alabilmesi için ebeveynine hayal üstüne hayal kurdurur. Usandırmaz! Her tebessüm kaynağı, içinde cevabını arayan ve doğru yanıtı vereni ötelerdeki mutluluğa taşıyacak bir soru da taşır.

Dikkatle bakıldığında bu sorular saklı değildir; aksine gözümüzün önündedir. Fakat onları fark etmeden geçirilen zaman arttıkça, cevapları da giderek zorlaşmaktadır. Hazreti Peygamber (sav), bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Dünya tatlıdır ve yeşildir. Allah sizi onda halife kılmıştır; nasıl davranacağınıza bakmaktadır.”

Süslerin Ortak Dili

Dünya ve süsleri; kötü değildir. Bilakis, insan için çok ama çok mükemmel bir fırsattır. Odağımız süsün kendisine yönelirse, dünya yaşamı sırasında karşımıza çıkan soruları doğru algılayamamış oluruz. Dolayısıyla bu köprülerden de hakkıyla istifade edememiş olmanın üzüntüsünü yaşarız. İlgimizi; süslerin sahibinin amacını kavramaya yöneltebilirsek, gerçek huzuru yakalamış olmanın bahtiyarlığına varmış oluruz.

Kâinata göz kırparak parıl parıl parlayan ve varlığını ispat etmeye çalışan her güzel şey gibi, dünyanın süslerinde de insan için büyük hikmetler ve faydalı ibretler vardır. Duyu organlarımız, bu gayeyi anlayabilmemiz için ikram edilmiştir. İnsan; aklı ile olan biten şeylere hayretini büyütmeli ve dünyanın içindekilerle birlikte insanı aldatmak için var olmadığını görmelidir. Çiçeğin güzelliğinin amacı; insanın dikkatini çektikten sonra onu ulu orta terk etmek değildir. Bebeğin amacı; sadece tarifi imkânsız mutluluğa vesile olmak olmadığı gibi, yokluk amacı da gönlü kapkara bulutlarla bırakmak değildir.

Süslerin Hatırlattıkları

* Dünyanın süsleri, göz alabilir. Biz; hayatın dikenli telleriyle uğraşırken, bizi yakamızdan çekebilir. Biraz sarsılmak, dünyada dağılan dikkatimizi tekrar toplamamıza fayda sağlayabilir. Güzel bir evden maksat, huzurun üretilmesidir. Huzura sebep olmayan güzel bir ev, yük sebebidir. Dağılan dikkatimiz, onun yardımıyla tekrar toparlanır. Bu şekilde gerçek sanatkara doğru yönelmeyi başarabiliriz.

* Vaktin, az faydayla harcanmasına yol açabilir. Dünyanın maksatsız uğraşlarıyla, çokça zaman harcıyor olabiliriz. Fakat gayesizlikle geçireceğimiz zamanı, böylesi bir istikamet ile toparlayabiliriz. Halil Cibran, Ermiş adlı eserinde şöyle der: “Eğer Allah’ı tanımak istiyorsanız, bilmece çözmeye kalkışmayın. Bunu yapacağınıza etrafınıza bakın, onu çocuklarınızla oyun oynarken göreceksiniz.”

* Varlığın yok yere harcanmasını sağlayabilir. Eğer amacımız gerçek sanatkara ulaşmak ve onun kâinatta var ettiği izleri bulmaya dönük değilse, resmin boyalarıyla uğraşarak geçirdiğimiz zaman, beyhude olacaktır.

* İlginin, sadece kendisine odaklanmasına vesile olabilir. Çıkmak istediğimiz binanın ikinci katı için, merdiveni kullanmak zaruridir. Yolculuğumuz ne merdivensiz mümkündür ne de merdiven sebebiyle yolculuğumuzu bırakabiliriz.

* Bütün özellikleriyle, duyu organlarımıza hitap edebilir. Dünya, süsleri ile birlikte insanı aldatmak için hazırlanmamıştır. Amacı, o değildir. Dünyadan sonraki yaşamı çok daha anlamlı hale getirmek için vardır. Cenab-ı Hak, Kehf suresinin 46. ayetinde şöyle buyurmuştur:

“Mal mülk ve çocuklar dünya hayatının süsleridir; ama ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından, Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir.”

Dünyanın süsleri, insanı hakikatten uzaklaştırmak için değil; hakikate yaklaştırmak için vardır. Bir çiçeğin rengi, bir çocuğun tebessümü, akan suyun sesi, gökyüzünün maviliği, meyvenin tadı ve toprağın bereketi… Hiçbiri kendi adına varlık iddiasında değildir.

Hepsi, kendilerini var eden Kudret’e işaret eden sessiz birer dildir. İnsan, bu dili okuyabildiği ölçüde dünyayı daha doğru tanır; süsün ardındaki hikmeti fark ettiği ölçüde de yolculuğunu anlamlandırır. O hâlde mesele, dünyanın süslerinden uzak durmak değil; onların gösterdiği istikameti kaybetmemektir. Çünkü insanı huzura ulaştıran, süsün kendisi değil; süsün sahibini tanıyabilmesidir.