Picture of Osman Ünlü
Osman Ünlü

Teknoloji, Mantık ve İnsan: Bir Sistem Analizi

A+ A-

Dünyanın teknoloji alanındaki gelişimi, matematiksel bir ifadeyle logaritmik olarak arttı. Ateş, tekerlek ve yazının icadından sonra; 1800’lerde elektriğin, ardından yarı iletken teknolojisiyle transistörlerin hayatımıza girişiyle teknoloji adeta uçuşa geçti. Bilgisayarlar ve ardından yapay zeka… Bundan on yıl önce bilgi çok önemliydi; hatta çağa “bilgi çağı” adını verdiler. Şimdi ise durum çok değişti; artık bilgiye erişim kolaylaştı. Yani mesele artık sadece “bilgi” olmaktan çıktı.

Bir bilgisayar sisteminin veya otomasyon yapısının üç ana bölümü vardır: Giriş bölümü, yani sensörler ve butonlar gibi araçlarla dış ortamdan sisteme veri aktaran kısım; ALU (Aritmetik Lojik Ünite), yani işlemlerin yapıldığı merkez ve çıkış ünitesi, yani değerlendirme sonucunu dış ortama aktaran kısım. Sistem içinde; dışarıdan gelen, dışarıya aktarılacak olan ve hesaplama yaparken kullanılan verilerin tutulduğu bir de hafıza bulunur. Bir sistemin kalitesini ve hatasız çalışmasını etkileyen faktörler ise iki ana başlıkta toplanır: Birincisi, dış ortamdan gelen bilginin doğruluğudur. Örneğin, dış ortamın sıcaklığını sisteme aktaran sensörden gelen bilgi alınır alınmaz hemen işleme tabi tutulmaz. Bazı uygulamalarda 10, bazılarında 50 defa sıcaklık bilgisi okunur, bu değerlerin ortalaması alınır ve ancak ondan sonra “kesin bilgi” olarak değerlendirmeye sokulur.

İkincisi, doğruluğu test edilen bu bilginin tabi tutulduğu aritmetik lojik işlemdir. Burada çok sağlam bir mantık sistemi vardır. Lisede mantık dersinde gördüğümüz; (P ve Q), (P veya Q), P’ (P’nin değili) gibi kurallar burada işler. Ayrıca veriler üniteler arasında taşınırken doğruluğu kontrol etmek amacıyla “parity bit” dediğimiz hata kontrol sistemleri kullanılır. Özetle; akıllı sistemlerin iki temel özelliği bilginin doğruluğu ve güçlü bir mantık silsilesidir. Kaliteyi ortaya koyan budur. Akıllı sistemler geliştirilirken insandan ilham alınmıştır; “yapay zeka” ismi de zaten bunu ifade eder. Peki, işe tersten baksak? Teknolojik sistemlere bakarak bir insan yetiştirme modeli kursak nasıl olur? Kendimizi bu akıllı sistemlere benzetsek; etkileşim içinde olduğumuz çevremize zarar vermek şöyle dursun, faydalı bireyler olamaz mıyız?

Ne kadar zarif bir ifade… Göz bu şekilde gördü ama gerçek bu muydu? Elbette hayır. Demek ki Zülkarneyn’in gözü yanılmıştı. İnsanın gördüğü her zaman “olan” değildir. Bu nedenle dış ortamdan gelen bilgiyi —hele ki sosyal medya ve günümüz iletişim araçlarının yanıltıcı çevresinden geliyorsa

— defalarca tetkik etmeden düşünce dünyamıza almamalıyız. Kendimize hep şunu sormalıyız: “Bu haber benden neyi saklıyor, bana neyi yutturmaya çalışıyor?” Bilgi doğru gelse bile, iç alemimizde aktarılırken değişime uğruyor mu? Duygularımız ve yargılarımız bilginin yapısını bozuyor mu? Bir kişiye olan öfkemiz bizi adaletten ayırıyor mu? Bunun sağlamasını yapıyor muyuz? İçsel bir “parity bit” kontrolümüz var mı?

Bir zamanlar, ülkesinin en adil ve mantıklı hükümdarı olmakla övünen bir kral varmış. Kral, sarayına gelen bir bilgenin aklını test etmek istemiş ve ona sormuş: “Söyle bakalım ey bilge, bu dünyada gerçek mantık nedir? Bana öyle bir şey anlat ki hem hakikat olsun hem de içinde bir ders barındırsın.” Bilge gülümsemiş ve şu hikâyeyi anlatmış: “Hükümdarım, hayal edin ki iki adam bir bacadan aşağı düşüyorlar. Bacadan çıktıklarında birinin yüzü simsiyah kurum içinde kalmış, diğerinin yüzü ise tertemizmiş. Size soruyorum: Hangisi gidip yüzünü yıkar?” Kral hemen cevap vermiş: “Elbette yüzü kirli olan yıkar! Bu çok basit bir mantık.” Bilge başını sallamış: “Yanılıyorsunuz hükümdarım. Mantık bazen göründüğü gibi değildir. Yüzü kirli olan adam, karşısındakine bakar ve onun yüzünü temiz görünce kendi yüzünün de temiz olduğunu sanır. Ancak yüzü temiz olan adam, karşısındakinin yüzünü kirli görünce kendi yüzünün de kirli olduğunu düşünür ve gidip yüzünü yıkayan o olur.”

Hikaye, düzgün kurulmuş bir mantığın ne kadar kıymetli olduğunu anlatıyor gibi görünse de asıl olan bizden gizlenmiş gerçektir. Bize bir şeylere inandırmak isteyenlere karşı eğer biz de inanmaya hazırsak, bu güzel bir düzenektir. Hayal ile gerçeği, olan ile olmasını istediğimizi birbirine karıştırmak çok mümkün. Sebep-sonuç ilişkisini kaybetmek mantığımızı atıl duruma düşürmektir. Hikaye ile ilgili söylenmesi gereken asıl gerçek şudur: Tabii ki bacadan düşen iki kişinin ikisi de simsiyah kuruma bürünür. Bunun başka bir yolu yoktur.

Kehf Suresi’nde Zülkarneyn (a.s.) için “Sebeplere tabi oldu” denir. Yani Allah’ın yarattığı doğa kanunlarına, yani Sünnetullah’a uydu. Kendinizi yüksekten bırakırsanız düşersiniz; peygamber değilseniz bunun istisnası yoktur ki bu durum peygamberler için bile mucize kabilinden çok nadirdir. Hayatın akışında Sünnetullah’ın dışına çıkmak mümkün değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mekke’den Medine’ye hicret ederken izini kaybettirmek için ters istikamete gitmiş ve bir mağarada saklanmıştır. Yani mantığını ve stratejiyi en iyi şekilde kullanmıştır. Gazzeliler, bugün hepimizce malumdur ki Allah’ın en sevgili kulları arasındadır. Ancak o tünelleri yapmasalardı, siyonistlere karşı bu direnişi gösteremezlerdi. İran, dünyadaki ezilmiş halklara bir umut ve cesaret verirken Amerikan

emperyalizminin itibarını nasıl sarstı? Yıllarca uğraşıp füzeler ve dronlar geliştirerek… Eğer bu teknolojik hazırlığı yapmasalardı, emperyalizme karşı duramazlardı.

Şimdi bir toplum düşünün: Annelik kavramının, kadının çalışma hakkına kurban edildiği; çocukların kişiliklerinin oluşturulacağı bir zamanda, evin en büyük gündem maddesinin daha geniş bir ev veya daha yeni modelli bir araba olduğu; anne ve babanın rahatının bozulmaması için çocukların eline tabletlerin ve telefonların verildiği; helal olan 4’ün, haram olan 5’ten daha büyük olduğunun anlatılmadığı; öğretmenlerin itibarsızlaştırıldığı, öğrencilerin bile ciddiye almadığı, velilerin hakaret edebildiği, yöneticinin öğretmenine değer vermediği; anne ve babanın çocuklarını eğitmek yerine sadece onları memnun etme derdine düştükleri… Böyle bir ortamda sizce çocuk nasıl yetişir? Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) buyurduğu gibi: “Kölelerin efendilerini doğurdukları vakit kıyameti bekleyin.”

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da vefat eden çocuklarımıza ve şehit olan öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.