Teenni
- Tarih:
“Erişir menzil-i maksûduna aheste giden.
Tiz-i reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır”
(Şair Hatemi)
İnsan, kendisini tanımlanırken hâlâ tam manasıyla tanımış ve bu tanım üzerinde uzlaşmış bir varlık değildir. İnsan doğasının iyi ya da kötü olup olmadığı ile ilgili tartışma geçmişten günümüze kadar devam eden bir soru işaretidir. Bu soruya cevap aramaya devam ederken insanın bilinen en belirgin özelliği sosyal ve aceleci bir varlık olmasıdır. Örgütlü bir yaşama geçmesi ve buna ayak uydurması da bu özelliğinin aslında yaratılışındaki var olana uyum sağlaması diyebiliriz.
Kendimizi tanımak için bir yola çıkmak istediğimizde bize yol gösteren en doğru kaynakta şüphesiz Kur’an-ı Kerim oluyor. “İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir.” (İsrâ 17/11) “İnsan aceleci bir tabiatla yaratılmıştır. Size yakında ayetlerimi (hesap gününü/mucizeleri) göstereceğim bunu acele istemeyin.” (Enbiyâ21/37) Ayeti Kerimeleri, bize aceleci bir yapımız olduğunu haber veriyor, devamında ise buna dikkat etmemiz hususunu vurguluyor. Bunu kontrol gücünün ve imkanının insana verildiğine de işaret ediyor. Bu özelliğimizden de ötürü bazı konularda düşünmeden ve hızlı karar verebiliyoruz. Buda bizim lehimize olan bir durumu aleyhimize çevirebiliyor.
İşte tamda burada hayatımızda unuttuğumuz ama en çok ihtiyaç duyduğumuz kavramlardan olan” teenni” karşımıza çıkıyor. Acele etmemek, bir işi düşünerek yapmak, sakinliğimizi koruyarak, telaşa kapılmadan, aynı zamanda da atalete düşmeden hikmetle hareket ederek karar vermek demek. Oysa şimdi tam tersi olan bir yaşantının içindeyiz. Yaptığımız işlerden hemen fayda sağlamak, anında cevap vermek, hızlı ve kolay yoldan sonuç almak istiyoruz. Durmak ve sakin kalmayı yorucu bir eylem haline dönüştürdük. Acele edeyim derken düşünemiyor, duygularımızı aklımızın önüne geçiriyoruz. Sonrasında verdiğimiz kararlardan üzüntü ya da pişmanlık duyabiliyoruz. Aslında anlık duraklamaları, zamanı ve fırsatları kaçırmak olarak değerlendirmemek gerekiyor. Acele etmek vaktinden önce ele geçirmeye çalışmak o işten faydamızı en aza indirmek oluyor çoğu zaman. Bazen yavaşlamak, varmak istediğimiz duraklara hızlı gitmemizi sağlayabilir. Tabi ki her acele karar ve hızlı hareket yanlış değil, ama insanın çoğunlukla hata yapmasını sağlayan da aceleciliği. Acele etmemiz gereken durumlar kötülüğü engellemek de olmalı, iyiliği yaymak da olmalı… Bunların dışında dünyada güzel şeyler vakit istiyor. Bir çocuğun büyümesi zamanla oluyor, bir ağacın meyve vermesi, bir incinin istiridyeden çıkması, bir elin bir zanaatta ustalaşması, hatta iki insan arasındaki dostluğun inşası. Bunca zaman alan güzelliği görmekte sabır ve sebat ederek gerçekleşiyor.
Kendimizi tanımak isteyip inşa ederken, her şey nerede durup, nerede hareket etmemizi öğrenmemizle başlıyor. Fıtratımız acele etmeye meyletse de kendimize nefes alacak ve durup düşünmemizi sağlayacak duraklar koymalıyız. Yoksa sürekli hızlı ve acele eden bir hayatın içinde insanın kendine dönmesi ve isabetli kararlar vermesi ne kadar mümkün olur?




