Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

Düşeş Marmelat Teyze

A+ A-

Elif Pınar; İstanbul kültürüyle yetişmiş, edebiyat okumuş, çeşitli dergilerde öykü ve yazılar yazmış, bir Edebiyat Hocası.

Düşeş Marmelat Teyze’de Elif Pınar’ın kaleminden satırlara dökülen arı, duru bir solukta okuyup içimizi ısıtacak bir eser.

Düşeş Marmelat Teyze, yazarın yıllardan ve yolların içinden süzülerek demlediği kısa öykülerden oluşuyor.

Filistinli küçük Renan’ın kalbi de, 1800’lerde eski bir İstanbul yokuşunu çıkan ihtiyarın titreyen dizleri de bu satırlar arasında yer alıyor.

Bazen de Balat’taki dilsiz bir kızın çıkmayan sesi, bazen Kadırgalı bir yetimin göğsündeki yıldız, bazen bir Beyaz Rus’un İstiklal Caddesi’nin göbeğine fırlatıp attığı bir karanfil, bazen Cihangir’de bir dizi okuyucunun cebinde unutulmuş buruşuk bir kağıt oluyor.

Hikayeler gündelik yaşamın sıradanlıkları içindeki derinlikleri keşfetmemizi sağlıyor ve aile bağları, kadın dayanışması ve hayatın küçük mutlulukları etrafında şekilleniyor.

Hikaye sıradan bir teyzenin yaşamı üzerinden, toplumsal normların ve bireysel umutların çatışmasını inceliyor. Marmelat Teyze, geleneksel bir yaşam tarzı benimsemesine rağmen, içindeki yenilik arayışı ve yaşam sevinci ile dikkat çekiyor. Buradaki karakterler arasındaki etkileşimler, toplumun genel yapısını ve bireylerin bu yapı içindeki yerini sorguluyor. Her bir karakter, kendi hikayesinin yanı sıra gerçekliklerin birer yansımasını anlatıyor.

İnsanın hikayesi yazmak ve unutmak arasında gider gelir Adem’den beri. Zamanlardan geçer, toprağın her köşesini ezber eder. O hikayeler çoğu zaman sokakta omuzumuza çarpıp geçer, metroda yanımıza oturur. Çoğumuz fark etmeyiz bile, anlatıcı görür. Belki yüzyıllar gerisinden eski bir duvar oyuğu, belki kıtalar ötesinde bir gece göğe salınmış bir ah…

Anlatıcının kalbine konuk olur. O kalpten bir yarık meydana gelir. O yarıktan dünyanın derdi, gamı, sevinci, hayreti sızıverir. Anlatıcının içindeki, kelimelerden mürekkep, zehir budur ve dahi şifası da…

Geceleri gökyüzünde her insanın bir hikayesi belirir derler. Anlatıcı bir kısmını topladı kanayan elleriyle. Yanıp sönmedeler şimdi satırlar arasından. Belki de yanan, unutan ve unutulan yıldızların şahidi olmanın tam zamanı.

Felsefi olarak; karakterlerin yaşadığı içsel çatışmalar, yaşamın geçici doğası ve bireyin var oluşuna dair sorgulamalarını içeriyor. Okuyucuya da hayatın anlamı, toplumsal normlar ve bireysel kimlikleri üzerine düşündüren, derin bir felsefi bakış açısı sunuyor.

Ve insandan insana, alemden aleme öyküleri aracılığı ile sefer ediyor. Bu uzun yolculukta hissettiklerini hissetirmekten başka gayesi yok.

İçinden Zarifoğlu’nun dizeleri yükselsin ve tüm insanlığı kuşatsın istiyor:

“Bir Kalbimiz Vardı, Onu Tanıyınız -“