Tali Aşklar
- Tarih:
Muhakkak kulağınıza gelen bir rivayettir: Fatih Sultan Mehmet ordusuyla İstanbul’un surlarına dayandığında, Bizans’ın papazları içeride meleklerin cinsiyetini tartışıyormuş. Bu vaka tarihsel olarak yaşanmış mıdır bilinmez; lakin bize anlattığı hakikat aşikârdır. İnsanları iki şey bir araya getirir: Ortak bir hedef ya da ortak bir soruna çözüm aramak. Fatih’in ordusu hedefe kilitlenmişken, papazların gündemi ile günümüz örgütlü yapılarının yaklaşımı arasında maalesef derin bir paralellik vardır. Meselenin anlaşılır olması adına; modern zamanlardaki “meleklerin cinsiyeti” tartışmalarına ülkemizden ve uluslararası hadiselerden örnekler vererek, bazı yeni tanımlar yapma cüretinde bulunacağız.
Ülkemizde çözülmeyi bekleyen birçok sorun, anlaşılmayı bekleyen onlarca husus var. Bu da her alanda örgütlenmenin yolunu açıyor. Ancak bu yapıların sorunları çözmek veya hedefe ulaşmak adına gündeme aldıkları konular, piramidin hep en alt basamağında kalıyor. En altta debelenmeye devam edildikçe de konular sadece kendi aralarında yer değiştiriyor, bir türlü yukarı tırmanamıyor. Ben bu konulara “tali meseleler” adını vermekle beraber; durumun vahametini anlatmak adına biraz daha ileri gidip “tali aşklarımız” demek istiyorum.
Arapça kökenli “tali” kelimesi; ikincil, arkadan gelen veya ikinci derecede olan demektir. Bu kelimeyi en çok trafikte “tali yol” olarak duyarız. Ana yola bağlanması gereken ama bazen sürücüyü asıl rotasından koparan yollardır bunlar. “Aşk” kelimesini kullanmamın sebebi ise, yapıların bu ikincil meselelere karşı beslediği sarsılmaz tutkudur. Bu öyle bir tutku ki; asıl hedefe gitmek yerine tali yollarda manzarayı izleyerek ömür tüketmeyi bir tercih haline getiriyor.

Siyasilerin tarihsel olaylar ve kişiler üzerine hesaplaşmaları, İslam dünyasının Ramazan başındaki hilal tartışmaları, teravih namazında çocuk sesinin hükmü, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının mezhep tartışmalarına dönüştürülme çabası, muhalefetin tıkanan yollarda ilerlemek istemesindeki inat, içeriğin değil şeklin ön plana geçmesi, protokolcülük, geçmişte doğru sonuç veren işlerin tekrar doğru sonuç vereceği zannında ısrar ya da bir siyasetçinin bayram tebriği mesajı üzerine saatlerce düşünmesi… Hepsi, ders çalışmak için masasına oturacakken “dur önce bir odamı temizleyeyim” diyerek her yeri pırıl pırıl yapan o gencin duyduğu huzur ve mutluluğu barındırıyor. Peki ya yarınki sınav ne olacak?
Asıl konuşulması gereken meselelerden kaçıp tali meselelere sığınmanın konforu büyüktür. Bu “tali aşkın” sebepleri arasında; öncelikleri belirleyememek, gözden kaçan her tali konunun bir gün sorun çıkaracağı korkusu, sorumluluktan kaçmak, ikincil meselelerin popülaritesi ile gelen kısa vadeli kazanç ve asıl sorunların asla çözülemeyeceğine dair gizli bir kabulleniş yatar. Ancak en önemlisi, iktidarın gücünü kullanarak “tali gündemler” oluşturmasıdır. İktidar, ne zaman muhalefetin gündemi belirleyebileceği bir boşluk oluşsa veya tepki göreceği bir icraat yapacak olsa, toplumu tarihi bir tartışmanın veya bir magazin konusunun ortasına bırakıveriyor. Toplum bu konulara aşırı ilgi duyduğu için örgütlü yapılar da beraberinde sürükleniyor ve o sırada asıl gündemden çoktan kopulmuş oluyor.
Örneğin; İran’ın emperyalizme karşı başkaldırısını ve küresel ölçekteki anti-emperyalist yansımalarını konuşmamız, bu vesileyle “ABD-İsrail bloğuna karşı uluslararası bir örgütlenme sağlanabilir mi?” gibi hayati konuları tartışmamız gerekirken; figüranlığı aşikâr olan Trump’ın açıklamalarını saatlerce analiz ediyoruz. Değerlendirme kısmında bile tali aşklarımız devreye giriyor ve işin magazin boyutuyla ilgilenmeyi “güvenli alan” olarak görüyoruz. Bunun sonucunda da İran’ın günümüzde eşi benzeri olmayan asıl mücadelesini gölgede bırakıyoruz.
Ülkemize dönersek; 2017 referandumu ile kabullenilmek istenmese de değişen bir seçim dinamiği var. Eskiden koalisyon hükümeti ihtimali varken strateji “partini büyütmek” üzerineydi. Muhalefet o dönemde partisini büyütmek yerine sadece “Erdoğan karşıtlığına” odaklandı ve sonuç alamadı. (Haziran 2015 seçimlerinde Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak sahada kısa süreliğine de olsa olmayışı muhalefetin dilini istemeden de olsa değiştirmiş ve koalisyon ihtimali sonucu alınmıştı.) Şimdi ise sistem, partilerin büyüklüğüne değil, “bir kişinin büyüklüğüne” odaklanıyor. Yani seçimde direkt “Erdoğan’la” yarışıyorsunuz. Lakin ne hikmetse muhalefet bu sefer de tersine dönerek; o “bir kişiyi” üretmeye harcayacağı zamanı, parti içindeki küçük iktidar alanlarını büyütmeye harcıyor. Bu durum, sorumluluktan kaçmanın ve konforlu olana teslim olmanın en net örneğidir. Sadece siyasi oluşumlar değil, siyasetten talepleri olan bütün örgütlü yapılar bu gerçeği kavramalıdır.
Nadiren de olsa asıl meseleye odaklanıldığı oluyor. Şu an gündemde olan “ara seçim” meselesi, muhalefetin gündemi belirlemesi adına iyi bir gelişmedir. Lakin burada da doğru strateji kurulamayınca iktidar konuyu hızlıca tali bir alana evirebiliyor. Muhalefet konuyu medyada “meze” haline getirmeden, organize bir biçimde gündeme taşıyamayınca, iktidar meseleyi öyle bir yansıtıyor ki muhalefet toplum gözünde “hayal satan âşıklara” dönüşüveriyor. Muhalefet için gündemi belirleyen tarafta olmak asıl meseledir. Ancak bu durum, tali meselelere takılıp kalmak kadar kolay değildir. Görüldüğü gibi eğer doğru bir strateji ve organizasyonla yola çıkılmazsa, iktidar için her konuyu tali bir meseleye çevirmek çocuk oyuncağıdır.
Tali meselelere olan aşkı biraz abartmış gibi görünüyor olabilirim; fakat örgütlü yapıların bu tutumları bunun net bir örneğidir. Eğer muhalefetin iddia ettiği gibi ülkemiz kötü durumda ise siyasilerin; ahlaki durum kanaat önderlerinin anlattığı gibiyse onların; gençlikten yakınan STK’ların ve dinin doğru anlaşılmadığını düşünen din görevlilerinin bir an evvel önceliklerini belirlemesi gerekir. Sorumluluktan kaçmadan, konfor alanından uzaklaşarak bu tali aşklardan vazgeçip asıl meseleye odaklanmaları şarttır. Hatta mağdur grupların bile sadece kendi mağduriyetleri çözülünce kenara çekilmemesi, bir erdem göstererek genel mücadeleye omuz vermesi gerekmektedir. Yoksa yıllarca aynı şeyleri, sadece kelimeleri değiştirerek tartışmaya devam edeceğiz.
İktidarın, gündemi tali konularla meşgul etme lüksü artık kalmamıştır. İçeride ve dışarıda sorunların çığ gibi büyüdüğü kendilerince de malumdur. Her sorunu “CHP” diyerek makyajlamayı bir kenara bırakmalıdırlar. Muhalefet ise 2028 seçim sonuçlarını şimdiden kabullenmiş gibi teslimiyetçi tavır almaktan uzaklaşmalıdır.
Durumunu bilmek başkadır, teslim olmak başka…
Tarihin tozlu raflarında bir ibret vesikası olmak istenmiyorsa; iktidarın da muhalefetin de artık bu tali aşklardan boşanması gerekmektedir.




