Picture of Muhammed Halil Koparan
Muhammed Halil Koparan

Tarımsal Proteksiyonizm

A+ A-

Son on yıldır bize anlatılan “dünya dev bir pazar, parası olan her şeyi her yerde bulur” masalı artık bitti. Pandemiyle çatlayan, Rusya-Ukrayna savaşıyla sarsılan küresel sistem, bugün Orta Doğu’daki barut kokusuyla tamamen çöktü. Artık cebinizde dolarınız olsa bile, başkasının ambarı kilitliyse açsınız demektir. Dünya artık liberal ticaretin değil, “Tarımsal Proteksiyonizm” ve onun ham maddesi olan “Gübre Savaşları”nın şafağındadır. Ülkeler artık ellerindekini satmak için değil, saklamak ve stratejik bir silah olarak kullanmak için yarışıyor.

Bugün dünya tarımı, tankların menzilinden çok Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine kilitlenmiş durumda. Küresel üre arzının neredeyse yarısı (%46) bu havzadan çıkıyor ve İran üzerindeki her gerilim, tarladaki çiftçinin maliyetine “gecelik şok” olarak yansıyor. ABD’deki çiftçilerin %70’inin “gübre alamıyorum” dediği bir iklimde, tarım artık bir ekonomi başlığı değil, bir “ulusal savunma” meselesidir.

Devletler artık ideolojileri değil, ambarlarını koruyor. ABD, mazot maliyetini düşürmek için emisyon kurallarını bir kenara itip lojistik engelleri kaldırırken en radikal hamlesini yaptı: Potasyumu “Kritik Mineral” ilan etti. Bu, gübrenin artık buğdayın yanına değil, uranyum ve lityumun yanına, stratejik devlet madeni statüsüne konulmasıdır. Çin ise sessizce kapılarını kapatıp iç stoklarını %90 kapasiteyle tahkim ederek dünyaya şu mesajı veriyor: “Benim ambarım dolu, gerisi başının çaresine baksın.”

Dünya devleri gübreyi “kritik maden” ilan edip stoklarını tahkim ederken, Türkiye bu sürece %90 oranında dışa bağımlı bir şekilde, savunmasız yakalanmıştır. Bugün Türkiye’de toprağa atılan gübrenin ve o gübrenin üretilmesi için gereken ham maddenin neredeyse tamamı ithaldir. Bu tablo; tarladaki maliyetin de, rafdaki gıda fiyatının da kontrolünün bizde değil, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerde ve küresel tedarikçilerin iki dudağı arasında olması demektir.

Tarım politikaları uzmanı Ergin Kahveci: “Herkes Toplarken Biz Eldekini mi Çıkarıyoruz?”

Dünya bu “tarımsal beka” moduna geçmiş, hammadde için kıta dışı operasyonlar yapıp korumacı duvarlar örerken, Türkiye’deki manzara tam bir stratejik paradoks barındırıyor. Tarım politikaları uzmanı Ergin Kahveci, tam da bu noktada can alıcı bir soruyu masaya bırakıyor. ABD’nin gübre arzı için Venezuela ambargolarını deldiği, potasyum peşinde koştuğu bir dönemde; Türkiye’nin İran’daki hammadde kalesi olan Razi Gübre Fabrikası’nın (Tarım Kredi iştiraki) elden çıkarılmasının tartışılması tam bir “akıl tutulmasıdır”.

Kahveci’nin tespiti aslında milli bir uyarı niteliğinde: “Herkes başının çaresine bakıyor, hammadde topluyor; biz ise elimizdeki en stratejik dış varlığı, hammadde kaynağımızı çıkarmayı tartışıyoruz.” Dünyada gübre savaşları verilirken ve her ülke kendi iç pazarına kapanırken (proteksiyonizm) cephaneliği boşaltmak, oyun kuruculuk değil, stratejik bir savunmasızlıktır.

Ambarın Anahtarı Kimin Elinde?

Tarımsal proteksiyonizm artık geçici bir kriz yönetimi değil; Çin, ABD ve Hindistan gibi devlerin başlattığı yeni bir küresel çalışma biçimidir. Türkiye için bu tablo, duygusal yaklaşımların ötesinde, çok net bir yol ayrımına işaret ediyor: Ya gübre ve enerji fiyatlarını belirleyen küresel aktörlerin ve lojistik kırılmaların oluşturduğu maliyet artışlarına boyun eğip gıda enflasyonunu kalıcı hale getireceğiz ya da tarımı basit bir “ticaret başlığı” olmaktan çıkarıp bir milli güvenlik meselesi olarak yeniden tanımlayacağız.

Bu dönüşüm, sadece yeni destek paketleri açıklamakla değil; ham maddeden lojistiğe kadar tüm üretim zincirinde dışa bağımlılığı azaltacak devlet odaklı bir stratejiyle mümkündür. Dünyanın gübreyi “kritik mineral” statüsüne alıp ambarlarını kilitlediği bir dönemde, Türkiye’nin piyasa koşullarına güvenme lüksü kalmamıştır. Eğer bugünden hammadde kaynaklarımızı güvence altına almaz ve kendi üretim altyapımızı kurmazsak; yarın en yüksek bütçeleri ayırsak dahi piyasada satın alacak ürün bulamama gerçeğiyle yüzleşebiliriz.